31 Mayıs 2009 Pazar

şampiyonuz ulan!

kupa da bizim tabi ki:) hani orgazmadan daha değerli/zevkli denilen anlar vardır, işte aynen böyle günlerin içersindeyiz. aylardır sinirden, acıdan, meraktan, acabalardan, bazen de totemden yaktığımız sigaraların yerini zevk sigaraları aldı. sıradaki sigaramı tüm giydirdiklerimizi yad ederek içiyorum...

30 Mayıs 2009 Cumartesi

TSL 08-09 Şampiyonu: Beşiktaş

dakikalar 67. denizlide 0-2 öndeyiz. diğer maçlardan çevirdik iyice kafayı. bitti bu iş...

şampiyon beşiktaşım ne istersen iste benden...

28 Mayıs 2009 Perşembe

yine mi sen?

yazı aralarına sıkıştırmıştım doyasıya sevinemediğimi galatasaray maçından sonra. denizlisporun lanetli yazgısının seneler önce bizi şampiyonluktan ettiğini, birkaç sene önce aynı laneti fenerbahçeye yağdırdıklarını aklımdan çıkarmak istemiyordum, biraz da temkinli olmanın gerekli olduğunu düşünerek. yavaş yavaş sıyrılır gibi olsam da bu durumdan, önce sakatlıklar ve cezalı yusuf, ardından 1-1 lik maçta erolun kullandığı frikikte topun başında olanlardan mesut bakkalın denizlisporun başında oluşu... ve nihayetinde maçın hakemi: deniz çoban. bursaspor maçında sinirlerimizi altüst etmişti, gerçi tv programlarındaki hakem eskilerine göre "cesur" addedilerek yere göğe sığdırılamamıştı. neyse tekrar dönmek istemiyorum o maça, yine sinirleniyorum..

aynı adam galatasaray maçında ise 4.hakemdi. ekranlara yansıyan bir görüntü yok, ama maça giden bütün arkadaşlar sabrinin holoskoya attığı tokatı[veya yumruğu] ve olayı görmezden gelen deniz çobanı epey anlattılar. derken son haftanın hakemleri açıklandı, yine aynı adam! koskoca mhkda başka adam kalmamış gibi.

inşallah korkularım boşa çıkar. şimdiden uykularıma girmeye başladı şu sıfat, cumartesi 21:45e kadar rahat yok bize anlaşılan.


26 Mayıs 2009 Salı

Beşiktaş - Galatasaray || 2-1


dün akşamki maçın sevinci ve gelen şampiyo(n)luğun kutlamaları arasında denizlisporun bizim açımızdan pek iç açmayan tarihsel görevinin tedirginliği de yok değil üzerimde. bu düşüncelerle boğuşurken pazar akşamı oynanan maça da biraz değinmek istiyorum, ama ne dersek diyelim önemli olanın kazanmak ve haneye +3 puan yazdırmış olmak olduğunu ve şimdi yazacaklarımın sonunu her halükarda bu düşünceyle noktalandırdığımı tekrarlamalıyım.

gelelim takımların taktiksel diziliş ve amaçlarına; kupa finalinden sonra bu maç için de aynı taktiksel denemenin uygulanacağı aşikardı. maç boyunca da top istek dahilinde rakibe bırakıldı, fazla uğraşmadan, topu gevelemeden en kısa sürede sonuç almak istendi. stresin de futbolcuların üzerlerine abandığı bu 90 dakikada kabul görülebilecek en makul çözümdü bence de. çünkü top ayağımızda ne zaman fazla kalmaya başlasa, sivokun gökhan zanı topa tuttuğu gibi enteresan pozisyonlar çıkabiliyordu karşımıza. futbol için ne zaman konu stresten açılsa, maradonayı anmadan da edemiyorum, lakin ekranın başında donarak maç izleyişimi ve biten tırnaklarımı hatırlayınca konunun bu kadar keskin uçlu olmadığını tekrar hatırlayarak olan bitene hak veriyorum.

galatasaray ise eksiklerden dolayı elindeki malzemenin en oluruna yakınıyla sahadaydı. beşiktaşın aksine rahatlardı ve bu rahatlık beşiktaşın da geriye yaslanışıyla top hakimiyetini tamamen ellerinde tutmalarına yaradı. ne var ki, geriye yaslanmış hata bekleyen ve hata yapma lüksü olmayan bir takım ile yapacakları hatanın herhangi bir bedeli olmamasının verdiği rahatlıkla topa sahip olan iki takımın mücadelesinde ikinci taraf her zaman iyi oynuyor görünür, hele ki bu müsabaka derbi adını taşıyorsa. yoksa aynı galatasaray kadrosu diğer maçlarda da mevcuttu, ama bu kadar baskın göründüğü bir maç hatırlamıyorum.

maçın sene içinde oynanan derbilere göre minimum gerginlikte geçmesi ise hakem için büyük avantaj, yani normalde avantajdır ama abitoğlu üstün yetenekleri sayesinde bunu kullanamadı. yusufun düştüğü pozisyonda darbenin penaltı için yeterli olmadığını öngörebilir ama her düşüşün aldatmaya yönelik olmadığını da bilmek gerekir. yine ibrahim üzülmez kewell mücadelesinde ibrahim maçtan sonra her ne kadar yorgunluğunu bahane gösterse ve hakem yorumcuları "omuz" mücadelesi olduğunu söylese de kewellin omzunu sol koluyla, özellikle de dirsekle beraber kullanıp ittiği rahatça görülmekte. maç boyunca sabri artık şaşırmadığımız hareketlerine devam etmekte ama yine sahada kalmayı başarmaktaydı. yine emre aşık ve ernstin ikinci sarı kartları es geçilerek oyunu tamamlamaları sağlandı.

oyuncu performanslarına değinecek olursak gözümde en öne çıkan oyuncu cissedir. diğer oyunculara göre daha rahat oluşu belki bir etkendir ama benim bu maçta farkettiğim şey diğer maçlarda da farkedilen cisse-enst etkisinde esas oğlan olan ernstle maç içersinde kendiliğinden gelişen bir rol değişimi. tellonun sakatlığı sonrası mecburi yapılan yusuf değişikliği ve kendisinin oyuna "sol forvet" olarak katkısı da artık tescilini almıştır bizlerden. not: yazıyı gözden geçirince yaptığım haksızlığın farkına vardım ve rüştüyü de buraya "nasıl unuturum?" serzenişiyle beraber eklemiş oldum. kariyerinin en iyi zamanlarındaki performansına benzer bir oyun oynadı o da..

şimdi önümüzde sadece ve sadece 90 dakika kaldı. ben beraberliğin dahi yeteceğini sanıyorum ama atılacak bir golle kulakları sami yene tıkayarak yapılacak kutlamanın tadı da ayrı olur. delgado sakat, tellonun aldığı darbeyi hatırlayınca onun da oynaması zor bir ihtimal gibi, yusuf cezalı, ve tarihin denizli kentine biçtiği yazgı birleşince sevincimi erteliyorum ister istemez. bu takım ligin ilk yarısını 6. sırada bitirdikten sonra buralara gelerek gönlümüzü fethetti ve çoktan haketti şampiyonluğu ama matematiğin izni için sadece 1 maç kaldı.


şampiyon olacağız beşiktaşım bu sene
koyacağız cimbomboma fenere
gel bu sene son verelim dertlere

şampiyon olamazsak beşiktaşım bu sene
koyamazsak cimbomboma fenere(mazallah)
çıkarız boğaziçi köprüsüne
atlarız...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

son adım || Beşiktaş 2-1 Galatasaray

[foto:kartalhaber.com]

kötü bir oyun, ama 3 puan. sadece 90 dakika kaldı. biraz daha gayret...

24 Mayıs 2009 Pazar

futbolun dili

"kocaelispor ve antalyaspora bakıyorsunuz yine küme düşecekler. iyi de yeni geldiniz niye düşüyorsunuz? madem düşeceksiniz niye geliyorsunuz?..."

Yılmaz Vural

Kocaelispor ve Antalyaspor eski T.D

uyandırma servisi || yiğit özgür

pascal nouma || tombala




çok yerde gördüm ama eklemeden edemedim. bir başkası oynasaydı kötüden öteye gidemezdi bu reklam, ama pascal olunca beğenmeyen kalmamıştır sanırım. özlemeyen de kalmadı zaten, hangi takım taraftarı olursa olsun. pascalla birbirimizi özlememize neden olan hareket, yani reklamda "gülümseten" malum para arama hareketini bakıyorum da herkes sempatik bulur olmuş, daha kaç yıl geçti ki üzerinden ezdi geçti, hiçe saydı denilen değerlerimiz! bu kadar çabuk değişiverdi bizim. inönü de yapınca kitleler etkileniyor da, reklamda yapınca neden sempatik geliyor? ne söylüyorsam özleminden be pascalım. gezdirenler yesin diyeceğim ama meraklısı çok bu adamın buralarda..

23 Mayıs 2009 Cumartesi

uefa kadıköy 09 || maçın fotoromanı










işte metinin kamerasından ilk ele geçirdiğim fotolar. ilk fotoğrafta da kendisi var zaten:) şimdilik bu kadar, ama sırada birkaç video ve en azından bir fotoğraf albümü daha var.

bugün gazetelere bakarken hıncal uluçun yazısı gözüme çarptı. biz de ufaktan değinmiştik kendisine. elbette cevabı bana değildir:), ancak sonuç olarak "luce yandaşları" diye anılıyoruz. yazısında lucenin futboluna pek değinmemiş, "korkak" tanımlamasıyla geçiştirmiş. asıl kızdığı nokta yazıda da görüleceği üzere türkiyeyi "çavuşesku romanya"sına benzetmesiymiş. aynı konuda en çok tepki gösterenlerden birisi olan ahmet çakar, luce bu toprakları terk ettiğinde, "adam doğru söylüyormuş, hatta daha da betermiş!" demişti.

yıllardır yayınlanan 90 dakika programında da futboldan çok kurumların ve kişilerin ilişkilerinden bahsediliyorsa, her hafta hakem yönetimlerini kulüplerle hesaplaşma ekseninde ele alıyorsak, lucescunun benzetmesine temiz futboldan daha yakınız demektir!?

22 Mayıs 2009 Cuma

uefa kadıköy 09 || naldo

video


aramızdan tffye bilet için başvurup bilet alabilme şansına birtek metin arkadaşımız sahip oldu. hal böyle olunca görüntüleri de onun kamerasından aktarıyoruz. ilk görüntü weder bremenin naldoyla bulduğu frikik golü. çok güzel bir açıdan güzel yakalanmış bir an, metinin söylediği gibi karşı tarafta maçın en güzel tribünü. fotoğraflardan seçme yapıp bir maç fotoromanı daha yaparım en kısa zamanda. show tvnin bize çok gördüğü görüntüler de mevcut elimizde. neyse ki maçta bir elçimiz bulunmaktaydı. özellikle kupa töreni harika çekilmiş. yakın zamanda onlar da burada..

19 Mayıs 2009 Salı

luce geri döndü


lucescu tekrar istanbulda. ne bir transfer görüşmesi, ne bir söylenti var ortada artık. çoğu gazete servisleri için, kötü giden büyük takımlarımız için denizdeki yılandı kendisi. bu sefer final için döndü. kendisini eleştirmeye doyamayan hıncal uluç, ahmet çakar ve benzerleri ise hala aynı koltuklarında, pek değişmediler aslında, ondan sonra gelenlere de aynı muameleyi çekmekle meşguller. beğenmedikleri, çağın gerisinde dedikleri futbol mentalitesiyle çağın kulüpler bazında ikinci büyük kupasında final oynayacak yarın lucescu.

bu "gariban" adam sezon başında hedefini kadıköy finali olarak koyan iki büyük kulübümüz beşiktaş ve galatasarayı şampiyon yapmış. galatasarayla isimsiz adamlardan yıldızlar yaratarak şampiyonlar liginde çeyrek finali, süper kupa ve şampiyonluk kazandığı halde, karşılık olarak "amansız" fatih terim karizması altında ezdirilmiş, apar topar gönderilmiş..

oradan beşiktaşa geçmiş ki, benim için en güzel yanı taraftarı olduğum takıma gelmesidir, yani bu açıdan bir problem yok. galatasarayı şampiyon yaptığı yılın ertesi bu sefer beşiktaşı, hem de rekor bir puanla ve tek mağlubiyetle şampiyon yapmış, şampiyonlar liginde iyi maçlar çıkarmasında rağmen, diğer iki rakibin aralarındaki maçtaki son saniye golüyle elenmiş, uefada çeyrek final oynamış. adam olmaz denilen pascaldan adam gibi adam çıkarmış, iflah olmaz denilen sergeni tekrar keşfetmiş, memleketinden getirdiği pancuyu beşiktaşlıların unutamadığı biri yapmış.. ayrılışı ise malum kıpkırmızı samsunspor maçıyla başlayan çözülme süreciyle birlikte gelmiş, bir önceki ayrılığından daha karmaşık, daha uzun bir senaryonun önlenemez sonu olarak yaşanmıştır.

türkiyede görev aldığı süre boyunca sahnedeydi kendisi, yarın yine sahnede. bize ise uzaklardan izlemek ve "ah" çekmek düşüyor sanırım. umarım oralarda başarıların alkışlanıyor ve değerin biliniyordur. yolun açık olsun sir luce!

çifte bayram!


doğum günü ve 19 mayıs atatürkü anma, gençlik ve spor bayramı. iki bayram içiçe yaşamak, üstelik resmi tatil olması:) ve ömür boyu tekrar edecek olması... iyi ki mi doğdum kısmını kendime saklıyor ve temenni kısmına geçiyorum;

çifte kupa dileyeceğim şimdi ama, birini zaten aldık. ben yine de çifte kupa istiyorum, birisi 2 hafta ötede, kalan bir kupa hakkımı da önümüzdeki sene kullanayım, çok mu aç gözlü görünüyorum..

17 Mayıs 2009 Pazar

terbiyesiz!


bu akşamki ankaragücü-beşiktaş maçında küfür rekorunu kırdı kendisi. başta toraman olmak üzere birçok beşiktaşlıya ve hakemin gözünün içine baka baka sövdü maç boyunca. üstelik ekran başından da gayet kolay okunabiliyordu dudakları. tolga özkalfaya ve yardımcısına da helal olsun ama, iyi kaldırdılar bi kamyon lafı!

beşiktaşımızın 1-3 galip geldiğini de not düşelim buraya. oyunun kalemize yıkıldığı dakikalarda yusuf şimşeki çıkarıp ekrem dağı alarak rüzgarı tersine çeviren kurt denizliye de selam olsun!


yurovizyon 09 || 12 points go to norway


Eurovision Song Contest Winner 2009 Norway - Click here for funny video clips

yurovizyon 2009unda diğerleri gibi en heyecanlı kısmı puanlamalardı. norveç üstteki videoyla sildi süpürdü ortalığı. bunda elbette komşuluk puanlarının da etkisi oldu, bülend özveren de bu duruma isyan etti bolca[kendisine de ayrıca değinmek lazım], ama rekor bir puanla kazandılar sonuçta yarışmayı. bizim artık bıkkınlık getiren oryantal şovlarımızdan birisi daha sergilendi ve 4. olabildi.

puanlamaların şarkılarla ilgili olmadığı aşikar. bu duruma kızarken, bizim aldığımız puanların da aynı şekilde olduğunu görmek lazım. her zaman puan verenler yine verdiler ama bu sefer norveçin ezici üstünlüğünü kıramadılar.

norveçin bu şarkıyla birinci olması ise şaşıtıcı. farklılık yaratıp "keman"sal ritimlerin kullanılması güzeldi, ama söz ve kareografi kısmı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim maalesef. ayrıca vokaldeki çocuk çok şapşaldı be, luganoya da feci benziyordu hani, gıcık oldum. puanlar verilirken hem utangaç hem haşarı çocuk triplerine bittim resmen, erimekten değil gıcıklıktan. saçlarla oynamalar filan, tuhafsın adamım..

bülend abiyse ilginçliklerle doluydu dün akşam. puanlamaların başında puanları söyleyenlerin dediklerini çevirmeye çalıştı, sonra ne olduysa amaaan "her zamanki klasik cümleleri söylüyorlar, çevirmeye gerek yok!" deyiverdi. o kadar içten söyledi ki, bir de üstüne sinirini de belli edince, "eyvallah abim, büyüksün"den başka alternatif kalmadı bana. norveçin birinci olacağı belli olduktan sonra, puanlama sistemi üstünde de düşünmeye itti biz izleyenleri, farklı yollar aranmalı, bu komşuculuk ruhu engellenmeliydi ama..

bizim puanları söylemek için bağlanan bacıyı gecenin rüküşü seçiyorum burdan, baştan sona yanlıştı kendisi[çok etkilemez ama], şimdi ulen bir dakika bile sürmedi n'olcak diyebilirisiniz, durun bi dinleyin o zaman; diğer ülkelerden bağlanan hatun kişileri veya elemanları gördüğüm zaman "vay diyorum demek ki oranın yaşayanları böyle, hepsi böyle olmasa da buna benzer herhalde, ee az-çok bunun gibidir be işte!". ben içimden saçma da olsa bu orantıyla düşündüğüme göre, bizim hatun kişi çıktığında da aynı şeyleri düşünen binlerce, ne bini milyonlarca insan evladı vardır. burdan sesleniyorum yine; benzemiyoruz ona. yetkililerde lütfen düzgün birini seçin artık, önünüze gelen ilk koronun orta yaşlıları arasından seçmeyin artık, önem verin biraz, adı üstünde vizyon işte, dikkat!

yazımı bülend özverenin dün gece yine bir kriz anında tarihe düştüğü başka notla bitiriyorum;

- olmuyor böyle ama! herkes komşusuna veriyor[a.q]*, bir de sırıtarak söylüyor!

* içinden öyle geçirmiştir muhakkak, aksi bir durum eşyanın tabiatına aykırı a.q.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

16 - 17 mayıs tahminleri


uzun zamandır iddaa programını elime almadım. lig sonu yaklaşmışken, geçen senelerde olduğu gibi birkaç maç zor kazanan takımlar seri galibiyetler almaya başladı yine son haftalarda. geçen seneye göre buna benzer maçlarda oranlar hayli düşmüş; bunu iddaanın akıllandığına mı, yoksa bilindik senaryoların tekrarlandığına mı yormalı? bu hafta amacımız düşme potasında olup, durumu rahat olan takımlar arasındaki müsabakaları bulmak. elbette oranları da makul olmalı, belirttiğim gibi bu tip maçların oranlarında "yuh" dedirtecek gariplikler mevcut.

programa gün yerine lig ayrımıyla bakalım ve kendi ligimizden başlayalım öncelikle; göze ilk çarpan maç antalya-fb arasında ve antalyanın oranı 3,00. buna ibb- kayseri maçı da eklenebilir, ama bu maçın oranı kayserinin iddiasızlığı dolayısıyla sadece 1,45. yine bir başka banko gözüyle baktığımız maç ise denizli-ankara arasında. ilk paragrafta bahsettiğim tabire tam olarak uyan bir maç, ancak denizlinin oranı 1,25, oynamaya pek değecek gibi değil. bunun yerine trabzon-bursa maçı için 0 ağırlıklı olmak üzere 02 çifte şansı ve bugünkü hacettepe-sivas maçı için 10 çifte şansı denenebilir. antep-kocaeli maçı için kestirebilecek bir şey yok. gs-gençler maçının da yine 02 çifte şans dışında elle tutulacak getirisi yok. konya-eskişehir maçına ise girmek istemiyorum, ama yazarlarımızdan, ya da kayıtlı yorumcularımdan! suborusu ise "banko eskişehir" demekte. ankaragücü-bjk maçına ise oynamıyoruz, tuttuğumuz takıma bahis oynamama alışkanlığından dolayı, size kalmış bir maç.. şöyle özetlersek;

gelelim diğer liglerdeki maçlara, bu kısımda liglerin bütün maçlarını değil de, sadece aklımıza yatanı yazmaya karar verdi, makine hafiften kafayı yemeye başladı, uzatmayayım diyorum ben de, havalanabilir her an!

ilk belirlediğim 2 maç şöyle; gijon-malaga maçı için 1[2,10] ve nantes-rennes maçı için 1[2,10]. bu noktada yine suborusunun ilginç tahminlerine bakmakta yarar var diye düşünüyorum; w.bromwich-liverpool maçı için w.bromwichin yükselişini sürdüreceğini maçın 1[8,00] olarak sonuçlanacağını düşünüyor. birkaç tahminde daha bulunmuştu kendisi ama şu an aklımda değil, daha sonra eklerim öğrenirsem.

dediğim gibi uzun zamandır bakmıyordum bunlara. zira kaybedişlerin vermiş olduğu bıkkınlık hala üzerimde. yukarıda da görüldüğü gibi sadece kendi ligimize detaylı olarak bakmışım, nedeni daha çok şampiyonluk hesapları ve gs maçının şampiyonluk maçı olması tahminimden olabilir. rastgele..

ekleme: suborusunun diğer tahminlerine de ulaştım. villareal-r.madrid maçı için 1[1,90] diyor kendisi. bu maç makul olmakla birlikte, diğer tahminin leverkusen-monchengladbach maçında 2 olduğunu ve maçı 5-0 leverkusenin kazandığını da belirtelim. belirtelim ki dikkate alacaklar varsa[ki pek sanmıyorum!] referans noktası olsun kendilerine.

14 Mayıs 2009 Perşembe

FTK 08-09 Şampiyonu: Beşiktaş


hem sonucuyla hem de oynanan oyunla sanırım tatmin olmayan beşiktaşlı yoktur bu maçta. başından sonuna kadar gösterilen motivasyon kalan 3 maçta da korunursa şampiyonluğun gelmesi sanılanın aksine çok kolay olur, öyle de olacak gibi görünüyor bence. galibiyete ve güzel oyuna rağmen memnun olmadığım birçok aksaklık da yok değildi. öncelikle oyundan ziyade rahatsızlığa neden olan bu oyun dışı etkenleri maddeleyerek gösterelim;

* öncelikle show tvnin berbat yayınına değinmek lazım. maçın heyecanıyla, ikinci yarı gelen goller sebebiyle reklam olaylarını pek sorun etmedim aslında. ama maçın sonunda reklama girip, 25 dakika reklamda kalıp, o coşkuyu ekran başındakilere yaşatmamak "terbiyesizliktir" benim nazarımda. bir de dalga geçer gibi 5 dakikalık görüntüden sonra yayının bitirilişi felaketti.

* o kısa 5 dakikalık görüntüde beşiktaşın kupayı alışını görmüş olduk, oyuncular ellerinde kupa sahayı dolaşmaya başlamışlardıki 10. yıl marşı çalmaya başladı, her ne alakaysa! beşiktaş taraftarının bağırışları, kutlamaları güme gitti. yahu bırakın seyirciyi dinleyelim, futbolcularla birlikte tezaruhatlarına ekran başında da olsa eşlik edelim. diyeceğim şu ki; show tv ve stadın dji[ya da ne deniyorsa] bu akşamki, özellikle maç sonu yayınlarıyla beşiktaşı, beşiktaşlıyı sabote etmiştir.

* ve gelelim dokunmadan edemediğim hakem mevzusuna; özet olarak bu sefer bünyamin de yetmedi diyebilirim. göstermediği kartlar, ve ölçüsüz faul düdükleri mevcuttu, ama maçın sonunda çaldığı penaltı yine bir "terbiyesizlik" olarak not edilebilir buraya. komikti, sağolsun çok güldük.

* yine hakemle bağdaşacak bir isimle devam edelim: semih şentürk. fenerbahçeli olmasına rağmen hafif bir sempati duyardım kendisine. hatta yıllardır her yabancı kazma forvetin yedeği olmasından bile rahatsızdım. geçen sene oynadığı kaydadeğer futbol, avrupa kupasıyla tavan yapmış, bu sene ise "genç" semihlikten kurtulup, olgun bir futbolcuya dönmüş izlenimi vermişti. kupa maçında, sonradan girdiği oyunda, 15 dakika içinde bulunduğu 3 pozisyon itibariyle profilini tekrar değerlendirmem gerektiğini düşünüyorum. ilk olarak kendisine özür için dokunan fabian ernsti itişi, ilk başta belirttiğim genç semih profiline tersti, maç gerginliği başlığında toplayıp görmezden gelinebilirdi. hemen akabinde hakanın rahatça kontrol ettiği topa yükselir gibi yapıp, sadece ve sadece dirseğiyle hakana vurması. bunu bir refleks olarak kabul edemeyiz sanırım. üstelik kasti yapılmış bu hareketin bir de cezası olmalı, es geçildi. yetmedi, bu iki hareketin ardından bu sefer de kendisini geçmiş bulunan ekreme arkadan attığı tekme geldi; yavaş çekimde izlenirse, topla bir alakasının olmadığı ve kasıtlı bir tekme olduğu anlaşılıyor. ve bunları kısacık zaman diliminde olmasına rağmen es geçebilen bir hakim. yazık.

* beşiktaşın taktiği ise geçen haftaki "chelsea-barcelona" maçındaki chelseayi anımsattı. biraz öne kaydırılmış bir defans, orta sahanın hemen gerisinde cissernstle sıkıştırılmış. holosko ve boboya atılacak toplarla yakalanacak ataklar. rakip barcelona değildi belki ama, ligdeki 2 maçı kaybetmiş olmak, beşiktaşlı oyuncuları iyi motive etmiş olmalı. bu sayede hiç alışık olmadığımız kadar disiplinli kaldılar. ikinci golden sonra biraz daha önde oynamaya ve pas trafiğini artırmaya başladık. hatta rakip ceza sahasının hemen önünde 3 kişiyle kazanılan birkaç top ve pozisyon da mevcuttu. 3. ve 4. golleri ise yine ilk oyun şablonuna döndüğümüz zaman attık.

* maçın adamı bobo seçildi. attığı 2 golden öte kupada beşiktaş adına en çok gol atan oyuncu ünvanını da almış oldu. ilk gol beklemediğim bir anda geldi, ikincisi ise kaçısına üzülmek üzere olduğum bir pozisyondu.

* birçok oyuncu için not düşülebilir buraya. düşülecekte. ama birisinin hakkını vermeli artık; eduard cisse.. ernst ile yakaladığı uyum bizim gözümüze çarpmıştı ancak denizlinin görmesi birkaç maç geç oldu. bazı sayfalarda galatasaray maçından sonra tekrar görüşüleceği ve kalma ihtimalinin olduğu söyleniyor. daha iyisi alınmayacaksa elbette kalmalı bu fransız. bazı yorumcularda, özellikle beşiktaşlı bilinenleri, hadi bir tane de isim verelim sanlı kaptan eleştirmesin artık bu adamı. futbolun sadece top ayakteyken oynanmadığını, farklı şekiller ve amaçlar içerdiğini hatırlatmalı, hatırlamalı birileri. ve bir örnek verecek olursak, yine geçen haftaki chealsea-barcelona maçına dönelim ve michael ballackı hatırlayalım. koştuğu kilometreyle topla buluşma anlarını kıyaslarsak muazzam bir fark çıkar, ama itici gücünü de yok sayamayız. tıpkı bugünkü cisse gibi.

* filip için "aşka geldi" desem itiraz olmaz sanırım. futbol iştahı müthiş. attığı golde tek başına olmasına rağmen 4 defans oyuncusunun arasına dalması, verkaçı harika. bu tür hırçınlıkları süreklileştirmesi ve defansı zorlayışları maç içinde sürekli denemesi de cabası. seviyoruz:)

* yusufun iştahı içinse boboun ikinci golünü izlemek yeterli olabilir. ama önce ilk gole dönelim. tellonun pas olarak kullandığı korneri önce orta yapma düşüncesiyle açışı. daha sonra boşluğu görüp attığı nasıl derler, "akıl dolu" gol. golde herkes volkan babacana yüklenmiş, ancak tekrar izlenirse emre belözoğlunun koruduğu ön direği bırakmasıyla daha çok ilgili bence. lafı açılmışken kendisinin ve ettiği küfürleri duymamazlıktan gelen bünyamin hocanın kulaklarını bir kez daha çınlatalım.

* bir konu için beşiktaşlı futbolcuları ayrı ayrı tebrik etmek lazım. o da hakeme fazla bulaşmamaları. itirazları sadece maçın sonunda verilen penaltıya oldu ki, izlendiği zaman haklılığı görülür. bunu maç içinde genel bir davranış biçimine sokmuş olmaları takdirlik. ama es geçilen bir nokta var; her zaman şikayetçi olduğum "itiraz edenin ayrıcalıklı olması" durumu. bunu sağlayan en büyük uygulayıcı ise elbette hakem. ekran başından ve tribünden imtiyazdan çok sövgüyü hakeden bu itiraz manyağı ağzı bozuk topçular, nedense sahadaki adalet dağıtıcısı tarafından hep korunuyorlar.

* maç yorumcusu olarak feyyaz tercihi belki iki tarafı da kapsaması açısından olumlu gibiydi. ama feyyazın konuşmama huyuna, konuşunca da uykudan yeni kalkmış havası eklendi. orada iki tarafta oynamış olmanın verdiği bir artıyla oturmasına rağmen, melih şendilin "bobo atarsa rekorunu egale edecek?!" sorusuna verdiği "inşallah" cevabı rengini belli etti. daha sonra "yani benim için sorun yok ama fenerbahçe için büyük sorun olur!" diyerek toparlamaya çalışsa da nafile, zaten rekoru birkaç dakika sonra bobonun 2. golüyle kırılmış oldu.


* maç öncesi ekranlardaki güleryüzlü hava yerini daha kasvetli bir havaya bırakmıştı sanki. taraftar için kazanan ve kaybeden olarak makul bir durum. fakat yorumcular için öyle denemez, rıdvan dilmen yıkılmış bir haldeydi, şansalın yüzünden düşen bin parça. fatih terim ise onlardan da üzgündü. kusura bakmayın ama birkaç hafta sonra sizleri tekrar gözyaşlarınızla başbaşa bırakacağız, bünyaminlere rağmen başaracak bu takım:)

* daniel güiza yine attı beşiktaşa. önümüzdeki sene kalması için bir etken olursa ne mutlu bize:)

* denizlinin hamleleri yerindeydi. ilk yarı bittiğinde ibrahimlerin değiştirilmesi gerekliliğini görmesi zamanlama açısından yerindeydi. aksi durumda yine 10 kişi kalabilirdik.

* demirören kupa töreninde yine en önlerdeydi. neyseki fazla görünmedi. umarım hastane koridorlarında gezdirmez kupayı.

* yaşıtlarım arasında bu kupayı gören fenerli de henüz kayıtlara geçmedi.

* şampiyonluk bizim, kupa bizim...

kupayı gördüm

13 Mayıs 2009 Çarşamba

haydi kalk ayağa!


malum bu sezon çifte kupa kaldırma şansımız çok yüksek. lig kupası için 3, türkiye kupası için ise sadece 1 maçımız kaldı. bu akşam kupalardan birini alma şansımız var. yukarıdaki fotoğrafa benzer bir an daha yaşayabiliriz. tek dileğim fotoğraftadaki yöneticilerin bu seferlik karede yer almamaları, sadece futbolculara bırakmalılar anın tadını. bir taraftar olarak yöneticinin kupa elinde sahada turlaması heyecanlandırmıyor beni. umarım değişen birşeyler olmuştur.

kadro analizi, oyun anlayışı gibi şeylerle kurcalamak istemiyorum kafamı. çok önceden bulunmuş olmaları gereken doğruları geç de olsa bulduğumuzu umuyorum. ama her şeye rağmen denizlinin şapkası ve içinden çıracakları ufak ihtimalllerle de olsa ayrı bir yer edinmiş durumda. akşam hep beraber göreceğiz. bir mağlubiyetle sessizliğe bürünen bizler, bir galibiyet, ve pekala geç gelen bir liderlikle tekrar nefes almaya başladık geçen haftasonu. şimdi önümüzde sadece 3+1 maç kaldı. az kaldı...

11 Mayıs 2009 Pazartesi

futbolun dili


biz futbolcular, sürekli üzerimizde çok baskı olduğundan yakınırız. baskı, ancak evlerine beş peso getirip çocuklarını geçindiremeyen insanların üzerinde olur. binlerce dolar alıp, sahaya çıkıp oynuyoruz ve ağzımızı açınca stresten bahsediyoruz… stres bu ülkede, sabahın altısında kalkanlar içindir.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

6 Mayıs 2009 Çarşamba

biriktirilmiş futbol maddecikleri


- malum fb yenilgisinden sonra moralim epey bozulmuş olacak ki, sadece o anki duygularımın bir kıvılcımı olan kısa bir yazı ile geçiştirmek zorunda bıraktı beni hevesim. tersi bir durumda bütün maçlara kısa kısa değinen, el clasicoya teğet geçen, ve bjk "şamp.." temalı bir yazı kondurabilirdim o heyecanla. en azından böyle olacağını düşündüğümü itiraf etmeliyim.

- sadece ben değil, özellikle takip ettiğim beşiktaş bloglarında da sessizlik hakimdi. onların da bazıları kısa kısa değinmişler maça, ama henüz yeni yazıya dökülüyor düşünceler, sessizliğin bozulması, kafaların toparlanması birkaç gününü aldı siyahbeyaz blogların.

- önceki yazımda haberini vermişim şikayet unsurlarının. hakeme, oyunculara ve denizliye birkaç cümle ayırmışım sadece. fazlasını söylemek kendimi "tekrar"lamaktan öteye götürmüyor, ah keşke bir de büyük mustafa kazançlı kadro "tekrar"larından vazgeçmese. bakındığım yazılarda da durum aynıdan ibaret, ntvsporda güntekin onay abimiz bu konuları bir yazıda toparlamış bizim için.

- birgün olsun sivasın puan kaybına sevineceksin deseler, dediler ve sevindik. kursağımızda kaldı. iki hafta önceki gibi, sıra sıra dizildi yani. maç sonu murat erdoğan ve hayrettinin açıklamalarını elbette duymuşsunuzdur. beşiktaşın da yenilgisiyle beraber bunların da üstünde pek durulmadı. oysa beşiktaş başta kendi engelleri olmak üzere takılmasa fbye, bu açıklamalar haddini aşar hale çoktan gelmişti. ortalığın sessizleşmesi ve söylemlerin "çetin bir mücadele" eksenine oturmasında mağlubiyetimiz hayırlı olmuştur.

- ayrıca "anadolu"ya armağan edilecek şampiyonluk için puanları mücadelesiz kabule hazır sivasın[memleketimdir aynı zamanda] olası şampiyonluk kutlamalarına kaç şehir eşlik eder acaba? ücra kentlerde bjk, fb ya da gsnin şampiyonluğu için gösterilen sevinçten daha büyük olamayacağı kesin.

- sivas için son madde. ben de kızıyorum bu takım için bu kadar kelama ama öyle laflar, öyle cinlikler var ki; mesela antepte 15:00te maç oynanmasına değinmiş koçları. ki bu sivas bütün kış şartalrını lehine çeviren buzla kaplı sahasında puanları toplarken hava şartları gayet olgundu. bir de bu tür konuşmalardan hemen birkaç gün sonra verilen ters demeçler var, şark kurnazları sizi..

- real- barca maçından sonra ısınmam gereken futboldan da soğumaya başladım. hemen arkasından sevilla-villareal maçını bile izleyesim gelmedi. ertesi gün halı saha maçına çıktım, kendimden utandım. çıktım bjk-fb maçına baktım, şampiyon olalım ama şampiyonların liginden uzak duralım diye iç geçirdim. allah muhafaza nou campta, defansta zan, kalede hakan... neyseki rüyaymış:)

- maddelere chelsea-barca maçı için ara veriyorum. dilerim bu maç kendime getirir beni biraz olsun.
- ekleme: ilker yasinle maç keyfini özlemişim!? "barcelona finale çıkarsa essien yok."

4 Mayıs 2009 Pazartesi

bembeyaz başlangıçlar, simsiyah sonlar!

[fotoğraf: medyaspor.com]

sanırım dün geceden sonra birçok beşiktaşlı benim gibi "şampiyon olmayalım" diye düşünmüştür. mükemmel bir gündü dün başlayan, sırtına siyahı-beyazı, özellikle de beyazı geçiren koşmuştu beşiktaşa. benim gibi önceki seneler ve daha iki hafta önce bursa maçı da olmak üzere "final" veya "dönüm maçı" diyebileceğimiz maçları inönüde yaşayıp, bu sefer totem deneyenlerin sayısı bile bir stat daha doldururdu. iki adet top sesi duydum birara, sanırım antepin 2. golüyle alakalı bir düzenlemeydi, ona yordum. ama sonuç.. önceki senelerle farklılık olmadı, ben de maça gitmeyişimle kaldım.

hala en büyük adayız şampiyonluğa ama ne kadar tat verir dün akşamdan sonra. sezonun en çok puan toplayan takımı olabiliriz sezon sonu yine de, ama zirvede oluşumuzu taçlandıracak eksiklikler an itibariyle "şampiyon"dan ziyade bir sıfatı hakediyor.

nerden başlamalı maçı konuşmaya, gerçi hiç konuşasım yok. denizlinin seçimleri, ofsayt kararları, ilk goldeki faul, verilmeyen penaltı, nasıl verilmiyorsa artık? ve saire... takılıp kalmak istemiyorum pozisyonlara ama malum spor medyası, tersi bir durumda kıyameti koparırmış gibi geliyor. hatta bırakıyorum gibisini, selçuk ve ernstin konumlarını değiştirip bjk ceza sahasına koysanız, bugün mecnun ve bülent yıkardı herhalde ortalığı, tezgahın, tezgahtarın hesabını yapar dururduk bir hafta boyunca, katılmayan parmak kaldırsın? ki antep yenince maç sonu söylenenler, neyse birşey demiyorum artık. biz dün akşam kazanmalıydık her şeye rağmen... geçmiş olsun!

2 Mayıs 2009 Cumartesi

futbol günlüğü

cumadan beri beyaz formam üzerimde dolaşıyorum etrafta. zaten sezon başından beri en çok hoşuma giden formamıza, önce başlatılan "beyaz" kampanya ile forza, daha sonra formayı hediye olarak sunan meoezcan sayesinde kavuştum, yatarken dahi üzerimde. siyah beyaz yatay çizgili formayı şu an için temiz bir şekilde gardropta bekletiyorum, varsın beklesin. yarın öğleden sonra da semtteyim, yine beyaz forma, ağızlarda şarklılar. hava da biraz olsun eşlik ederse bu duruma tadından yenmez. görüşmek, selam vermek, bir iki kadeh eşlik etmek isteyenler için belirteyim; beyazlı olan benim..:)

yarın sabah yeşil zemine ilk çıkacak kişi sanırım ben oluyorum. memleketim sivasın derneklerinden birinin turnuvasına arkadaşlar yazmışlar adımı. gidiyoruz, yine beyaz forma. ortam malum sivaslı, epey ıslıklanacağım ama olsun. maç taktiğini ise maç sırası sebebiyle r.madrid-barcelona maçından alacağız takımcak. tam kadro kamptayız bu gece, ekranda el clasico, geçen hafta batuhan karadenizsel hareketler yüzünden toplanılamamıştı, bu sefer olcak galiba. elbette kim yenerse onun taktiğine uyarlamaya çalışacağız kendimizi ve umarım bu takım madrid olur.