
bir şeyleri yürütmek ilgimi çekmiyor. başlangıçtaki heyecanı seviyorum,sonra sıkılıyorum. bir süre boyunca bir şeyde karar kılıyorum,yürümesini sağlıyorum -sonra dışarıdayım. Öyle girişimciyimki hiç bir şeyde başarılı olamıyorum, kendi hayatım dahil. Bunun sırrı bunu biliyor olmamda yatıyor.
27 Şubat 2009 Cuma
sol,pkk ve bugün

basketbolda avrupa felaketi
bu hafta çarşamba günü sonlanan avrupa maçlarıyla beko basketbol liginin Avrupa'da İspanya'nın ardından 2.en iyi lig olduğu kandırmacasının da feci şekilde patladığını gördük... ilk sürpriz sene başında Gs Cafe Crown'un Êuro Cup elemesinde sıradan Sırp takımı Buducnost'tan fark yiyerek sezona Euro Challange kupasında devam etmesiyle başladı... Euro Cup'a gelince Beşiktaş ilk turda elendi ve akılda kalan sadece Benetton'u deplasmanda yenmesiydi ki neye yaradı boşu boşuna bir hiç... ardından son yılların hem Avrupa hem de Türkiye için en
büyük şoku yaşandı ve Efes Pilsen daha ilk turda Euro League dışında kaldı.... kaldı ki bu Efes Pilsen şu anda eze eze ligde önde daha geçen hafta türkiye kupasını kaldırdı..
ligde 18 galibiyet üst üste alan bir takımdan bahsediyoruz ki elendiği grubta Real Madrid ve CSKA haricinde Efesin aman aman üstünde olan bir takımda yoktu.... Turk Telekom'a gelince ilk turda istediği gibi gruptan çıktı çıkmasına lakin şu anda Euro Cup'ta 2.turda onun da vedasını izlemek üzereyiz... Galatasaray'da Euro Cup'tan sonra Euro Challange seviyesinde de elendi gibi.... Tek umut Fenerbahçe idi fakat o da çok ama çok önemli olan Cibona deplasman galibiyeti sonrası o da garip işler yapma telaşına girdi ve kaybettiği avantajı 22 sayı fark yiyerek altın tepsi ile Cibona'ya hediye etti....
çıkması ise ayıp yazık gerçekten.... Bunun için dönüp bir sürü sebep aranabilir elbette ama kesin olan futbolda olan o savruk transferlerin artık basketbolun en derininde hissedilmesi... Sene başında alınan yabancı oyuncular istikrarlı bir şekilde takıma katkı verebiliyorsa o takım mutlaka seneyi iyi geçiriyor.... Eğer sene başında yapılan transferde yanlışlık varsa o takım sene içinde o Amerika'lıyı yollar başka bir Amerika'lıyı al şeklinde bir sürü hata yapmaya devam ederdi ve sonucu malum karşımızda.... kaldı ki çok yabancılı kadronun nasıl bozguna uğrayacağını iki senedir bize Efes Pilsen en derinden en manalı şekilde göstermekte... Türk oyunculardan oluşmayan takım çekirdeğinin Avrupa'da resmen sıçar pozisyonda arz-ı endam etmesi kabul edilebilir gibi değil... Yıldız,Ümit,Genç serilerinde Avrupa'nın ve Dünyanın en sağlam 4-5 takımından biri olan bir potansiyelin şu anda hangi takımda nasıl kullanıldığının belkide göstergelerinin başında bu Avrupa serileridir.... Bir başka ta
raftan bakarsak Mehmet ve Hidayet'ten sonra NBA standartında sadece Ömer Aşık çıkması onunda şanssız sakatlık sonrası 1 sezonu boş geçirmesi en büyük şanssızlığımızdır.... Avrupa'da "0" çeken bir ligimizi de boşuna birileri çıkıpta İspanya 1 Türkiye 2 reklamları ile yutturmaya kalkmasın.. Çok başarısız bir organizasyon,çok başarısız transfer seçimleri ve sonunda Efes Pilsen ile Fenerbahçe ye indirgenen bir final serisi... Geçen yıl değişimi görüp Türk Telekom'un final oynaması iştahımızı kabartmıştı velakin bu sene Gs-Bjk final oynasa ne değişir, kendi içinde başarısız bir sezonun ardından telafi maksatlı bir final serisi olacaktır bu da kaliteyi falan arttırmaz.... 25 Şubat 2009 Çarşamba
Recep İvedik Oleeyyyy




24 Şubat 2009 Salı
1..2.. deneme..

saat gecenin 4ü. 3 bölüm lost izlemiş gözlerle pc önündeyim. fonda johnny be good çalması bir tesadüf mü yoksa? elbette değil, anı biraz daha anlamlı kılmak için kendim açtım.. oldu mu derseniz, farkında olamayacak kadar güzelim, kafam güzel yani.. ama fotoğraftaki sahne aklımdan çıkmış değil. diziyle benzerlik gösterdiği için belki de spontone gelişti, veya tamamen zorlamarla dolu bir andı. kendime itiraf edecek vakit değil şimdi. o zaman başlıyoruz. 1.. 2.. euzu.. deneme..
Deeelll Tooroooo

Adalet istiyorum Adalet Bakanı

23 Şubat 2009 Pazartesi
Hoşgeldin büyük kaptan



21 Şubat 2009 Cumartesi
varım diyor..
dayanamayacağımı kestirip soluğu dışarda, ev yolunda alıyorum. hava da iyice serinleşmiş, taze örülmüş bjk atkımı biraz daha sıkı sarmalıyorum boğazıma, örenin ellerine sağlık. ama aklım hala maçta. eve girince ilk iş salona girip tvnin ekranında sağ üst köşeye bakmak; 0-2. seviniyorum ama içten içe de üzülüyorum canlı göremeyişime. pederin yanına oturuyorum ama izlediğim filan yok gözüm hep skorda. birden kayboluyor ve "antep gol atmıştır" diye düşünüyorum; 0-3. hayretlerdeyim, sevincimi belli etmiyorum ama golleri bir an önce görmeliyim, yorumlara bakmalıyım..

ev yolunda kararmaya başlayan beyazlarım tekrar aydınlanıveriyor. gece boyu maç tekrarlarını izleyerek, kim ne demişlere bakarak vakit öldürüyorum. maç öncesinde ernste verilen paralardan şikayet edenlere karşı hem yönetimi, hem denizliyi savunarak geçirmiştim, haklılığımın tadını çıkarıyorum bir kez daha. kim yönlendirmiş bu insanları, neden böyle düşünmekteler anlayamıyorum zaten? bir ara transfer dönemine göre mükemmel bir transfer olduğu bu kadar açıkken, ve fiyatı da futbol piyasasına göre bu kadar düşükken. yaş desen 29unda adam henüz. ayrıca bu yaş problemini çözmek, havuz problemi çözmekten daha zor. bir gençlik ateşidir tutturmuş insanlar; gordon gençti, higuain de öyle, serdar özkan da genç bu arada..
trabzonun denizliye yenilişiyle katmerleniyor sevincim. an itibariyle fenerbahçe de 1-0 yenik tamamlıyor ilk yarıyı. önümüzdeki 3 haftanın önemi daha da artıyor böylece. bir kaza olmaz umuduyla bakmak istiyorum ama, aklımın bir köşesinde de "acaba?" lar yok değil. kış kışlıyorum hemen. bu takıma ekrem katılacak, delgado düzelecek diyorum, üzülmeze nazar değmesinler, cisseye alternatiflerle geçiyor ister istemez zaman. 26. haftayı bekliyoruz merakla, siyahıyla beyazıyla varım diyorlar sahada, biz de varız [ulan]...
Takaslar tamam,kılıçlar çekildi,son düzlükteyiz

20 Şubat 2009 Cuma
20 Şubat 2009
Tabata ‘sız Antep, deplasman fakiri Beşiktaş. Antep teknik direktörü Sağlam sistem değişikliğine gideceğiz diyor tabatanın yoklugunda, yani klasik Anadolu takımı olacaklar. Beşiktaşta ciddi eksikler var ama her şeye rağmen son Trabzon maçını ölçü alırsak Beşiktaş bir adım önde.. eksikler ve takımların konumu da bu maçta 2,5 gol altını çok makul kılıyor..
134 Schalke-Dortmund
Evinde yaptığı son 3 maçı kazanan (Werder dahil) Schalke 2. yarıda 3 maçtır kazanamayan Dortmundu ağırlıyor, ikisi de iyi sezon geçiriyor diyemeyiz ama evinde oynadığı 9 maçın 6 sını kazanan ve sadece B.Müniche yenilen Schalke bu maçı kazanır.
136 Vitesse-Roda
Evide oynadığı son 8 maçta yenilmeyen Vitesse ve karşısında deplasmanda 12 maçta 1 galibiyeti bulununan (o da PSV) Roda. Formda Vitesse Rodayı rahat geçer.
142 P. Ferreira-Porto
Deplasmandaki galibiyet sayısı evinden daha iyi olan lider Porto son zamanlarda iyi top oynayan ligin son sıralarındaki Ferreiraya konuk oluyor. Takipçilerinin de yarın birbirleriyle oynayacaklarını düşünürsek en az biriyle puan farkını açma fırsatı getirdi Portonun eline. Rakibinin son zamanlardaki yükselişi ve iyi futbolu onları pekte etkilemez, bu fırsatı kaçıracaklarını sanmıyorum. Porto kazanır
Önerilen Kupon
114- 2 - 2,25
134- 1 - 1,90
136- 2 - 1,70
142- 2 - 1,50
____
10,90
114- Alt - 1,65
134- Üst - 1,75
136- Üst - 1,55
_____
4,47
BOL ŞANS.. TOP YUVARLAKTIR
22 puntoluk devlet, sanatçısına veda ediyor mu?..
önce ağırlaşmış, ardından da vefat etmiş haberi geldi.. belki on, belki onbeş dakika içinde.. demek ki haber olabildiğince kötü olduğunda olamayacak kadar hızlı olabiliyormuş.. kaldıki kuzey afrikada bu tür haberleri anında alabilmek de olabildiğince zor iken üstelik.. uğurlar olsun demek düşüyor sadece.. uğurlanışını da görünce acaba bizi kaç kişi uğurlayacak sorusu düşüyor akla.. helal olsun ama.. ekrandan görüldüğü kadarıyla ve tanıdıklarının anlattıklarıyla son denecek tek söz "mekanı cennet olsun".. bu arada kafa kağıdında yazan ünvanda olduğu gibi hakikaten devlet sanatçısıydı.. kaçırmadığı verginin faizini ödemeye çalışıyordu bu adam devletine.. uğurlar olsun..
bir hai talate quatro.. başlıyorum..

19 Şubat 2009 Perşembe
all star week "end"

Bir all star haftası da Cuma gecesi Kevin Durant şovuyla başlayıp Pazar gecesi Shaq ve Kobenin mvp ödülüyle sona erdi.. Arada yetenek yarışmasında göz boyayan hareketler oldu tabii ama en fazla akılda kalan Shaqın muhteşem şovu, Kevin Durant’ın 46 sayısı ve Rudy’ye yapılan eyyam puanlama oldu…
Çaylaklar maçından başlarsak uzun zamanda sonra çaylak takımının sophomore takımına üstünlük kurabileceği beklentileri varken 4-5 yıldan beri görmediğimiz ciddiyette bir maç Kevin Durant’ın muhteşem oyunu ve 2.yıl oyuncularının galibiyetiyle sona eren güzel,keyifli bir karşılaşma oldu…
Gelelim cumartesi gecesine; Bu gecede elbette en fazla beklenilen smaç yarışmasıydı fakat biz onun öncesindeki şovlara dönersek, “tear drop” Tony Parker’in yetenek yarışmasında Eva Longoria’dan kalma cenabetliğiyle tüm zamanların en kötü derecelerinden birisine imza atması ve Derrick Rose adlı 1 numara seçiminin sakin bir şekilde işi götürmesiydi…
Favori Parker ve Deron abi idi ama nihayete ererek play station ceo sunun elinden ödülü kapatan Derrick Rose oldu kendisini kutlar yeteneklerini biraz daha parkelere yayarak Chicago takımına da bir katkıda bulunmasını beklemekteyiz artık….
Gelelim 3 sayı yarışmasına…Favori elbette hayvani rakamlarla geçen sene şampiyonluğa uzanan İtalyan-Amerikan Kapono idi fakat gelgelelim sonuca; adı bir daha bu tür yarışmalarda ancak bir sene daha geçecek olan o da şampiyonluk kontenjanından bu yarışmaya katılabilecek olan Miami takımının 14 numarası Cook oldu… beni en çok şaşırtan ise Danny Granger oldu.. Bu sene her şeyi fazlasıyla yapan ve bunca kadro yanlışlığına rağmen doğu takımında bileğinin hakkıyla burada olan Granger’in daha fazlasını yapabilceğini düşünerek bu yorumu yapıyorum,,mazur görüle….
Gecenin finali smaç şampiyonası ile kapatıldı elbette.. yarışmayı kazanan sokak serserisi Nate Robinson oldu velakin kendisine ve Phoenix smaçörlerinden oluşan juriye buradan ettiğim küfürleri tekrarlamayacağım.

İlk başta smaca başlayan efsane İspanyol, ki kendisi Avrupada oynadığı sıralarda da alley hoop efendisiydi, muhteşem bir smaçla başlayıp o eyyamcı juriden aldığı 41 puandı ve sizde eminim o puandan sonra yuhalamaları duymuşsunuzdur.. Ben daha da abartıp ayağa kalkıp “one minute,olmaz” derken Rudy nin 2.smacından sonra fuck ile başlayıp fuck ile biten cümlelere çoktan başlamış idim bile….
J.R. Smith için pek söyleyecek bir sözüm yok, kendisi 2-3 yıl önce olan fakat şimdi tarihi kestiremediğim sene de hayal kırıklığı idi hala değişen bir şey olmadığını gösterdi…

Dwight abimize gelince o potaya uzatarak vurduğu smacı herkes bir şekilde internetten veya oradan buradan efsanelerden duyduğu için pek şaşırmadı, fakat final serisinde panyanın kenarına çarparak vurduğu smaç ise olağanüstüydü, söyleyecek tek söz “respect” idi…
En sonunda Nate serserisinden bahsedersek o ödülün hakkı, gururu, efsanesi, adı 2 sene önce A.I. abimize yapılan haksızlıktan sonra sekteye uğramıştı,fakat bu sene kantarın topuzu kaçtı ve artık iş iyice sulandırıldı… Tamamen anipatiklikle ortalarda fare gibi dolaşan bu adam her smacından sonra yaklaşık 2 dakika yes baby nidalarıyla konuşması beni bir nba sever olarak Dr.J ile Jordan, Wilkins günlerinin tekrarını izlemeye yöneltti… Bu kadar gereksiz bir sokak serserisinin bir de oylarla şampiyon olması da smaç şampiyonasını nazarımda şu cümlelerle bitirmemi sağlamıştır:
“one minute, olmaz , benim için all star smaç şampiyonası bitmiştir”
Gelelim sona; şov zaten Shaqın sahne almasıyla tavan noktasına ulaşarak bitmişti….
O danstan sonra geceyi şenlendirecek tek şeyin Shaqın yapacakları olacağı kesindi ama bunu görmeyerek Shaqa 11 dakika süren veren o coach zihniyeti de MVP ödülü ile Stern tarafından eleştirildi ama olsun, tat damağımızda kaldı bir kere..

Nihayetinde başarısız bir juri ve coach yönetimiyle ve bir İspanyol un yaptığı olağanüstü işlerle akılda kalan bir haftasonuydu.. Bu arada yaptığı yorumlarla artık iyice insanları çileden çıkaran Kaan Kural ise uzun zamandan sonra en doğru yorumu yaptı:
“Shaq için her all star haftasında bir özel koltuk bulunsun,bir şekilde dahil edilsin”
meoezcan
tekrarı yok bunun
ufo görmüş masum köylü..
aç gözünü seyret, tekrarı yok bunun..
sivas ve kayseri maçlarının tekrar isteği reddedildi bildiğim kadarıyla. antalya maçından ufak da olsa bu yönde bir tahminimiz, arkadaşlar arasında makaramız olmadı değil! maçın sonlarına soğru Özkahya'nın Ali Zitouni'ye gösterdiği aldatmaya yönelik 2. sarı kart yan hakem yardımıyla düzeltildi neyseki, sarı döndü dolaştı meira'ya çıktı. ama içimizde maç sonu yapılacak itiraza bir altyapı oluşturması açısından soru işaretleri bırakmadı değil hani.. [takım isimlerinin sonundaki "spor" ekine de, sivasspor, kayserispor gibi, ayrı bir antipatim var bu arada.]
gözleri mercan electra
ah yalın ah! beyaz'dan geçtik de, biz seni böyle bilmezdik
fazla söze gerek var mı? bizce yok.. [biz ekran başında eridik valla. kolay iş değil bunlarınki de.]
bi idrak

kuru laflar ile endişemi ihlal etme,
kulak asmaz davula dinleyen elbette kösü.
bu mudur ahsen-i takvim ile medheylediğin,
bu mu insan diye halkettiğin eşek sürüsü.
neyzen yıllar önce bunu söylerken belki etrafında çaresiz bakan gözleri , belki idrak edemeyen dingilleri kim bilir belki de sadece sinirlendiklerini düşünmüştür. o neyzen de kalsın lakin bu mu insan diye medheylediğin eşek sürüsü yüzyıllarca belki de en fazla tekrarlanacak ve tekrarlanmakta olan kalıptır, değişmez. ha kendin ne boksun da başkasına salladın diyenler de olabilir. o da mümkündür en nihayetinde eleştiri kendi lop etine batmadan başkasına girmez.... işte bu yüzdendir ki hayal denilen o yüce soyutsal kavramın altını dolduramayanlara sallıyorum ben şimdi bunu. her insan hayatına dair en güzel hayalleri her gün, sürekli, mütemadiyen canlandırır ki insan olmaya dair en özel adımlardandır bu.... hayal yaşama dair bir halattır insanla umut arasında... yaşama sevincine bir kremadır, gece vakti acıktığında kaşık kaşık yenmiş bir nutelladır... lakin hayal bir arzudur, gerçeğin peşinden koşma umududur, içi köküne kadar doludur... kuru sıkı etrafa hunharca saçılacak kadar ucuz olmaz, olmamalıdır... yıllarca arzuyla biriktirilir, ne bir günde bir göze bakarak, ne bir günde bir sözden etkilenerek koparılabilir taa en derinden.. yol katedilir, emekle, fedakarlıkla adımlar atılır.. lafa söze bakmadan, onu bunu dinlemeden kendin olarak peşine takılınır... düşersen ne olur yaradır kabuk tutar geçer... en nihayetinde bir suya doyamamış bir balık ve o balığın tutturduğu bir rota vardır... belki suyun tersine yüzer ama ona da eyvallah ulaşacağı nokta kendi kıblesidir , vazgeçilmezi, hayalidir... sonuç mu ; hayal yaşamak isteyenler için bir çivili top, gerzekler için sadece ucuz eğlence kaynağıdır... tekrarlanır durur, her gün daha da fazla hayal için adım atılır, her gün attığı adımlar sertleştirir, etrafında sıfır zamanlı hayalleri gördükçe de gerzekliğe olan inançlar artar... bi idrak bir zümrenin kurduğu sıfır zamanlı hayallerin ortasında yer almanın en küfürlü acısından uzak durulur... ben,bizzat,kendim yoktur elbette.. fakat ben,bizzat hayalim, kendi kıblem ve benimle beraber olanlar vardır... fakat bir nihayet vardır; bütün sonuçları bu dünya da misafir ruhuma ve beni koyacakları dokuz tahtayı kapatan o kuru toprağa ait... ha sana ait ne var mı diyorsan bi idrak, yarına kuru bir pişmanlık, sonunda çamurla kaplanmış dokuz tahta...
meoezcan
"black mamba"

Yıl 2005 haziranı ve Lakers efsanesi haline gelmiş play off ve lig mvp si Shaq, Lamar Odom ve Caron Butler karşılığında Miami'nin yolunu tutarken Kobe'ye kulüp başkanına ve Lakers yönetimine verip veriştiriyor…Kobe o andan sonra belki de o sene kaybedilen Detroit finalinin de etkisiyle muhtemelen nba in en nefret edilen figürü haline geliyor.. Çünkü karşısında nba in en sempatik oyuncularından birisi Shaq'ın aşağılayıcı sözleri, Karl Malone un emeklilik öncesi son yüzük hayalinin içine eden adam görüntüsü….
Seneye başlandığında Rudy T.'nin de uzun süre takımda kalamamasıyla finallerin takımı play off a bile giremeyerek black mambanın tüm zehirleyen etkisinin yok olduğunu söyleyenler artık sözlerinden geri atmıyorlar, ki Kobe seneyi 30 lu rakamlarda maç başına sayı ortalaması ile bitirse bile…
Sene zor bela biterken yepyeni bir sezon başladığında artık kafasında yepyeni bir takımın dümenini kontrol etmeye başlayan ve her şeyiyle takımına kendisini adayan bir efsane yeniden canlanmaya başlıyor…o sene final oynayacak olan Dallas Mavericks'e 3 çeyrekte attığı 61 sayı ve son 12 dakikayı benchte geçirdiği gün Kobe'nin artık yepyeni mesajlar vermeye başladığı anlar gelip çatıyor… Bu efsane oyunun üzerinden pek geçmeden nba tarihinde bir maçta en çok sayı kaydeden ikinci oyuncu olma ünvanını Kobe Toronto'ya karşı attığı 81 sayıyla o sarı Lakers formasının üzerine yapıştırıveriyor… sene sonunda Phoenix'e kaybedilen play off serisinde 3-1 öndeyken arkadaşlarından yardım alamaması ve serinin 7.maçında adeta Larry Bird'un yıllar önce final serisinde arkadaşlarının arzusu olmadığını iddia ettiği bakışlarına benziyor…
Yepyeni bir sezon başladığında 5 maç üst üste 50 sayı ve üzerinde atarak artık antipatiklikten daha öte sempatinin de Kobe ye karşı beslendiği hissi gittikçe uyanmaya başlıyor.. lise yıllarındaki numarası 24 ile beraber artık yepyeni umutlara 30 yaşına gelse bile açıldığını gösteren Kobe, Jordan'ın 45 numara etkisi kadar olmasa bile yepyeni bir sırt numarası ile yepyeni başarıların peşinde olduğunu açık ve seçik bir şekilde ortaya koyuyor..kaybedilen bir nba finali ile sezon sonlansa bile ortada bir mvp ödülü ve yukarıya doğru atılan bir adımın olduğu kesindir artık….
2009 a geldiğimizde ise sezonun yarısı tamamlandığında batının en yüksek galibiyetine sahip takım ve dün gece itibariyle 23000 sayı barajına 30 yaşında uzanmış bir adam var ortada…
Kobe yıllar önce Philedelphiada bir all-star mvp si aldığında ıslıklanan, yuhalanan ve nba de oynadığı süre boyunca belki de en fazla tepki gören basketbolculardan birisidir.. bir all star karşılaşmasında bir mvp nin ıslıklanması bugüne kadar kaç oyuncunun başına gelmiştir bunu da tek tek sorgulamak gerekir ama bu kanımca 90 lı yıllardan itibaren basketbolu takip eden biri olarak tektir ve tek olarak kalacaktır… geçen yıllarda Oscar Roberson'un olduğu o bildiğimiz nba figürünün yerine lebron James'i kullanmaya çalışanlarda eminim bu detayı nefret duygularıyla görmezden gelmiş ve nba tarihine liseden sonra ilk defa adım atan smaç şampiyonlukları, Mvp ödülleri ve inanılmaz başarıları yaşayan bu adamı görmezden geldiklerini tekrar tekrar ispatlamışlardır…
Kobe 18 yaşında nba e adım attığında ve Eddie Jones gibi bir oyuncuyu onun uğruna takas edildiğini gördüğünde bu kadar başarılı olacağını biliyor mudur emin değilim ama bu kadar nefret edilen bir oyuncu olacağını kesinlikle tahmin etmiyordur…. Dünyanın en büyük şovunun en önemli parçası haline gelmesine rağmen, üst üste sayı ve başarı anlamında rekorları kıran bir oyuncu olarak bir çok kişinin gözünde hala antipatik duruşuyla hatırlanması belki de Maradona'ya bile yapılmış bir zulüm değildir… her sene kendisiyle birilerinin kıyaslanması Jordan basketbolu bıraktığından beri hiçbir oyuncunun başına gelmemişti Kobe bu parkelerde gövde gösterisi yapana kadar!!!! bugün Madison square garden da 62 attığının ertesinde Lebron'un attığı 51 sayı daha değerli hala getirtilecek kadar nba efsanesi olmaması istenen bir figürdür Kobe Bryant…
Ama her ne kadar görmemezlikten gelinse de 3 şampiyonluk yüzüğünü parmağına takmış. All star ,league mvp ödüllerini almış sayı krallıkları kazanmıştır. Stapless Centerin o muhteşem kirişinde o forma dalgalanırken hikayeye dönüp bakıldığında son kez yaşanan bir şampiyonluk mutlaka yazacaktır.. Bugün nba tarihinde bir sayı rekoru kırması onun bunu başaracağını ve kesinlikle başardığını göstermez ama 10 yılın üstünde bir sürede hemen hemen her şeyi yaşamış bir oyuncu olarak her şeye yeniden başlaması 30 lu yıllarda o parmağına “2.18 lik bir adam” olmadan da bir yüzük takacağından zerre kadar şüphem yok, tıpkı black mamba nın büyüklüğünden şüphem olmadığı gibi..
O son saniye basketlerinden sonra yere doğru eğilip parmağıyla bu işi en iyi yaptığını gösterirken bize aslında bu işi en yüksek yerde bitireceğinden kimsenin şüphesi olmamasını da ima ediyor….
Black mamba av sezonunu bu sene belki sayı anlamında Madison Square Garden da açtı ama umarım Quicken Loans Arena'da gözünü kısarak Lebron James ve saz arkadaşlarına karşı kapanışı yapacaktır…
meoezcan
sirkte 19. hafta..
nerden başlamalı, neresinden tutmalı karar veremedim ama ele avuca gelir güzel yanları olmadığı da bir gerçek artık. her haftası ayrı bir komedi olmaya başladı, bir futbol liginden öte komedi dizisini hatırlatıyor zaten. ve hakkını da vermek lazım ki gayet başarılı.
bir futbolcu düşünün ki kafasındaki kanı ellerine bulaştırıp hakemin üstüne silsin. diğeri hakemin kafasına top atsın, bir diğeri ben gelmem sen gel gibisinden tavır koysun. ve bunların hepsi cezasız kalsın. bu arada hakeme kart işareti yapan oyuncuya da taviz gösterilmesin sakın, allah muhafaza tahrik filan eder taraftarı.. zeminlerin kötülüğünden mi kaynaklanıyor, havamızda, suyumuzda mı bi şeyler var, nedir bilemiyorum ama, başka bir ligde sempatiyle izlediğimiz oyunculardan kimler geldiyse buralara fazla zaman geçirmeden antipatikleşiyor, lakaytleşiyor.. galiba itiraz edenin etmeyene göre imtiyazlı olduğunu çabucak öğrenmişler, ya da öğretmişler. maalesef bu kuralın işleyişinin böyle olduğunu çalınamayan iki penaltıyla da apaçık görmüş olduk. uzatma dakikalarında elle oynamayı söyleyen yan hakemine, "boşver kornere git" dedirtebilecek kadar geçerli hem de. ayrıca daha maça çıkarken futbolcuların suratlarındaki "mahalle kavgası" ifadelerini görebilmek mümkün. tabi tüm suçu oyunculara yükleyip, turkuaz formalı kelle avcılarına dokundurmamak olmaz. her müsabakada ayrı birer kural kitabı yazıyorlar. bu bile başlı başına mükemmel bir yetenek değil mi?
futbolcunun küfür etmesi, el kol hareketi yapması serbesttir ama tribünden gelirse cezasız kalmaz, kalmamalıdır. 10 kişi kalmış bir takıma yeniliyor ve bunun değişmesi için ortaya hiçbir şey koyamıyorsunuz, ama rakip futbolcunun iyi oynayışına da tepkili oluyorsunuz nedense. peki biz tribünlerdeki seyirciyi böyle oyunculardan kim koruyacak? milli takımı bile bu tip oyuncuları barındırdığı için sevmemeye başlayan futbolseverleri kim ikna edecek? merak ediyorum, acaba milli takımlarda manevi evlat kontenjanı olan bizim gibi kaç takım vardır?
ilk yarı bitene kadar en çok eleştirilen isimdir belki de delgado. 2. yarı başlar başlamazsa kendisi için duaya çıkar olduk "allah başımızdan eksik etmesin" diye. tamam belki biraz abartıyorum ama, ernst'in takıma katılışı ve sivok-ernst ikilisinin bozulmayacağı inancımı katlıyor. nitekim hala eksik olan en önemli şey ise "kazanma arzusu". kupa rövanşıdaki ve konya maçındaki ibrahim üzülmez'e de değinmek gerek kısaca; antalya maçında gelip geçici dedik, eğlendik, ama konya maçında da hayretler içerisinde bıraktı beni. sahanın bana göre şaşırtıcı bir şekilde en yararlısıydı. üstelik ne hakemle ne de rakip oyuncuyla didişti. ilk yarı da sadece bir pozisyonsa bu yanlışa düştü ama beklenildiği gibi uzun sürmedi, tekrar da etmedi zaten. böyle devam eder inşallah..
veysel cihan'ı da anmadan geçmeyelim. kariyerinin en yükseğine çıktığı beşiktaş'a karşı oynadı kendisi. oyunu güzeldi, hırslıydı, tebrik etmek lazım. ancak futbol rakibi arkana alıp sonra kendini yere atarak faul beklemekle oynanmıyor ne yazık ki. hakemin yemediğini görünce kalkıp etrafa küfürler savuşturarak hiç olmuyor hatta. bunun işe yaradığı iki noktayı belirtmek lazım tabi;tribünlerin gaza gelerek kısa sürede olsa "ib.e beşiktaş, olamazsın şampiyon" temposu ve başlangıçta da belirttiğimiz gibi itiraz edenin imtiyazlılığı.
bir maçta aleyhine birkaç düdük çalınınca yürüyüşler düzenleyenlerinse sesi pek çıkmıyor bu hafta. bugünse sahne, iki hafta önce turkuvaz formalıların arkasındayız diyenlerin oyunlarıyla şenleniyor, her maç sonrası tekrarlama isteği de cabası.
bunlara benzer şikayetlerim önceki senelerde mevcuttu, bu sene de mevcut ne yazık ki, ilerleyen haftalarda da aksini beklemek olmaz. belki olması gerekendir çok konuşulur, çok tartışılır bir yarış olması. sonuçta bu oyun bizim bahsettiğimiz birkaç konudan ibaret değil, parametre sayısı her geçen gün artıyor ve ibretle izlediğimiz rant kavgalarına dönüşüyor. bize görünen kısmın bütünün küçük bir kısmı olduğunu düşünürsek, tam olarak neler dönüp bittiğini anlamak imkansızlaşıyor. hadi adaletten, davranış bozukluklarından geçtim, bari kalitesine ters orantıyla yansısa bir nebze çekilebilir belki. maalesef o da yok. bu haliyle de bir ligden öte, hadi bu sefer abartmadan söyleyelim süper sirki andırıyor. biz de ne yazık ki hala ilgiyle izliyoruz..
kiev hatırası..

Maçtan sonra antu.com'la bağlantıya geçen Kievli taraftarlar ellerindeki maç resimlerini paylaşmak için gönderiyor.antu.com'da teşekkür edip, alıp imzasını yapıştırıp yayınlıyor.
fabian ERNeSTo
Toplamda 8 mn dolara mal olmuş. Birkaç gündür ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan malzeme bu, ayrıca hiçbir ayrıntı vermeksizin. Kimlerin dolduruşa gelmesini bekliyorlar, onu da anlamış değilim henüz? Rıdvan dilmen'in "bu kim yahu?" dediği bir adamdır üstelik kendisi. Hadi fabian'ı bilmesek, izlememiş olsak[hem de yayın yaptığı tvnin ekranlarında] bir an bocalayabiliriz, ki soracağımız ilk birkaç kişi de gerekli cevabı alırız, Rıdvan'ın da Güntekin Onay'dan aldığı gibi. Önemli olan istikrardır diyorsanız, önceden uyarayım, dikkat edin başınız dönmesin. Aslında değindiğim diyalog fabian için değil, rıdvan dilmen için üzülecek bir durumdur; kendisi birçok teklif alan büyük türk teknik adamlarından! birisidir, hem de tuttuğu takım ne zaman biraz kötü gitmeye başlasa adı sık sık anılan biri.. Neyse.
Beşiktaş açısından, özellikle de taraftarı açısından ise ayrı bir anlamlıdır bu transfer. Bir kere devre arası yapılan bir transfere göre epey kaliteli bir isimdir. Yönetimin sezon başlarında yaptıklarıyla da karşılaştırınca değeri daha iyi anlaşılabilir. Zamanlama ve oynadığı bölge yönünden ise akıllara federico guinti'yi getirir, ki işte en çok heyecan veren kısmı burasıdır. 100. yılda başarılı olan Tayfur-Giunti ikilisinden Sivok-Ernst ikilisine geçis süreci bir 5 yıl kadar sürmüştür belki, ama Beşiktaş'a da rakiplerinden kesinlikle üstün olduğu bir bölge katmıştır.
Taraftarın sürekli kendi kendine tazelediği umutları bu transferle yönetim de tazelemiştir. Belki de uzun zaman sonra yeni bir futbolcu hakkında bir soru işareti yoktur kimsenin aklında. Elbette saha performansını merakla bekliyoruz ama kalitesinden eminiz bir kere. Hatta geçiyorum bu seneyi, Cisse'nin yerine bir sol bek ve Bobo'nun sürekli oynadığı bir gelecek sene bile hayal edebiliyorum bu transferin üstüne. Ne diyelim, Allah utandırmasın ve hayırlı olsun Beşiktaşımıza..
[Başlıktaki ERNeSTo benzetmesi forzabesiktas.com'daki arkadaşların ürünüdür. Bu kadar da hızlı olunmaz ama..]
ya evde yoksan?
haluk bilginer'in sesiyle ne zaman kulaklarıma çalınsa, kafamı bir bidon rakıya gömme isteği uyandırıyor nedense? tabi öncelikle bir bidon ve doldurabilecek kadar rakı gerekiyor, şarkı kolay, kafayı gömmesi de..
yaklaşan yılbaşı bu isteği birebir olmasa da, yani bidon kısmını saymazsak, gerçek kılabilir, sınırsız yeni rakı ikramı kim bilir belki bidon bile aldırır gecenin ilerleyen saatlerinde. bu bünyenin damarları alkolle doluyken yaptıklarından bir özgeçmiş oluşturacak olursak, bidon pek uzak bir ihtimal gibi görünmüyor.
işte o saatten sonra evde olsan ne olur olmasan ne?