29 Ağustos 2009 Cumartesi

herşeye rağmen

bu sezon ilk defa 90 dakika olarak izleme fırsatı buldum beşiktaşı. hazırlık maçları ve ilk maçlar, genelde yarım devrelerden veya özetlerden fikir edinebildim sadece. kafamda özet görüntüleri, mustafa denizlinin leş kargaları, bir sürü yazılarla beraber başladım 90 dakikaya. golün gelmemesi sinir bozucu bir hal alıyordu elbette giderek, ama oynanan oyun ve mücadele umut verdi bana. mustafa denizlinin maç sonu demecinde oyunun umut verici olduğundan sözetmesine kesinlikle katılıyorum diyebilirim, oyuncu değişikliklerine katılmamakla birlikte.

ferrari ve ernst, herkesin malumu, sahanın en iyilerinden. ernst için alışıldık bir durum, ferrari için de giderek alışkın bir durum olacak gibi. ama benim gözüme batan, oyundan çıkana kadar yaptıklarını, yapmaya çalıştıklarını şaşkınlıkla izlediğim serdar özkandır. dün akşam oyunu en olumlu oynayan, ayağına gelen topu en olumlu kullanan oyuncumuzdu bana göre, oyundan çıkarılması ise koç alışkanlığının tekrarı olabilir ancak, fink,kaş ve tellonun yerine tercih edilmesini ben başka bir sebebe bağlayamıyorum zira.

umarım dün akşam hem kendisi, hem de bizim açımızdan yeni bir başlangıç olur, ve birkaç yıl önce umut verdiğimiz o genç milli takımın kaptanı geri döner. şahsen ben dün akşam o kararlılığı gördüm kendisinde, darısı batuhana artık. dünkü enerjisinin devamı finkernst orta sahasının üçleyicisi olmasına yetecektir diye düşünüyorum.

benim maça dair düşüncelerim, görüldüğü üzere umutvari. ışıklı bir yoldaki ilk adımlar diyebilirim, hücum esnalarında holosko/nihat/serdar özkan ın 2li kombinasyonları biraz daha koordine olabilseydi, çok daha farklı bir skoru konuşuyor olabilirdik şu an. birbirine takılanlar, dolanan ayaklar vs. hele serdar özkanın önündeki topa ofsaytta olmasına rağmen hamle yapan bir nihat vardı ki, herkesin çileden çıkardı diyebilirim. ilk bakışta sinir bozucu bir durum hüviyetine bürünebilir pozisyon, ancak nihatın maç boyunca yüz ifadelerine dikkat edilirse kendini ispat etmekten, ipleri bir an önce eline almaktan başka bir düşünce yoktur altında, eminim. biz onun kendisini ispata ihtiyacı olmadığını bilsek de, biraz kıpırdanma, birkaç gole adını yazana kadar devam eden bir süreç olduğunu düşünüyorum. mesela gs maçıyla sonlanan bir süreç olsa mükemmel bir geri dönüş olabilir, bilgisine:)

ertesi gün malum gazeteleri gözden geçiriyorum. birkaç paragrafa göz attıktan sonra ise başka maçlardan bahsediliyormuş gibi hissediyorum. birkaç kişi hariç, rezaletten bahsediyordu hatta. maçın adamı profilinde ise telloyu görünce kayışı kopardım diyebilirim. mustafa denizlinin geçen haftaki açıklamlarının, "leş kargaları" başlıklı demecinin bir tepkisi olduğu muhakkak. hatta başlıkların hemen hepsinin bu başlığa gönderme olduğunu da görmek güç değil. yazarların da aynı halet-i ruhiyeye sahip olduklarını sanırım söylemeye gerek yok. medya/kulüp gerginliğinin etkilemeyeceği bir kesim muhakkak olacaktır, ama önünü göremeyen, dün akşam sahaya atlayan bir kısmı da galeyana sürüklediği kesin.

yine mustafa hocanın geçen haftaki açıklamasından bir kesit alacağım, bu açıklamaları kime karşı söylediği sorulunca, "amacım birilerini hedef almak değil, taraftarımıza seslenmektir, dolduruşa getirilmek isteniyorlar." benzeri bir cevap vermişti. pek fazla işe yaradığını söyleyemem dün akşam itibariyle.

herşeye rağmen, umutluyum. bir de rıdvan olsa şöyle sağdan sağdan. kaybedilen yılların görmüş geçirmişliği olarak güzel bir rotasyonla kazanca çevirsek bu yılı mesela. elalem ne der umrumda değil de, sahaya atlayanları bu yazının neresine koyalım?

sahi bir rambo vardı ne oldu ona? bekliyoruz fenerasyon:)

2009 avrupa basketbol şampiyonasına bir bakış

bu sene polonyanın ev sahipliği yapacağı yepyeni bir euro basket ile eylül ayında basketol aşkına son vermeye hazırlanıyoruz. Euro basket her zaman şahsımın en üst seviyede basketbolun oynandığına inandığı bir turnuva olmak ile beraber 2001 yılından itibaren de türk milli takımın acaba bir yarı final yapar mı yoksa yine çeyrek finalde veya grup sonrası elemelerde eleneceğiz tasasını taşıdığım turnuvadır. 2001 den itibaren sadece dünya şampiyonsında yaptığımız o çıkış sonrası başarısızlıkla sonuçlanan turnuvalar sonrasında bu sene daha umutlu olan ve en azından bir yarı final yapacağımıza inanan benim için geri sayım başladı ve haftaya artık herşeyin netleştiği, umutların artacağı veya 2010 öncesinde hiçbirşey olmayacak umutsuzluğuna bürünmüş dünyelerden birisine sahip olacağımız
kesin. Şimdi genel anlamda turnuvaya bakalım;



Group A

Hırvatistan
Makedonya
Yunanistan
İsrail


Grup farvorisi kanatimce Hırvatistan'dır. Planinic , Kus , Popovic ,Ukic gard rotasyonu ve formda Kasun , Nicevic ve son demini yaşayan avrupanın tek trible double etiketlisi Nikola Vujcic ile olağanüstü bir kombinasyon yaratabilecek bu takıma eğer Damir Markota , Stojic , Loncar katkısı da katılırsa finali zorlayacakları bile kesin. Yunanistana gelince umutsuz vaka kıvamında çeyrek final son durak.

Group B
Almanya
Letonya
Rusya
Belçika veya Fransa

en zayıf gurup. Buradan çıkacak takımlar kesinlikle diğer gurup eşleşmelerinden gelenlere elenecektir. Rusya ve Almanya'nın Krilenko ve Nowitzki siz burada olması elbette baş etken ama ne Fransa ne de Letonya nın da hali olmadığı için buradan bir cacık olmaz.

Group C
Sırbistan
Büyük Britanya
Slovenya
İspanya

Grubun favorisi ve şampiyanın favorisi elbette İspanya. Sırbistan kapalı kutu ne yapacakları belli değil, Slovenya ise sürpriz peşinde ve büyük ihtimalle şanslı olurlar ise yarı final oynayacaklar.
İspanya'ya gelince , gerçekten çok güçlüler , organizeler normal şartlarda en büyük şampiyon adayı onlar. Fakat bu sefer bu taım ruhunun üzerine biraz olsun calderon, rudy fernandez , marc gasol ve navarro nun ego tatmnkarlığını yukarıya azıcık çıkarmaları onları şampiyonluktan edebilirler. Biraz ego sonlarını getirebilirler , bu kadar egosuz bir takım olgusu bu kadar uzun süredir bana fazla geldi.

Group D
Türkiye
Litvanya
Polonya
Bulgaristan

Grubun en zayıfından başlarsak elbette Bulgaristan sonunculuk anlamında yeri garanti. Polonya'ya gelince ev sahibi kontenjanından hakem destekleriyle iteklenmez ise Litvanya ve Türkiye'den min. 10 fark yemeleri gerekir fakat Türkiye ve Litvanya yapılanlara karşı sinir harbini kaybederse ortada garip sonuçlar doğabilir ama ben Litvanya açısından pek ihtimal vermiyorum ama bizim agresif tutumumuz umarım başımıza iş açmaz.
Litvanya ya gelince muhteşem isimlerden oluşan bir takım gibi Jasikevicius sonrasında ciddi anlamda bir süper yıldıza ihtiyaçları var ve şu anda bu takımın bir süper yıldızı yok. Ne Siskauskas bunu üstlenebilir ne de en son bomba transfer Kleiza bu potansiyele sahip. Sonuç Litvanya şahsi kanaatime göre en son eşleşmeler sonrası Litvanya A-B grubu karışımından doğacak eşleşmede Hırvatistan harici bir takıma denk gelirse elyebilir ama Hırvatistan gelirse elenerek bu turnuvaya veda eder.
Gelelim bizim takıma, bu takımın en önemli gücü 3,4,5 rotasyonu. Ersan , Hidayet , Ömer Aşık , Oğuz Savaş ciddi anlamda şut , blok , ribaund ve savunma anlamında çok ciddi silahlar. Aynı zamanda Ersan 4 oynadığında da inanılmaz hızlı pas akışı da olabiliyor. Böyle bir forvet 3 lüsünün arkasında 1-2 numarada herhangi bir dış şut tehdidi olmaması bu takımın tıkanacağı ve bir yerde duraklamasına sebep olacak zaafıdır. Kutluay zaten olmamalı ama Erdoğan bu takımda yer alarak en azından dış savunmada penetre ve boş şutları cezalandıracak kişi olmalıydı. Serkan Erdoğan'ı almayarak bu pozisyona aynı takımda Bekir'i çağırmak zaten bu alanda intiharın sebebi Tanjevic için. Umarım Ömer Onan sağlam bir turnuva geçirir , Ender cezalandırabilir ve Sinan Güler de rotasyona dahil olup verimli oynar ise en azından Hidayet'in haricinde dış şut tehdidi ile ortaya nefis bir karışım çıkabilir. Zaten bu 3 oyuncu mpotimum seviyede oynarsa biz bu turnuvada neden final oynamayalım ki. İspanya haricinde bu forvet rotasyonuna çare olabilecek takım yok çünkü. Bir de unutmadan ilk maç. Eğer Litvanya'yı ilk maçta yenersek biz ciddi anlamda yarı final oynarız fakat kaybedersek de o zaman ne olacağını kestirmek güç.

Haydi rastgele..

bize yine hüsran:(

inönüde vuslat, yerini bir başka vuslata bıraktı bu akşam. maçla ilgili yazı gecenin ilerleyen saatlerinde gelecektir muhtemelen, ama şaşkınlığımı saklayamadığım bir serdar özkan formu vardır ki, hala etkisinden çıkabilmiş değilim. kötüleri ise saymakla bitiremem maalesef, neyse, konuya iyice girmeden noktayı koyalım bu posta. son kez olması dileğiyle, üzgünlüğümüzün imzası olsun bu da.

28 Ağustos 2009 Cuma

+ , - , x , / gölgede aynı


"CR7 yi bile gölgede bırakacak" transfer olarak koymuştu yönetim önümüze hedefini. son birkaç yıldır yaşadığımız hayalkırıklıklarını hiçe sayarak umutlandık yine de, "deco"mu acaba diye? ulan salak, hadi hepsini birkaç güzel kelime de unutuverdin, 2 gün önce tribnlerinde oturan adamı da mı hatırlamadın. bonservissiz verdiğin adamı, kiralayarak geri alabilen yönetimin gölge anlayışı bu kadar elbet, fazlasını beklemek de neyin nesi?

transfer, ücretiyle ele alındığında elbette fahiş, 10,5 eksikliği olarak ise biraz olsun gerekliydi. ama bu "biraz" fahiş fiyata 29 yaşındaki tabatayı alacak kadar acil değildi ne yazık ki. 1 senedir veto edilen ve 1/3 fiyatına denk gelen ronaldoyu almak kesinlikle daha mantıklı geliyor.

tüm bunları söylerken bile bir umarım gün gelir utanırım bu söylediklerimden görüşü hakimiyetini elden bırakmıyor kafamın içinde. nasıl ki yusuf konusunda yaşadıysam, bu konuda da yaşamayı umut ediyorum. ancak 8 milyonluk bir tutarı maalesef kabul edemiyorum, hem eldeki finansal olanakları verimli kullanamamaktan ötürü, hem göz göre göre kulübün mali çöküşe sürüklenişi açısından. yine umarım, hayırlara vesile olur da, allahın sopası yok misali başımıza örülen bu yönetimden kurtuluş sürecimizin başlangıç süreci olur.

bu yazı borsaya henüz konuyla ilgili bir bildirim yapılmadan önce yazılmıştır. yine lanet olası bir umut yok değil içimde.

27 Ağustos 2009 Perşembe

ŞL 2009: B Grubu ve 10,5


herşey güzel gidiyordu aslında. 3. torbadan BJK çekilince inter/barcelona grubu canlanmadı değil hani bir an gözümde. manu/cska grubunu duyduktan sonra arabanın radyosunu kapatıp, iftar için yollanmıştım bile, biraz meraklı da olsa mutlu sayılırdım. dillere pelesenk olmuş "kura şanssızlığı" aklıma düşünce, arkadaşa dönüp "herşey bu kadar iyi gidemez, wolfsburgla taçlandırırız kesin bu grubu." deyişimin üzerinden fazla geçmeden telefonla haber oldum kendilerinden. uefada 5.torbadan tottenhamı çekmeyi başarmış bir takım olarak, bu sefer de, 1,2,3golyetmezin dediği gibi çölde kutup ayısı bulmayı da başardık:) bari son maçımız manu ile içeride olsun isterdim ama fikstür aşağı da görüldüğü gibi, rastgele;


15 EYLÜL BEŞİKTAŞ-MAN.U

30 EYLÜL CSKA-BEŞİKTAŞ

21 EKİM WOLFSBURG-BEŞİKTAŞ

3 KASIM BEŞİKTAŞ-WOLFSBURG

25 KASIM MAN.U-BEŞİKTAŞ

8 ARALIK BEŞİKTAŞ-CSKA


bu arada 10,5 transferinin birkaç saat içinde açıklanacağı yazıyor her yerde. radyospor decodan bahsederek bir hayli heyecanlandırdı beni, ve tabi tüm beşiktaşlıları.. nette açmadığım sayfa kalmayacak gibi bu saatler içerisinde. bekliyoruz, her ne kadar yamuk yapmasıyla ün salmış bir yönetime sahip olsak da. bu sefer olsa bari..



rastgele..

Barcelona
Chelsea
Liverpool
Manchester United
AC Milan
Arsenal
Sevilla
Bayern München

Olympique Lyonnais
Internazionale Milano
Real Madrid
CSKA Moskva
Porto
AZ Alkmaar
Juventus
Rangers

Olympiacos
Olympique de Marseille
Dynamo Kyiv
Stuttgart
Fiorentina
Atlético de Madrid
Bordeaux
Beşiktaş JK

Wolfsburg
Standard de Liege
Maccabi Haifa
Zürich
Rubin Kazan
Unirea Urziceni
APOEL
Debreceni

gözler, kulaklar, kalpler, totemler için top atışı bu akşam saat 19:00 da monacoda. aklımdan günlerdir gruplar yapadursam da boş. ertesi gün gazetelerinin "rakiplerimizi tanıyalım" başlıklarına ise hazırlı olmak lazım demedi demeyin sonra. yazmayacağım dedim ama, senede 1 kura çekimi oluyor zaten diyerekten son anda yazmaya karar verdim, olası iki uç ihtimali. şimdiye dek çok yerde okudum zaten, bir de ben karalayayım.

aman allahım grubu: barca-inter-BJK-wolfsburg pişmanlık grubu olarak da adlandırılabilir:)

nerde bizde o şans grubu: sevilla-alkmaar-BJK-Unirea Urziceni ya da Debreceni

dişe diş, kanakan grubu: Liverpool-Porto-BJK-Standard de Liege

rastgele karakartal..

24 Ağustos 2009 Pazartesi

dereyi görmeden..

eleştiri muhakkak kabulumuz, lakin üstünden 3 ay geçmeden yerin dibine, afedersiniz itin götüne sokmak da neyin nesi? hem şu anda hem de başarıya giden geçen sezonki yolda birçok eleştirim, beğenmediğim bir o kadar da taktiksel, kişisel yönleri olan bir adamdır bir zamanların mustafa denizlisi, şimdilerin Büyük Mustafası.

geçen sene zamanın kısıtlığından ve 2. yarı teknik adamlığından dolayı, elbette daha çok başarının tünel ucunda görünmesi sebep olmuştur eleştiri dozajının düşüklüğüne. ama sezon başı sendromu yaşayan züperlig uleması biriktirmiş hıncını bir anda boşaltıvermeye başladı bu ak sakallı, gandalf kılıklı adamın üstüne. sadece bize yapılıyor gibisinden paranoyak bir havaya girdiğim sanılmasın, kaosdan beslenen reyting uleması, kimisi yeniçeri bıyıklı, kimisi fularlı, hakem eskileri.. dün de böyleydiler bugün de.. tam burada ertuğrul sağlam dönemine kısa bir bakış atacak ve yüzeysel bir kıyas yapacak olursak; 8-0 ve 4-1 lik iki sonuca rağmen "istikrar"ı dillerinden düşürmeyen insanlar, iki kupa kaldırmış bu adama 2 beraberlikle nasıl olur da yüklenir anlamak güç. hal böyle olunca dansözvari hareketleri görmek güç değil elbette.

yorumcuların, eski futbolcu, antrenörlüğe adım atmadan bırakmış olanları mı dersin, stüdyonun bir köşesine kıvrılmış küme düşmeme mücadelesi veren takımlardan boşalan koltuk bekleyeni mi.. görünce sadece kızgınlık veren bu ekran şovlarından sokağa çevirince asıl şaşkınlık verici durum karşıma çıkıyor lakin: her sene başarıya endekslenmiş, her yolu mübah gören, bireyleri hızla tüketen bir kitle büyütmüş.. ekrandan birinin hareketiyle ona çullan, diğer bir hareketiyle bir diğerine.. sabırsızlık, öfke had safhada, verdiğinin karşılığını bekleyen bir topluluk var artık, zevk almaya değil, kan görmeye gelenler var..

böyle zamanlarda daha çok sevebiliyorum siyahı/beyazıyla, "sevinmek için sevmedik" sözü daha bir anlamlı. hatta öyle zamanlar oluyor ki zeki demirkubuz abinin dediği gibi "küme düşse de taraftar olarak bir elekten geçsek" bizbize kalsak. popülerliğin tribünlere yığdığı ayaklar çekse kendini şeref beyden mesela...

diyeceğim o ki yine siyahı yaşadığımız, hatta zorla yaşattırıldığımız günlerdeyiz. büyük mustafayı beğeniriz, beğenmeyiz ama her seferinde bu sefer istikrar diyen biri olarak, her halukarda destekçisiyim takımımla birlikte. konu iyice dağıldı, toparlamak mümkün değil şu dakikadan sonra:)

o halde son kapağı, pardon son sözü erbabına bırakalım;

"Kimse ulemalık taslayamayacak. Bu takımı yokmuş gibi görenler ve göstermek isteyenler yanlış yoldadırlar. Çok iyi olmadığımız biliyorum. Ama bu eleştirilere geçen sene de yaşıyorduk. Halep orda ise arşın buradadır. Herkes neler yapacağımız bekleyip görsün"
B.M

B.M'nin bugünkü açıklamalrının tamamı...

23 Ağustos 2009 Pazar

eski açık sarı desene

Geçen senenin sonunda yaşanan kaybetme duygusu ve şahsi olarak müthiş bir hikayenin başlaması umudunu taşıdığım Bülent Korkmaz'ın garip vedası ile biten sezon ve son günlerin ardından yönetimin kendi adıma tam soğuyorum derken mühim adam Rijkaard'ı başa geçirmesi ve devamında Keita ve Elano adlı iki acayip adamın takıma kazandırılması,Arda'nın takımda kalması da beni stada doğru yönelten,umut taşımama sebep olan ve en azından ileriye doğru planlar yapılmasına dair işaretlerin olduğunun varsayımına kapılmama neden oldu.

Perşembe günü uzun sürenin ardından gittiğim Ali Sami Yen'de 5-0 lık bir galibiyet ile ortaya çıkan o güzel havaya bende ortak olmaya başladım. Özellikle neler yapacağını görmek adına özel izleyicisi olarak Keita'nın zıpırlığı, başdöndürücülüğü , hızı , iş bitiriciliği beni ve zamanımı paylaşan güzel insanın mest olmasına, eğlenmesine,keyif almasına sebep oldu.

Bugün Kayseri karşısına çıkan bu takımın ne yapacağı ne tür bir sonuç alacağı an itibariyle beni ilgilendirmiyor ama ben akşam saniyede topu kanattan diğer kanada taşıyan, hızlı tek toplarla her dakika boşluk kovalayan , kanatlarda inanılmaz hızlı atağa kalkabilen ve üretebilen (sabri hariç) bir takımı izlemek sonuçları aldırış etmeme sebep olduğundan şüphem yok.

Kazanılsın kaybedilsin Keita denilen inanılmaz adamın driplinglerini ve ani çalımlarını, Arda'nın yeni sorumluluğunda adam eksilten,oyunu daha büyük alandan izleyen ve genişletmek adına yaratıcılığını öne çıkaran,göbekten bindirmeler ile artık daha iyi şut çekebilen hali ile şu ana kadar izlemekten her dem keyif aldığım takımımın 3-4 yıllık antrenör kontratı ile Rijkaard abimizin elinde kararlı,oynayan ve kazanan bir takım olacağında şüphem yok.

Haydi rastgele, sezon sonu keyifli anları konuşmak üzere.

karikatür

yazıdan önce yiğit özgüre denk gelmek, bütün kafadakileri anlamsız kılabiliyormuş.. beraberliğin bile üzüntüsünü aldı götürdü benden.. çok yaşa!

17 Ağustos 2009 Pazartesi

vardiyalı mutluluk:)


73 de gelen oh sesi, tello ile rehavete terk etmiş bulunuyor an itibariyle, ekrana ikinci bakışımda ise 3 puan yazıldı bile. karın ağrısı dolu bir sezonun daha başladığını anlamış olduk bu akşam sonunda. hayırlı olsun..

azalan artçılar..

günün işleyişi içerisinde ertelenebilecek bir durum gibi, şu saat itibariyle ancak ekleyebiliyorum, yazık.. bir musibet bin nasihat karşılaştırmalı sözü hatırlara düşse de, musibetin böylesi bile unutmamaya yeterli değil ne yazık ki. sadece yıl dönümlerinde ağlamaklı bir çocuğun "sesimi duyan var mı?" yakarışlarını haber bültenlerinde duyarken hatırlanır hale gelecek kadar basit artık, yazık. ne kadar çok kullansam da bu "yazık"ı, kusura bakmayın diyerek, tekrar ve tekrar kullacağım bu postta, ne yazık ki.

çeşitli kuruluşların yardım için yarıştığı, barınakların, imkanların elbette seferber edildiği bölgeden hatırladığım en son haber, barınakların elektriklerinin kesilmesi ile ilgiliydi. elektrikleri kesmek için seferber olan resmi merciiler, polisler, sedaş vs o arbede anlarında neler düşündüler kim bilir, mağdur kısmın neler hissetiği konusuna girince kararmış bir gözle bütün kutsal sayılanlara saldırmaya hazır bir ruh haline giriştir aslında anlatmak istediğim.

dışarıdan bakarak bu ölümcül, acımasız eleştirilerle gerçek bir sahiplenme mi, yoksa kendini rahatlatma mı, bunu ben bile itiraf edemiyorum açıkçası. sadece duacıyız demek yeterli midir yoksa? kayıp sahiplerine sabır dileyerek, 1 sene sonra sonra daha az "musibetzede" olarak hatırlayacağımızı korkarım eklemeliyim. mekanları cennet olsun... YAZIK..

Ben yapana kadar en iyisi bu "9.58"




Dün akşam bir dünya şampiyonası belkide olimpiyatlarda yaşanılan o fantastik ortamı yerlebir ederek daha fazla konuşulmayı,izlenmeyi başardı. Mekan ve zaman olarak tarihte yapılan o ırkçı tavırlara karşı muhteşem atlet Owens'a yapılan saygı duruşu ile başlayan dünya şampiyonasını izleyen herkes , dün akşam saat 22:30 sularını iple çekti ve sonunda o saatlik beklemeler ile gelinen zamanda o 10 saniyelik koşuda bir inanılmaz anlar yaşanacağı hisleri belirmeye başladı. Tyson Gay geçecem,ben yapacam,edicem diyerek kendine karşı gülümesemelere yol açsa da , Usain Bolt , Jamaika Atletizm Federasyonunun sporcular ile yaşadığı sorunlarda bile yer almayarak aslında buraya ne kadar konsantre ve kararlı geldiğini ispatlıyordu. Bolt koştu ve son 15 metreyi zaman göstergesi ve kameralara bakarak geçirmesine rağmen kendine ait olan o inanılmaz rekoru bile alt üst etmeyi başardı. Olimpiyatlardan sonra elimizde kalan o tat,o lezzeti bir kez daha hemde daha fazlasıyla yaşatmak Bolt'un geleneği haline geldi sanki. O bir atletin yapabileceği en inanılmaz işleri yaptı.Önce Olimpiyatlarda ilk defa 9.70'in altına indi yer yerinden oynadı, yetmedi ardından Dünya Şampiyonasında Owens'a inanılmaz bir saygı duruşu yaparak 9.60'ın altına indiki devamı ne olacak inanın hayal bile edemiyorum. Tahayyül sınırlarını zorlayan bu adamın sevincine,tavrına takınanlara zaten herhangi bir laf bile söylemek yersiz. Bu adam tarihin gördüğü en büyük atlet, en inanılmaz adam ve belkide onlarca sene konuşulup duracak bir efsane. Usain Bolt tarihte bir atletin başarabileceği en inanılmaz işi yapmıştır, ötesini,sağını,solunu bilmem ama eminim ki bir daha ki olimpiyatlara o daha iyisini yapana kadar en iyisi bu, daha doğrusu o bundan sonra canı isteyene kadar en iyisi bu.

14 Ağustos 2009 Cuma

"gönlüm" the lekeli sporcu


son günlerde televizyonda takip edilen ve ciddi anlamda benimde moralimi bozan bu doping olayı hakkında bir kaç kelam yazmak ve durağanlığa bu şekilde son vermek kendi adıma farz-ı kifayye oldu. Kerem Gönlüm çalışma azmi ve kariyeri ile hatırlayanlar için, Dennis Rodman'ın çok ama çok benzettiğim fakat hayatı,sporculuğu ile asla kıyaslamayacağım bir türk basketbol çalışma,azim,güven efsanesidir. Kerem Gönlüm basketbola 15 li yaşlarda başlayarak ulaştığı bu azim,başarı öyküsü olarak sürekli dillendirilebilecek, benimde içinde dahil bulunduğu K-G lakabı ile özel bir hayran kitlesi oluşturan atletik,sorumlu,savaşçı kısacası değerli bir adamdır. Son zamanlarda bu kullandığı maddeden dolayı nasıl bir sonu olur bilemem ama umarım gözümüzde, gönlümüzde saygınlığı bulunan bu çalışkan ve değerli adamın bu şekilde bir yola saptığı ortaya çıkmaz ,o ateşleyici ve çalışkan ruhunu önümüzdeki günlerde tekrardan ortaya çıkaracak güce ve temizliğe sahip olur.

bir başka deneme


artık bekowsky nin etkisiyle yepyeni bir yazı paylaşımı daha var. Bekowsky de paylaştığımız spor,siyaset,müzik ve benzeri değerlendirmelern ardından sadece ama sadece gezi,lezzet durakları paylaşımının olacağı yepyeni bir yazı ortamında görüşmek üzere....

damakcatlatan.blogspot.com
adresinde gezi denemeleri ve nerede ne yenileceğine dair paylaşımlar olacaktır, umarım katkıda bulunanaların da etkisiyle daha da genişleyen güzelleşen bir paylaşım olacaktır.