27 Şubat 2009 Cuma

sol,pkk ve bugün


zamanın köründe 80 ihtilali öncesi ve sonrasında pkk kurulurken diyarbakır da kapatılan bütün marksist örgütlerin sonucu bu durumu üstleneceğini iddia etmesiyle kurulan örgüt pkk'nın sol tandanslı bir akımdan çıktığı söylenmişti iddialarına verilen en belirgin cevaptı... zaten kürdistan işçi partisi altında bir ismi ve yıllar öncesinde pkk yı oluşturan kadroların bir kısmının doğu ve güneydoğu da komünist düşünceli organizasyonlardan yasaklanan insanlardan olması sol ile pkknın kurulduğu gün itibariyle bir noktada birleştiğine dair ispatlar olabilir.... kaldı ki çıkış iddiasında ezilen bir halkın kültürünü ve varlığını korumaya yönelik manifestolar oluşturan fakat sonrasında çok farklı kulvarlarda faaliyet gösterip , bugünlerde sadece katliamlardan ve ezilmişlikten nemalanan bir örgütün an itibariyle herhangi bir sola yakın olması mantıksız ve manasızdır.... sol taraflardaki insanların pkk dan ziyade doğu ve güneydoğu da insanların eşit şartlar altında bir şeylerden faydalanmasını istemesi kimi çevreler tarafından pkk semptizanlığı gibi algılansa da sonuç her insan hor görülen, ezilen , kültürünü yaşayamayan insanlar için üzüntü duyabilir bunu illa ki pkk sempatizanlığı gibi algılamak mantık dışı ve manasızdır... gün itibariyle bir çok sivil toplum örgütü,sosyalist düşüncede insanlar herhangi bir şekilde kürtlere ait özgürlükten veya benzeri duygusal bir yaklaşımdan bahsetse hemen ortaya pkk ile marksist düşüncelerin bir olduğu iddiası atılmakta...

lakin bugün ne yaptığı belli olmayan , mecliste yaptıklarıyla sadece kendi ırkdaşına zarar ve hüsran vererek isim yapmaya çalışan bir partinin herhangi bir noktasında bir sol görüşün birleşeceği fikrinde olamayacağım... bu cümleleri en son Ahmet Türk'ün yaptıklarından sonra daha da tekrarlamaya daha da keskinleştirmeye başladım... Sol kesimden her türlü fedakarlığı bekleyerek bir şeylerin iyi olması için çabaladığını anlatmaya çalışan ve bugün meclisde neden bulunduğunu dahi kavrayamayan bir partinin genel başkanı neden yapıldığını sorduğumuzda bile garip çelişkilerin içine gireceği belli olan cevabıyla kürtçeyi mecliste konuşmasının mantıklı bir açıklamasını yapamaz,kimse de bunu savunamaz... hele ki hangi duyguyla ve hangi beklentiyle bu garip cesareti elinde bulundurduğunu sol kesimde kavrayamaz... bugün meclis kürsüsünden kürtçe şov yaparak ezilmişliğin yanında olacağını iddia eden bir partinin herhangi bir sol tarafı kalmamıştır,kalmamalıdır... hangi duyguyla solun bu yönde yer alacağını belirlemek bana kalmaz elbette ama solun gösterdiği her türlü müsamahaya karşı her gün daha da keskinleşerek cevap veren ve bir terör örgütünün tamamen emriyetinde görevini ifa etmeye çalışan bir başkanlığın,bir sol görüşü olduğuna artık tamamen inanmamaktayım.. ortada artık ne ezilmişlik,ne hukuk beklentisi,ne de insan hakları kalmıştır... sadece 3-5 şahinin kendi baskısını ve gücünü hissettirmek için solcuların hümanist ve eşitçilik duyuglarıyla dalga geçmesinden ibarettir..

basketbolda avrupa felaketi



bu hafta çarşamba günü sonlanan avrupa maçlarıyla beko basketbol liginin Avrupa'da İspanya'nın ardından 2.en iyi lig olduğu kandırmacasının da feci şekilde patladığını gördük... ilk sürpriz sene başında Gs Cafe Crown'un Êuro Cup elemesinde sıradan Sırp takımı Buducnost'tan fark yiyerek sezona Euro Challange kupasında devam etmesiyle başladı... Euro Cup'a gelince Beşiktaş ilk turda elendi ve akılda kalan sadece Benetton'u deplasmanda yenmesiydi ki neye yaradı boşu boşuna bir hiç... ardından son yılların hem Avrupa hem de Türkiye için en büyük şoku yaşandı ve Efes Pilsen daha ilk turda Euro League dışında kaldı.... kaldı ki bu Efes Pilsen şu anda eze eze ligde önde daha geçen hafta türkiye kupasını kaldırdı.. ligde 18 galibiyet üst üste alan bir takımdan bahsediyoruz ki elendiği grubta Real Madrid ve CSKA haricinde Efesin aman aman üstünde olan bir takımda yoktu.... Turk Telekom'a gelince ilk turda istediği gibi gruptan çıktı çıkmasına lakin şu anda Euro Cup'ta 2.turda onun da vedasını izlemek üzereyiz... Galatasaray'da Euro Cup'tan sonra Euro Challange seviyesinde de elendi gibi.... Tek umut Fenerbahçe idi fakat o da çok ama çok önemli olan Cibona deplasman galibiyeti sonrası o da garip işler yapma telaşına girdi ve kaybettiği avantajı 22 sayı fark yiyerek altın tepsi ile Cibona'ya hediye etti....
Dönüp baktığımızda bayanlarda Gs hariç hiç bir takımız basketbolda bu sene 4 lü veya 8 li finale kalamadan elveda dediler.... Geçen yıl Uleb Cup'ta son sekizde 2 , yarı finalde 1 , Euro League'de ise son sekiz de 1 takımız vardı unutmadan.... Bu kadar övülen ve çok dişli olduğu söylenen bir ligden Avrupa macerasında topu topu yapılan en iyi iş Fenerbahçe'nin Euro League 2.turuna çıkması ise ayıp yazık gerçekten.... Bunun için dönüp bir sürü sebep aranabilir elbette ama kesin olan futbolda olan o savruk transferlerin artık basketbolun en derininde hissedilmesi... Sene başında alınan yabancı oyuncular istikrarlı bir şekilde takıma katkı verebiliyorsa o takım mutlaka seneyi iyi geçiriyor.... Eğer sene başında yapılan transferde yanlışlık varsa o takım sene içinde o Amerika'lıyı yollar başka bir Amerika'lıyı al şeklinde bir sürü hata yapmaya devam ederdi ve sonucu malum karşımızda.... kaldı ki çok yabancılı kadronun nasıl bozguna uğrayacağını iki senedir bize Efes Pilsen en derinden en manalı şekilde göstermekte... Türk oyunculardan oluşmayan takım çekirdeğinin Avrupa'da resmen sıçar pozisyonda arz-ı endam etmesi kabul edilebilir gibi değil... Yıldız,Ümit,Genç serilerinde Avrupa'nın ve Dünyanın en sağlam 4-5 takımından biri olan bir potansiyelin şu anda hangi takımda nasıl kullanıldığının belkide göstergelerinin başında bu Avrupa serileridir.... Bir başka taraftan bakarsak Mehmet ve Hidayet'ten sonra NBA standartında sadece Ömer Aşık çıkması onunda şanssız sakatlık sonrası 1 sezonu boş geçirmesi en büyük şanssızlığımızdır.... Avrupa'da "0" çeken bir ligimizi de boşuna birileri çıkıpta İspanya 1 Türkiye 2 reklamları ile yutturmaya kalkmasın.. Çok başarısız bir organizasyon,çok başarısız transfer seçimleri ve sonunda Efes Pilsen ile Fenerbahçe ye indirgenen bir final serisi... Geçen yıl değişimi görüp Türk Telekom'un final oynaması iştahımızı kabartmıştı velakin bu sene Gs-Bjk final oynasa ne değişir, kendi içinde başarısız bir sezonun ardından telafi maksatlı bir final serisi olacaktır bu da kaliteyi falan arttırmaz....

25 Şubat 2009 Çarşamba

Recep İvedik Oleeyyyy




Türk sinema tarihinin en fazla izlenen filmi hatırlarsanız Recep İvedik 1 idi.... Recep İvedik 2 ise şu anda 3 milyon kişiyi aştı neredeyse ve film sinemaya gireli an itibariyle 12 gün oldu... Kısacası 5 milyon seyirciye ulaşabilecek mi meraktayım elbette ama kendine ait rekoru kıracak gibi gözüküyor bu kesin....

Şimdi gelelim güzide sinema kompetanlarımız film eleştirilerine;

Bu film sinema katliamıdır diyeninden, lanet olsun böyle filme, bu kıroluk göstergesidir diyene falana filana diye ağzına sıçtılar kısacası filmin....

Bu eleştirilerin neden yapıldığını sormak istiyor insan mutlaka....

Bu kadar izlenilmesi mi problem olan,yoksa yahu arkadaş adam sakallı bir adam tiplemesi yapıyor paranın,gişenin gözüne gözüne vuruyor olması mı?

Entellerin eleştirisi elbette ki 4-5 milyon kişinin bu filme gitmesidir...


Bir çok komedyenin ve yönetmenin eleştirisi de elbette kendilerini bu kadar gişe yapamamasıdır....

Bir kaç örnek vermek istiyorum mesela ben bu yüksek dozda bu filme yüklenen insanlara;

Fransa da en fazla izlenen rekorlar kıran komedi filminin "Rrrrr" olduğunu kaç kişi biliyordur acaba bu fütursuzca eleştirenlerden... hani şu Arog un sahne çaldığı iddia ettiği film.... Bir yontma taş filmi... Filmi izleyen ne kadar insan varsa allah allah bu filmin neresi komik lan,ciddi misin veya benzeri hayretlerle izlediği gerçeği yadsınamaz.. Çünkü film milyonlarca insanın katıla katıla izleyeceği şekilde komik değildir, bitti, gitti... ABD de tarihin en fazla gişe yapan komedi filmlerinin American Pie serisi olduğunu kaç kişi bilebilir... Kimsenin de bugüne kadar American Pie serisi hakkında olağanüstü ifadeler kullandığını bilmiyorum,duymadım ama bu garip filmin yüz milyonlarca dolar gişe yaptığı gerçeğini değiştiremez.....


Şimdi bu örnekler nereden çıktı da diyebilirsiniz ama bu örnekler insanların hangi filme gülmek için gittiklerinin sadece bir örneğidir....

İnsanların bazı anlarda filmlerin görüntüsü,kalitesi,yönetmenlik düzeyini unutarak sadece ama sadece biraz olsun günlük hayat argo esprilerini kullanıldığı filmlere gittikleri aşikardır ve o şekilde gülmeye devam edecekleri kesindir...

Recep İvedik ise bu tür filmlerin Türkiye'de en üst noktasıdır... Daha öteside olamaz zaten bu başarı ortadayken... Recep İvedik karakteri rahatsız edici olabilir belki de çok argo kullanıldığından veya sinemasal olarak kalitesizlikten de bahsedilebilir ama bunu diyen insanların"Borat" filmine katıla katıla gülmesi inanın çelişkinin nirvanasıdır....


Ha bir de bazıları vardır "Big Lebowsky" ile kıyaslıyanlar falan... E elinize,ayağınıza dursun....

Bir de bunu söyleyen insanlar Hababam serisini, Maskeli Beşler serisini neden böyle kıyaslamalarla eleştirmiyorlar gerçekten anlamıyor ve mana veremiyorum...

Her komedi filmi o türün zirvesiyle kıyaslanamaz!!!! Nettir,açıktır daha ötesi söylenemez....

Bugün her bilim kurgu filmi "Star Wars" ile kıyaslanabilir mi? işte bunu yapmak kadar saçma bir olay bu başka bir açıklaması olamaz....

O zaman her yönetmeni Kubrick ile kıyaslayalım, her komedyeni Peter Sellers'in varisi ilan edelime gidecek neredeyse iş....

Asıl anlamadığım nokta şu; Her sanatsal faaliyette dünyanın en önemli ülkesi! olan Türkiye'nin sinemada Recepİvedik ile ne kadar seviyesizleştiğini görmekteyiz.... İşte Recep İvedik'i izleyen Avrupalılar bizim komedi anlanıyışımza 10 üzerinden -4 vermekteler bu sayede... Ne kadar beceriksiz,ne kadar seviyesiz olduğumuzu ortaya çıkarıyor bu film....

Her milletin kendi içinde erittiği ve bunu bir şekilde kabul ettiği gerçekler vardır....

Rowan Atkinson çoğu kişiye boktan gelsede bir İngiliz komedyenidir ve çok ama çok büyüktür Anglosaksonlar için... Bitmiştir , sondur... Türkiye de bunu ne kimse değiştirebilir, ne de Mr.Bean nasıl bu kadar izlenebilir diye yorum yapabilir.....

Ha diyorsanız ki her milletin güldüğü bir film çekemiyoruz onu bile yapamıyoruz , ben de derim ki bunu başarabilen kaç kişi vardır da sen böyle bir beklenti içindesin.. Herkes Coen biraderler değildir bitmiştir... Kimisi zencilerin kokain pazarlığına güler, kimisi ingilizin mimiklerine,kimiside Recep efendinin gülüşüne ,Mali Erbilin sağa sola kıvırmalarına... Hala bunların sinemasal olarak kalitesini veya duruşunu yargılamaktansa , sinemasal olarak kaliteli işler ürettiğini iddia edenlerin hangi standartlarda dünya sinemasına katkıda bulunduklarını ve değerlendirmelerde nasıl yer aldıklarını sormak lazım.. Entellektüellik 5 milyon insanın güldüğü filme bu ne sikimden bi şey demek değil, aksine onların güldüğü filmde gülünecek bi şeylerin olduğunu kabul etmeniz gerekmektedir... Belki uçağa devam et sahnesine, belki anadolu ekspresine,belki Tuzla çok uzak iş başvurusu için siz Güngören e gelin sahnesine gülecek insanlar vardır ve bu insanlara yetebilir... Boşuna kötülemeye gerek yok.... Recep İvedik komik bir film midir; Gişeye bakarsan evet... Recep İvedik iyi bir yönetmenlik öreneği midir? Şahsen kesinlikle hayır.... Recep İvedik başarılı bir oyunculuk mudur? İnsanların esprilerini tekrar etmesine bakarsak , Evet....

Başarı bir kurgu mudur? Sonuna kadar hayır......

Sonuçta sinemasal olarak nasıldır, 10 üzerinden en fazla 2....

Beğenilme açısından nasıldır, 10 üzerinden 10.....

Sonuç nedir! sen sevsende sevmesende, izlenmiştir ve her hafta 1 milyon kişi tarafından izlenmektedir....

Kabul et veya etme, 20 yıl sonra geriye dönüldüğünde zamanın en fazla izlenen Türk filmi olarak anılacaktır.....

24 Şubat 2009 Salı

1..2.. deneme..


saat gecenin 4ü. 3 bölüm lost izlemiş gözlerle pc önündeyim. fonda johnny be good çalması bir tesadüf mü yoksa? elbette değil, anı biraz daha anlamlı kılmak için kendim açtım.. oldu mu derseniz, farkında olamayacak kadar güzelim, kafam güzel yani.. ama fotoğraftaki sahne aklımdan çıkmış değil. diziyle benzerlik gösterdiği için belki de spontone gelişti, veya tamamen zorlamarla dolu bir andı. kendime itiraf edecek vakit değil şimdi. o zaman başlıyoruz. 1.. 2.. euzu.. deneme..

Deeelll Tooroooo


Şu Amerikan sinemasında yüzünü gösterdiği andan itibaren filmi başka bir dünyaya taşıyan adamdır del toro...

1967 Puerto Rico doğumludur Benice abim ve aksan itibariyle oynadığı hemen hemen tüm filmlerde ispanyol-amerikan aksanını başarıyla yerine getirmiş, kendisi sırf bu yüzden bile bir çok kitlede hayranlık uyandırmıştır.... Miami Vice dizisiyle o amerikan sinema endüstrisi içerisinde yer almaya başlamıştır ama gel gelelim ki "Usual Suspects" filmi ile bir anda herkeslerin dikkatini çekmiş akabinde de bir sürü filmde başarılı roller çıkarmıştır....

Lakin bu yazı kendisinin en son arz-ı endam ettiği "Che" rolü için yazılmıştır....

Soderbergh amcamın Oliver Stone'un "Commandante" filmine nazire yaparcısına çektiği "Che part 1 ve part 2" filminde Ernesto Che Guevara'yı oynayan Del Toro amcam belki de kariyerinde 40 lı yaşların en acayip rolünü hakkıyla; yok yok yetmez bu terim çok çok fazlasıyla biz sinema severlere sunmuştur....

Usual Suspects filminde karanlık bir adam rolunden hemen sonra Fear and Loathing Las Vegas da şişman abi rolüne geçen , daha sonra Traffic ve 21 Grams filminde harikalar yaratan bu adam en son "Che" rolüyle kendisine olan sevgimizi , saygımızı kat be kat arttırmıştır....

Bu güne kadar oscarından,baftasına,goyasından,altın ayısına bir çok festivalde oynadığı harikalar rollerle adaylığa layık görülen ve ödüllendirilen bu muhteşem aktörün, bu son performansı defalarca ama defalarca izlenilesi,görülesi,hafızaya kazılasıdır....

Kısacası karaborsa goes to "deellll tooorooo"

Adalet istiyorum Adalet Bakanı


"hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini ankara'dan geçiremiyor. maalesef bu türkiye'nin gerçeği. o nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa bizim sorunlarımız daha çabuk çözülür"


Bu son zamanlarda belkide en fazla üzerinde durulması gereken,dillendirilmesi şart olan cümleler bütününün ,konuşulup sonuna kadar tartışılması farz-ı kifayedir... Ne demek devletle barışık olan yerel yönetim, nasıl bir anlayış, nasıl bir hükmetmedir bu.. İşin en acısı da bunu söyleyenin "Adalet Bakanı" olmasıdır... Bunu bir parti ilçe başkanı,il başkanı söylemiyor, bunu bir adalet bakanı söylüyor... Sevgili bakan yerel seçimlerin tamamını AK parti kazansın istiyor elbette ama şunu unutmaması lazım ki; Her ne kadar yamalı bohça gibi bir demokrasi anlayışı içinde yönetilsekte, ve bu baskıdan en fazla nasibini alanlardan birisi olarak bir bakanın sözleri böyle olabilir mi?

Ne istiyorsun ki, gık, guk duymamak mı? %45 e yakın oy alacağın neredeyse kesin olan bir seçimde 3-5 puan peşine bu kadar ucuz yollarla düşmek mi? Leviathan mı yaşıyoruz kestiremedim.... Sevgili bakan yerel yönetimlerden bahsediyoruz, insanlara çöp,yol,su,elektrik gibi temel hizmetler sağlamaya çalışan yerel yönetimlerden... Ne demek istediklerini yapamazlar...

Anlaşıldı bakanım söylemek istediğin; Bize oy veren köylerin yolları gıpgıcır , çöpler yok, sular tamam... Vermeyenler cenabet, kokan , yüreyemeyen bir halde hayatını ikame edecektir...


Sevgili bakan adalet istiyorsan ve adaleti sağlamakla görevliysen, maksadın tüm muhalifliğin kepenklerini kapatmak değil, baskının ve haksızlıkların en azından üstesinden gelmektir..

Kaldı ki siyasi hayatınızda sürekli baskı görmekten, statükonun tahakkümünden şikayet eden bir grup olarak ne bu %100 iktidar sevgisi... Bu mu adaleti sağlamakla yükümlü, baş adaletçi insanın fikri aliyesi...


Şaşırmaktan , acayip duygular hissetmekten başka bişey kalmıyor ne yazık ki.. 3-4 puan koparmak için bu baskı duygusu ne herhangi bir bakana hele hele bir adalet bakanına hiç ama hiç yakışmaz....


Yazık, ayıp gerçekten....

23 Şubat 2009 Pazartesi

Hoşgeldin büyük kaptan





Bu yazı galatasarayımızın yeni teknik direktörünün belli olduğu için yazılmıştır...




Galatasarayımızın yeni direktörü Bülent Korkmaz'dır... Belki de yıllardır düşmekte olan o takım sevgimin bir anda canlanmasına sebep olan, bir anda tüylerimi diken diken eden haberdir bu..




Galatasaray forması altında futbola başlayan,sonunu yine o formayla getiren, o forma altında ne yaşanacaksa hepsinde teriyle payı olan,yıllardır bu takımın kaptanlığını yapan bir efsane artık galatasarayın başında..


Bu ne bir Ertuğrul Sağlam hikayesidir ne de başka bir antrenörlük tecrübesine benzer.. Bu bir ruhun takıma tekrar kazandırılması demektir. Hayatının tamamını bu takıma veren,kovduklarında bile bu formayı terletmek için savaşan bir kaptanın Galatasaray takımının en başında olmasıdır... Yıllardır taraftarı olduğum kulübümün yaptığı en doğru en ruhlu,en asil harekettir bu... çünkü bu Bülent Korkmaz'dır...


Yıllarının tamamında her anında Galatasarayı yaşayan efsanedir... Tek umudum , arzum efsane kaptanın sonuna kadar bu takımın başında kalmasıdır... Gönül bir Alex Ferguson hikayesi talep etmektedir elbette. Neredeyse 30 yılını bu takıma oyuncu olarak veren kaptanın bir 20 yılını da antrenör olarak vermesi tek büyük hayalimdir yıllardır...


Kısacası artık sarı-kırmızı formayı giyerek stada gitme zamanıdır,sonuna kadar, hikayenin hiç bitmemesi için destek zamanıdır, omzumuz çıksa da, ağrılarımız artsa da ,yanındayız kaptan.... Bu forma seninle daha da güzel......

21 Şubat 2009 Cumartesi

varım diyor..

sıkıcı bir ilk yarı. umutlu başlanıyor maça, üst üste ataklar, istekli hareketler, fakat fazla sürmüyor rüzgar tersine dönüyor son dakikalara doğru. önce betonun penaltısı çalınmıyor, her ne kadar öncesinde sivoka faul yapıldığı söylensede. hemen ardından betonun malum vuruşuyla başlarımız öne eğiliyor, bakamıyoruz ekrana, spikere bırakıyoruz o anın ızdırabını. o bile şaşırıyor.

dayanamayacağımı kestirip soluğu dışarda, ev yolunda alıyorum. hava da iyice serinleşmiş, taze örülmüş bjk atkımı biraz daha sıkı sarmalıyorum boğazıma, örenin ellerine sağlık. ama aklım hala maçta. eve girince ilk iş salona girip tvnin ekranında sağ üst köşeye bakmak; 0-2. seviniyorum ama içten içe de üzülüyorum canlı göremeyişime. pederin yanına oturuyorum ama izlediğim filan yok gözüm hep skorda. birden kayboluyor ve "antep gol atmıştır" diye düşünüyorum; 0-3. hayretlerdeyim, sevincimi belli etmiyorum ama golleri bir an önce görmeliyim, yorumlara bakmalıyım..

ev yolunda kararmaya başlayan beyazlarım tekrar aydınlanıveriyor. gece boyu maç tekrarlarını izleyerek, kim ne demişlere bakarak vakit öldürüyorum. maç öncesinde ernste verilen paralardan şikayet edenlere karşı hem yönetimi, hem denizliyi savunarak geçirmiştim, haklılığımın tadını çıkarıyorum bir kez daha. kim yönlendirmiş bu insanları, neden böyle düşünmekteler anlayamıyorum zaten? bir ara transfer dönemine göre mükemmel bir transfer olduğu bu kadar açıkken, ve fiyatı da futbol piyasasına göre bu kadar düşükken. yaş desen 29unda adam henüz. ayrıca bu yaş problemini çözmek, havuz problemi çözmekten daha zor. bir gençlik ateşidir tutturmuş insanlar; gordon gençti, higuain de öyle, serdar özkan da genç bu arada..

trabzonun denizliye yenilişiyle katmerleniyor sevincim. an itibariyle fenerbahçe de 1-0 yenik tamamlıyor ilk yarıyı. önümüzdeki 3 haftanın önemi daha da artıyor böylece. bir kaza olmaz umuduyla bakmak istiyorum ama, aklımın bir köşesinde de "acaba?" lar yok değil. kış kışlıyorum hemen. bu takıma ekrem katılacak, delgado düzelecek diyorum, üzülmeze nazar değmesinler, cisseye alternatiflerle geçiyor ister istemez zaman. 26. haftayı bekliyoruz merakla, siyahıyla beyazıyla varım diyorlar sahada, biz de varız [ulan]...

Takaslar tamam,kılıçlar çekildi,son düzlükteyiz



Nba takas günlerinin son demine girdiğimizde beklentilerin altında takas anları yaşansa da şampiyonluğun güçlü adaylarının pek bir değişikliğe gitmemesiyle,takımların bu seneyi gözden çıkardıkları artık yeni sezon için salary cap leri şimdiden boşaltmaya başladıkları açıkça görünmeye başlandı... kanaatimce en garip takasları henüz ne yaptığından ve nasıl bir takım oluşturduğu kimse tarafından kestirilemeyen Chicago tarafından yapıldı... Derrick Rose,Hinrich,Gordon ve hatta Deng in olduğu bir takıma bir de John Salmons alındı ve yetmedi Sefolosha gönderildi.. hayalet süvari Drew Gooden takımdan ayrıldı yerine onun beyazı ve daha yaşlısı Brad Miller alındı ve kimse bunun için mantıklı bir açıklama kendince yapamadı,sanırım Chicago tribünleri de hiçbirşey anlamamıştır.... son günleri çok hızlı olmasa da etkili geçiren diğer takım New York Knicks oldu... Tim Thomas ı Chicago ya gönderirken Larry Hughes i kadrosuna katarak guard anlamında en azından biraz olsun derinlik sahibi oldu.. Ayrıca Malik Rose ve Jerome James yükünden kurtularak Chris Wilcox ı alarak en azından 3-5 dakika rotasyonuna bir oyuncu ekleyebilmiş oldu.... Şampiyonluk adaylarının bu son günlerde takasta sessiz kalması şunu gösterdi ki takımlar şampiyonluk için hazır,kılıçları çekmiş ve son randevuyu bekliyorlar.. Özellikle Cleveland ın son anlarda etkisiz eleman Wally den kurtularak Mike Miller veya kapabilirse bir uzun kapma hayalleri böylece suya düşmüş oldu... Şimdi Lebron yanında sadece keskin nişancı olarak Mo williams gözüküyor da o da play-off larda sert bir duvara çarparsa Cleveland ın büyük ihtimalle Boston karşısında elveda diyeceği kesin gibi bir şey.... diğer şampiyonluk adaylarını incelersek,sürprizi aslında gerekeni Lakers yaptı... Seçildiği yıl umut vaadeden fakat diabet hastalığından mütevellit dilediği performansı sahalara yansıtamayan Adam Morrison'a Ronny Turiaf terapisine benzer bir terapi yapılmasını diliyor ve kendisinden bol üçlüklü maçlar bekliyoruz...


Boston da ufak bir gelişme ile kadroya giremiyen oyuncular arasında ufak çaplı bir operasyon haricinde herhangi bir gelişme olmadı,kadrosuna ve kendisine güvenen bir yonca grubu mevcut sonu Detroit veya Miami ye benzeyecek gibi geliyor ama bekleyelim ve sonuna şahid olalım..


En son olarak Orlando bombasına gelince... Her ne kadar şampiyonluğun mühim adaylarından birisi olarak görülmese de şahsi kanaatime göre sezon sonu Rafer Alston takasıyla çok ama çok ilginç bir sürpriz yapabilecekleri sinyalini an itibariyle vermiş oldular... En azından asist yapmayı bilen bir oyun kurucuları var artık....


20 Şubat 2009 Cuma

20 Şubat 2009


114.G.Antep-BJK

Tabata ‘sız Antep, deplasman fakiri Beşiktaş. Antep teknik direktörü Sağlam sistem değişikliğine gideceğiz diyor tabatanın yoklugunda, yani klasik Anadolu takımı olacaklar. Beşiktaşta ciddi eksikler var ama her şeye rağmen son Trabzon maçını ölçü alırsak Beşiktaş bir adım önde.. eksikler ve takımların konumu da bu maçta 2,5 gol altını çok makul kılıyor..

134 Schalke-Dortmund

Evinde yaptığı son 3 maçı kazanan (Werder dahil) Schalke 2. yarıda 3 maçtır kazanamayan Dortmundu ağırlıyor, ikisi de iyi sezon geçiriyor diyemeyiz ama evinde oynadığı 9 maçın 6 sını kazanan ve sadece B.Müniche yenilen Schalke bu maçı kazanır.

136 Vitesse-Roda

Evide oynadığı son 8 maçta yenilmeyen Vitesse ve karşısında deplasmanda 12 maçta 1 galibiyeti bulununan (o da PSV) Roda. Formda Vitesse Rodayı rahat geçer.

142 P. Ferreira-Porto

Deplasmandaki galibiyet sayısı evinden daha iyi olan lider Porto son zamanlarda iyi top oynayan ligin son sıralarındaki Ferreiraya konuk oluyor. Takipçilerinin de yarın birbirleriyle oynayacaklarını düşünürsek en az biriyle puan farkını açma fırsatı getirdi Portonun eline. Rakibinin son zamanlardaki yükselişi ve iyi futbolu onları pekte etkilemez, bu fırsatı kaçıracaklarını sanmıyorum. Porto kazanır

Önerilen Kupon

114- 2 - 2,25

134- 1 - 1,90

136- 2 - 1,70

142- 2 - 1,50
____
10,90
Alt Üst Kuponu

114- Alt - 1,65

134- Üst - 1,75

136- Üst - 1,55

_____
4,47

BOL ŞANS.. TOP YUVARLAKTIR

22 puntoluk devlet, sanatçısına veda ediyor mu?..

önce ağırlaşmış, ardından da vefat etmiş haberi geldi.. belki on, belki onbeş dakika içinde.. demek ki haber olabildiğince kötü olduğunda olamayacak kadar hızlı olabiliyormuş.. kaldıki kuzey afrikada bu tür haberleri anında alabilmek de olabildiğince zor iken üstelik.. uğurlar olsun demek düşüyor sadece.. uğurlanışını da görünce acaba bizi kaç kişi uğurlayacak sorusu düşüyor akla.. helal olsun ama.. ekrandan görüldüğü kadarıyla ve tanıdıklarının anlattıklarıyla son denecek tek söz "mekanı cennet olsun".. bu arada kafa kağıdında yazan ünvanda olduğu gibi hakikaten devlet sanatçısıydı.. kaçırmadığı verginin faizini ödemeye çalışıyordu bu adam devletine.. uğurlar olsun..

bir hai talate quatro.. başlıyorum..


bu bir denemeydi burası için..yani benim için..kardeşlerimin özverisine de yakışmaz mıyım acaba diye birden bir heyecan kapladı.. =) neyse..resimdeki Türk bayrağının denk geldiği odadan başlıyorum buraya..
Al Assa Residential Compound Project / Libya

19 Şubat 2009 Perşembe

all star week "end"


Bir all star haftası da Cuma gecesi Kevin Durant şovuyla başlayıp Pazar gecesi Shaq ve Kobenin mvp ödülüyle sona erdi.. Arada yetenek yarışmasında göz boyayan hareketler oldu tabii ama en fazla akılda kalan Shaqın muhteşem şovu, Kevin Durant’ın 46 sayısı ve Rudy’ye yapılan eyyam puanlama oldu…
Çaylaklar maçından başlarsak uzun zamanda sonra çaylak takımının sophomore takımına üstünlük kurabileceği beklentileri varken 4-5 yıldan beri görmediğimiz ciddiyette bir maç Kevin Durant’ın muhteşem oyunu ve 2.yıl oyuncularının galibiyetiyle sona eren güzel,keyifli bir karşılaşma oldu…
Gelelim cumartesi gecesine; Bu gecede elbette en fazla beklenilen smaç yarışmasıydı fakat biz onun öncesindeki şovlara dönersek, “tear drop” Tony Parker’in yetenek yarışmasında Eva Longoria’dan kalma cenabetliğiyle tüm zamanların en kötü derecelerinden birisine imza atması ve Derrick Rose adlı 1 numara seçiminin sakin bir şekilde işi götürmesiydi…
Favori Parker ve Deron abi idi ama nihayete ererek play station ceo sunun elinden ödülü kapatan Derrick Rose oldu kendisini kutlar yeteneklerini biraz daha parkelere yayarak Chicago takımına da bir katkıda bulunmasını beklemekteyiz artık….
Gelelim 3 sayı yarışmasına…Favori elbette hayvani rakamlarla geçen sene şampiyonluğa uzanan İtalyan-Amerikan Kapono idi fakat gelgelelim sonuca; adı bir daha bu tür yarışmalarda ancak bir sene daha geçecek olan o da şampiyonluk kontenjanından bu yarışmaya katılabilecek olan Miami takımının 14 numarası Cook oldu… beni en çok şaşırtan ise Danny Granger oldu.. Bu sene her şeyi fazlasıyla yapan ve bunca kadro yanlışlığına rağmen doğu takımında bileğinin hakkıyla burada olan Granger’in daha fazlasını yapabilceğini düşünerek bu yorumu yapıyorum,,mazur görüle….
Gecenin finali smaç şampiyonası ile kapatıldı elbette.. yarışmayı kazanan sokak serserisi Nate Robinson oldu velakin kendisine ve Phoenix smaçörlerinden oluşan juriye buradan ettiğim küfürleri tekrarlamayacağım.


İlk başta smaca başlayan efsane İspanyol, ki kendisi Avrupada oynadığı sıralarda da alley hoop efendisiydi, muhteşem bir smaçla başlayıp o eyyamcı juriden aldığı 41 puandı ve sizde eminim o puandan sonra yuhalamaları duymuşsunuzdur.. Ben daha da abartıp ayağa kalkıp “one minute,olmaz” derken Rudy nin 2.smacından sonra fuck ile başlayıp fuck ile biten cümlelere çoktan başlamış idim bile….
J.R. Smith için pek söyleyecek bir sözüm yok, kendisi 2-3 yıl önce olan fakat şimdi tarihi kestiremediğim sene de hayal kırıklığı idi hala değişen bir şey olmadığını gösterdi…










Dwight abimize gelince o potaya uzatarak vurduğu smacı herkes bir şekilde internetten veya oradan buradan efsanelerden duyduğu için pek şaşırmadı, fakat final serisinde panyanın kenarına çarparak vurduğu smaç ise olağanüstüydü, söyleyecek tek söz “respect” idi…
En sonunda Nate serserisinden bahsedersek o ödülün hakkı, gururu, efsanesi, adı 2 sene önce A.I. abimize yapılan haksızlıktan sonra sekteye uğramıştı,fakat bu sene kantarın topuzu kaçtı ve artık iş iyice sulandırıldı… Tamamen anipatiklikle ortalarda fare gibi dolaşan bu adam her smacından sonra yaklaşık 2 dakika yes baby nidalarıyla konuşması beni bir nba sever olarak Dr.J ile Jordan, Wilkins günlerinin tekrarını izlemeye yöneltti… Bu kadar gereksiz bir sokak serserisinin bir de oylarla şampiyon olması da smaç şampiyonasını nazarımda şu cümlelerle bitirmemi sağlamıştır:
one minute, olmaz , benim için all star smaç şampiyonası bitmiştir


Gelelim sona; şov zaten Shaqın sahne almasıyla tavan noktasına ulaşarak bitmişti….
O danstan sonra geceyi şenlendirecek tek şeyin Shaqın yapacakları olacağı kesindi ama bunu görmeyerek Shaqa 11 dakika süren veren o coach zihniyeti de MVP ödülü ile Stern tarafından eleştirildi ama olsun, tat damağımızda kaldı bir kere..



Nihayetinde başarısız bir juri ve coach yönetimiyle ve bir İspanyol un yaptığı olağanüstü işlerle akılda kalan bir haftasonuydu.. Bu arada yaptığı yorumlarla artık iyice insanları çileden çıkaran Kaan Kural ise uzun zamandan sonra en doğru yorumu yaptı:
Shaq için her all star haftasında bir özel koltuk bulunsun,bir şekilde dahil edilsin

meoezcan

gözleri mercan electra



ah yalın ah! beyaz'dan geçtik de, biz seni böyle bilmezdik


fazla söze gerek var mı? bizce yok.. [biz ekran başında eridik valla. kolay iş değil bunlarınki de.]

bi idrak


kuru laflar ile endişemi ihlal etme,
kulak asmaz davula dinleyen elbette kösü.
bu mudur ahsen-i takvim ile medheylediğin,
bu mu insan diye halkettiğin eşek sürüsü.

neyzen yıllar önce bunu söylerken belki etrafında çaresiz bakan gözleri , belki idrak edemeyen dingilleri kim bilir belki de sadece sinirlendiklerini düşünmüştür. o neyzen de kalsın lakin bu mu insan diye medheylediğin eşek sürüsü yüzyıllarca belki de en fazla tekrarlanacak ve tekrarlanmakta olan kalıptır, değişmez. ha kendin ne boksun da başkasına salladın diyenler de olabilir. o da mümkündür en nihayetinde eleştiri kendi lop etine batmadan başkasına girmez.... işte bu yüzdendir ki hayal denilen o yüce soyutsal kavramın altını dolduramayanlara sallıyorum ben şimdi bunu. her insan hayatına dair en güzel hayalleri her gün, sürekli, mütemadiyen canlandırır ki insan olmaya dair en özel adımlardandır bu.... hayal yaşama dair bir halattır insanla umut arasında... yaşama sevincine bir kremadır, gece vakti acıktığında kaşık kaşık yenmiş bir nutelladır... lakin hayal bir arzudur, gerçeğin peşinden koşma umududur, içi köküne kadar doludur... kuru sıkı etrafa hunharca saçılacak kadar ucuz olmaz, olmamalıdır... yıllarca arzuyla biriktirilir, ne bir günde bir göze bakarak, ne bir günde bir sözden etkilenerek koparılabilir taa en derinden.. yol katedilir, emekle, fedakarlıkla adımlar atılır.. lafa söze bakmadan, onu bunu dinlemeden kendin olarak peşine takılınır... düşersen ne olur yaradır kabuk tutar geçer... en nihayetinde bir suya doyamamış bir balık ve o balığın tutturduğu bir rota vardır... belki suyun tersine yüzer ama ona da eyvallah ulaşacağı nokta kendi kıblesidir , vazgeçilmezi, hayalidir... sonuç mu ; hayal yaşamak isteyenler için bir çivili top, gerzekler için sadece ucuz eğlence kaynağıdır... tekrarlanır durur, her gün daha da fazla hayal için adım atılır, her gün attığı adımlar sertleştirir, etrafında sıfır zamanlı hayalleri gördükçe de gerzekliğe olan inançlar artar... bi idrak bir zümrenin kurduğu sıfır zamanlı hayallerin ortasında yer almanın en küfürlü acısından uzak durulur... ben,bizzat,kendim yoktur elbette.. fakat ben,bizzat hayalim, kendi kıblem ve benimle beraber olanlar vardır... fakat bir nihayet vardır; bütün sonuçları bu dünya da misafir ruhuma ve beni koyacakları dokuz tahtayı kapatan o kuru toprağa ait... ha sana ait ne var mı diyorsan bi idrak, yarına kuru bir pişmanlık, sonunda çamurla kaplanmış dokuz tahta...

meoezcan

"black mamba"


Yıl 2005 haziranı ve Lakers efsanesi haline gelmiş play off ve lig mvp si Shaq, Lamar Odom ve Caron Butler karşılığında Miami'nin yolunu tutarken Kobe'ye kulüp başkanına ve Lakers yönetimine verip veriştiriyor…Kobe o andan sonra belki de o sene kaybedilen Detroit finalinin de etkisiyle muhtemelen nba in en nefret edilen figürü haline geliyor.. Çünkü karşısında nba in en sempatik oyuncularından birisi Shaq'ın aşağılayıcı sözleri, Karl Malone un emeklilik öncesi son yüzük hayalinin içine eden adam görüntüsü….
Seneye başlandığında Rudy T.'nin de uzun süre takımda kalamamasıyla finallerin takımı play off a bile giremeyerek black mambanın tüm zehirleyen etkisinin yok olduğunu söyleyenler artık sözlerinden geri atmıyorlar, ki Kobe seneyi 30 lu rakamlarda maç başına sayı ortalaması ile bitirse bile…
Sene zor bela biterken yepyeni bir sezon başladığında artık kafasında yepyeni bir takımın dümenini kontrol etmeye başlayan ve her şeyiyle takımına kendisini adayan bir efsane yeniden canlanmaya başlıyor…o sene final oynayacak olan Dallas Mavericks'e 3 çeyrekte attığı 61 sayı ve son 12 dakikayı benchte geçirdiği gün Kobe'nin artık yepyeni mesajlar vermeye başladığı anlar gelip çatıyor… Bu efsane oyunun üzerinden pek geçmeden nba tarihinde bir maçta en çok sayı kaydeden ikinci oyuncu olma ünvanını Kobe Toronto'ya karşı attığı 81 sayıyla o sarı Lakers formasının üzerine yapıştırıveriyor… sene sonunda Phoenix'e kaybedilen play off serisinde 3-1 öndeyken arkadaşlarından yardım alamaması ve serinin 7.maçında adeta Larry Bird'un yıllar önce final serisinde arkadaşlarının arzusu olmadığını iddia ettiği bakışlarına benziyor…
Yepyeni bir sezon başladığında 5 maç üst üste 50 sayı ve üzerinde atarak artık antipatiklikten daha öte sempatinin de Kobe ye karşı beslendiği hissi gittikçe uyanmaya başlıyor.. lise yıllarındaki numarası 24 ile beraber artık yepyeni umutlara 30 yaşına gelse bile açıldığını gösteren Kobe, Jordan'ın 45 numara etkisi kadar olmasa bile yepyeni bir sırt numarası ile yepyeni başarıların peşinde olduğunu açık ve seçik bir şekilde ortaya koyuyor..kaybedilen bir nba finali ile sezon sonlansa bile ortada bir mvp ödülü ve yukarıya doğru atılan bir adımın olduğu kesindir artık….
2009 a geldiğimizde ise sezonun yarısı tamamlandığında batının en yüksek galibiyetine sahip takım ve dün gece itibariyle 23000 sayı barajına 30 yaşında uzanmış bir adam var ortada…
Kobe yıllar önce Philedelphiada bir all-star mvp si aldığında ıslıklanan, yuhalanan ve nba de oynadığı süre boyunca belki de en fazla tepki gören basketbolculardan birisidir.. bir all star karşılaşmasında bir mvp nin ıslıklanması bugüne kadar kaç oyuncunun başına gelmiştir bunu da tek tek sorgulamak gerekir ama bu kanımca 90 lı yıllardan itibaren basketbolu takip eden biri olarak tektir ve tek olarak kalacaktır… geçen yıllarda Oscar Roberson'un olduğu o bildiğimiz nba figürünün yerine lebron James'i kullanmaya çalışanlarda eminim bu detayı nefret duygularıyla görmezden gelmiş ve nba tarihine liseden sonra ilk defa adım atan smaç şampiyonlukları, Mvp ödülleri ve inanılmaz başarıları yaşayan bu adamı görmezden geldiklerini tekrar tekrar ispatlamışlardır…
Kobe 18 yaşında nba e adım attığında ve Eddie Jones gibi bir oyuncuyu onun uğruna takas edildiğini gördüğünde bu kadar başarılı olacağını biliyor mudur emin değilim ama bu kadar nefret edilen bir oyuncu olacağını kesinlikle tahmin etmiyordur…. Dünyanın en büyük şovunun en önemli parçası haline gelmesine rağmen, üst üste sayı ve başarı anlamında rekorları kıran bir oyuncu olarak bir çok kişinin gözünde hala antipatik duruşuyla hatırlanması belki de Maradona'ya bile yapılmış bir zulüm değildir… her sene kendisiyle birilerinin kıyaslanması Jordan basketbolu bıraktığından beri hiçbir oyuncunun başına gelmemişti Kobe bu parkelerde gövde gösterisi yapana kadar!!!! bugün Madison square garden da 62 attığının ertesinde Lebron'un attığı 51 sayı daha değerli hala getirtilecek kadar nba efsanesi olmaması istenen bir figürdür Kobe Bryant…
Ama her ne kadar görmemezlikten gelinse de 3 şampiyonluk yüzüğünü parmağına takmış. All star ,league mvp ödüllerini almış sayı krallıkları kazanmıştır. Stapless Centerin o muhteşem kirişinde o forma dalgalanırken hikayeye dönüp bakıldığında son kez yaşanan bir şampiyonluk mutlaka yazacaktır.. Bugün nba tarihinde bir sayı rekoru kırması onun bunu başaracağını ve kesinlikle başardığını göstermez ama 10 yılın üstünde bir sürede hemen hemen her şeyi yaşamış bir oyuncu olarak her şeye yeniden başlaması 30 lu yıllarda o parmağına “2.18 lik bir adam” olmadan da bir yüzük takacağından zerre kadar şüphem yok, tıpkı black mamba nın büyüklüğünden şüphem olmadığı gibi..
O son saniye basketlerinden sonra yere doğru eğilip parmağıyla bu işi en iyi yaptığını gösterirken bize aslında bu işi en yüksek yerde bitireceğinden kimsenin şüphesi olmamasını da ima ediyor….
Black mamba av sezonunu bu sene belki sayı anlamında Madison Square Garden da açtı ama umarım Quicken Loans Arena'da gözünü kısarak Lebron James ve saz arkadaşlarına karşı kapanışı yapacaktır…

meoezcan

fabian ERNeSTo


Toplamda 8 mn dolara mal olmuş. Birkaç gündür ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan malzeme bu, ayrıca hiçbir ayrıntı vermeksizin. Kimlerin dolduruşa gelmesini bekliyorlar, onu da anlamış değilim henüz? Rıdvan dilmen'in "bu kim yahu?" dediği bir adamdır üstelik kendisi. Hadi fabian'ı bilmesek, izlememiş olsak[hem de yayın yaptığı tvnin ekranlarında] bir an bocalayabiliriz, ki soracağımız ilk birkaç kişi de gerekli cevabı alırız, Rıdvan'ın da Güntekin Onay'dan aldığı gibi. Önemli olan istikrardır diyorsanız, önceden uyarayım, dikkat edin başınız dönmesin. Aslında değindiğim diyalog fabian için değil, rıdvan dilmen için üzülecek bir durumdur; kendisi birçok teklif alan büyük türk teknik adamlarından! birisidir, hem de tuttuğu takım ne zaman biraz kötü gitmeye başlasa adı sık sık anılan biri.. Neyse.

Beşiktaş açısından, özellikle de taraftarı açısından ise ayrı bir anlamlıdır bu transfer. Bir kere devre arası yapılan bir transfere göre epey kaliteli bir isimdir. Yönetimin sezon başlarında yaptıklarıyla da karşılaştırınca değeri daha iyi anlaşılabilir. Zamanlama ve oynadığı bölge yönünden ise akıllara federico guinti'yi getirir, ki işte en çok heyecan veren kısmı burasıdır. 100. yılda başarılı olan Tayfur-Giunti ikilisinden Sivok-Ernst ikilisine geçis süreci bir 5 yıl kadar sürmüştür belki, ama Beşiktaş'a da rakiplerinden kesinlikle üstün olduğu bir bölge katmıştır.

Taraftarın sürekli kendi kendine tazelediği umutları bu transferle yönetim de tazelemiştir. Belki de uzun zaman sonra yeni bir futbolcu hakkında bir soru işareti yoktur kimsenin aklında. Elbette saha performansını merakla bekliyoruz ama kalitesinden eminiz bir kere. Hatta geçiyorum bu seneyi, Cisse'nin yerine bir sol bek ve Bobo'nun sürekli oynadığı bir gelecek sene bile hayal edebiliyorum bu transferin üstüne. Ne diyelim, Allah utandırmasın ve hayırlı olsun Beşiktaşımıza..

[Başlıktaki ERNeSTo benzetmesi forzabesiktas.com'daki arkadaşların ürünüdür. Bu kadar da hızlı olunmaz ama..]

ya evde yoksan?


haluk bilginer'in sesiyle ne zaman kulaklarıma çalınsa, kafamı bir bidon rakıya gömme isteği uyandırıyor nedense? tabi öncelikle bir bidon ve doldurabilecek kadar rakı gerekiyor, şarkı kolay, kafayı gömmesi de..

yaklaşan yılbaşı bu isteği birebir olmasa da, yani bidon kısmını saymazsak, gerçek kılabilir, sınırsız yeni rakı ikramı kim bilir belki bidon bile aldırır gecenin ilerleyen saatlerinde. bu bünyenin damarları alkolle doluyken yaptıklarından bir özgeçmiş oluşturacak olursak, bidon pek uzak bir ihtimal gibi görünmüyor.

işte o saatten sonra evde olsan ne olur olmasan ne?