- bir önceki tirelerde gs ve bjk için birkaç söylemim olmuştu. feneri unutmuşluğumuzu bu noktada sona erdirerek genç semih ve yedek psikolojisinin artık protestoya dönüşmesini ve dauma patlamasını geçiriyorum ne zamandır aklımdan. hatta protestonun ne olması gerektiğini düşünürken "robbie fowler"ın everton maçında gol sonrası sevinci geldi gözümün önüne. bizim semihi, 90. dakikada girdiği bir maçta 91. dk da attığı gol sonrası kale direğinin yanındaki aut çizgisinden kokain çeker pozisyonda görsek akıbeti ne olur acaba:)) daum da dayanamaz eşlik ederse yaygaraya gel!!- facebook denen yecücün etkisi el alışkanlığına indirgendi sanırım çoğu kullanıcı için. bu aralar en çok işime yarayan kısmı doğum günlerini unutmamamı sağlaması; artık facebook the birthday reminder adlandırması yakışık olur. ama ne kadar samimi yazılsa da "duvar" kalabalığında kaybolan tebriklerin oluşturduğu kirlilik gözden kaçmıyor maalesef.
- kopenhagda belirginleşen tırmanış, sırasıyla floransa ve ardından milano da zirve yapsa da, bir ucundan mutlaka değdiğini hissettiğim "zirvede kalmanın zorluğu" kısmen işlememiş gibi görünebilir kendisine. bu biraz da fatih terimin futbol harici işbilirliğinden, ilişkilerinden, "adana" tabanlı hareketlerinden kaynaklanıyordur muhtemelen. futbol bilgisi ve everything is something happened la tutunmadığı kesin altına girdiği görevelere. kesseler acımaz gazı, sadece kendisiyle değil, değişen futbolcu profilileriyle birlikte türünün seyrek örneklerinden biri oluyor, ve giderek yalnızlaşıyor sanki!
- bir futbol adamından diğerine sıçrayalım arayı soğutmadan; geçen senenin hem başarı, hem de özellikle 4 büyüklerden 3üne sivri çıkışlarıyla nam ve korku! salmış teknik adamı; bülent uygun. terimgillirden türeyen hikmet karaman, yılmaz vural serisinin en başarılısı ve en son halkası denebilir kendisine. ismini ne zaman duysam spor salonunda çalışan futbolcuların arasında, üstünde eşofman, elinde kumandayla mehter marşları playlistini karıştırması gelir aklıma. ne olsa anadolu çocuğu kendisi (yazar burada kayserispora sesleniyor:) geçen seneki demeç, diyalog ve benzerileri sıralayacak olursak belki epey güleriz, ama hem yer hem de zaman olarak yeterli değilim ne yazık ki. koç olarak fayda bakımıdan ele alırsak; şu sıralarki durgunluğu futbol gazetelerinden 1 tam sayfayı ve bir o kadar da reytingi alıp götürmüştür. son olarak altyapıdan gençlerin; "bizden çok köpeğiyle ilgilenirdi!" serzenişlerini ekleyelim. ve son bir kez bakın sıradaki odaya geçiyoruzzz.
- ve bir ihanet haberi; çağan ırmak "anlamazdın"ı dirilttiğine pişman olmuştur eminim. seda sayan tekrar unutulduğunu düşünmüş olmalı ki, el atmış şarkıya maalesef. o eşsiz sesine! yorumuna diyeceğim yok (ki bu konuya girmemek en güzeli:). rahatsız oluşum şarkının ayla dikmenin sesiyle duruluğu, saflığı, tertemizliği. kelimeler yeni haliyle aynı duyguları yaşatamıyor maalesef.. hele o sabah programındaki ortamda elinde mikrofonla düşünüyorum, korku filmi gibi..
- hıncal demişken, haşmeti anmadan olmaz; haftada bir nur yüzünü, ak sakalını görmeye alışmıştık, özler olduk. hıncalla arasındaki ilişkiyi, o kaçamak bakışlarının altında yatan gerçekleri öğrenemedik hem de, içimizde kaldı. şimdi bazen yazdığı gazeteki fotodaki o sabit ve ayni fotoya mahkumuz:) ve pek tabi hıncala doğru uzanan işaret parmağı kalkık bir elle, nur sakalların arasından dökülen şu cümleyi hatırlamamak olmaz; "bunu sonra detaylıca ele alırız, başka bir programda!". sabırsızlıkla beklesem de o program hiç olmadı; 90dk lık programın formatı zaten belli, sırayla birkaç büyük konuşulsa, 50 dk hıncal konuşsa, ki iyimser bir rakamdır bu, ne detayı, ne başka zamanı?
- son olarak 3 gözdemden bahsetmek istiyorum; klasik kenzo kullanıcısı olarak "kenzo power"a geçişim epey geç oldu, alışması da güç. ama sakız tadındaki aromasıyla yine bağışıklık yapacak gibi. sakızı da first-tropik karnaval(turuncu paket) olarak seçince buram buram oluşan kokudan değil etraf, önce insanın kendisi mest oluyor. ve pek tabi meoezcan ve isseyin katkılarıyla eskiden pek müptelası olmasam da artık canımın çektiğini hissetmeye başladığım türk kahvesi. bana hep bir yaşlılık hissi verir "canın türk kahvesi çekmesi"; ya yaşla ilgili gerçeklere dayanıyorum artık, ya da kuruntudan ölmek üzereyim. fazıl beyin türk kahvesindeyim beklerim... kibs.. bye..















