29 Ekim 2009 Perşembe

Basketbol Ateşi Yandı Bi Kere!!


Uzun zamandir sabirsizlikla bekledigim NBA sezonu geçtiğimiz gün Kobe Bryant ve Lebron James'in birbirinden güzel performansları ile başladı.Bu yıla baktığımızda takımları daha dengeli ve kendi sahalarında daha dirençli olacakmış gibi görüyoruz.İlk bakışta Boston , Lakers , Cleveland,San Antonio en büyük favoriler gibi dursa da , doğudan Orlando belki Toronto batıdan da Portland ve Denver bu devleri zorlayacak güce sahipler.

İzlediğim takımlar arasında göze hoş gelen oyunu Orlando Magic ve San Antonio Spurs'ün oynadığını gördüm.Magic'te yeni transferler takima iyi gelecek gibi görünüyor.Jason Williams guard pozisyonunda basketbolu bir yıllık aradan sonra özlemiş olacak ki ilk macinda gerek asistleri gerek zamanlamali sayilari ile beni cok eski yıllara , Sacramento yıllarına götürdü..Diğer yandan uğruna Hedo'yu gözden çıkardıkları isim Carter ise takıma ciddi skor gücü katmış ki daha bu takımda Rashad Lewis , Dwight Howard ve zaman zaman geçen yılki gibi oynarsa Jameer Nelson gibi skor katkısı yapabilecek oyuncular var.Takıma kenardan enerji katabilecek Brandon Bass , Michael Pietrus,Matt Barnes ve Marcin Gortat gibi oyuncuları var.Tabi unutmadan ilk macinda ilk 5 başlayıp beklenenden çok daha üst bir grafik sergileyen eski New Jersey'li Ryan Anderson'u da unutmamak lazım..Uzun lafın kısası Orlando bu yıl çok skorer....


San Antonio Spurs..Onlardan fazla söz etmeye gerek yok aslında.Yıllar yılı değişmeyen kemik kadrosu , içeri driplingleri ile sayılar bulan Parker , Pota altını eskisi kadar olmasa da gene rahatlatan Duncan ve iki skorer forvet Ginobili ve Jefferson onlar da bu yıl iddaalılar.Zaten ne zaman onları iddaasız gördük ki ?


Benim kendi sahasında oynadığı maçlar için söylüyorum izlemekten en çok keyif aldığım takımlardan biri Portland Trail Blazers'e gelince onlar artık çok güçlü.Yavaş yavaş tecrübelenmeye de başladılar.Hidayet olmayınca forvet transferi stratejisinden vazgeçip doğruyu bulduktan sonra Steve Blake'e yardimci olsun diye aldıkları Andre Miller bence bu yıl onların kaderinde en önemli değişikliği yapabilecek oyuncu.Kariyer ortalamasını bu yıl da tutturursa eğer (14,6 sayı , 7,4 asist , 4,2 rebound) Portland bambaşka bir görüntüye bürünür.Takımın lokomotifi Brandon Roy ve asistanı LaMarcus Aldridge , bahtsız bedevi Greg Oden ve kenardan takıma bir atom bombası enerjisi verebilen Trevis Outlaw ile onlar için de bu yıl çok güzel geçecek gibi.Unutmadan Joel Przybilla da savunma konusunda geçen yılki gibi bu yılda çok şey katar...


Bir paragraf da Los Angles Clippers için açmak istiyorum.Mike Dunleavy'in antrenman stilinden midir,Clippers'ın havasından mıdır suyundan mıdır nedir bilmiyorum her gelen yıldız muhakkak bir ciddi sakatlık yaşıyor..Geçen yıl yaşanan Marcus Camby , Baron Davis , Chris Kaman , Zach Randolph gibi isimlerin uzun dönemli sakatlıkları , bu yıl ise daha ligin başında 1 numaradan seçtikleri Griffin sakatlığı gösteriyor ki bu takımın başarılı olması için önce bu sakatlık sorununa çare bulması şart.Baron Davis ise geçen yılı uyuyarak geçirdikten sonra aynı zamanda bu yılki ilk iki maçı dilerim toparlanır ve en azından biz sevenlerine güzel maçlar izletir.Çünkü şu bir gerçek eger Clippers başarı istiyorsa Baron Davis bu takımı yönetmeli..


Artık ateş yandı.Yarış başladı.Heyecan git gide yükselecek ve dilerim hak eden bir takım mutlu sona ulaşır.Herkese şimdiden iyi seyirler..

22 Ekim 2009 Perşembe

Şehrin Perdesi Açıldı - KABARE


Tiyatrosuz geçen 4 aydan sonra sezonu İstanbul Şehir Tiyatrolarının geçen seneden bu yana devam eden oyunu KABARE oyunu ile açmış olduk. Oyunu ilk defa gittiğim Kağıthane Sadabad Sahnesinde izledim. Konu olarak; bir kabare aktirisi ve Amerikalı bir yazarın 1931 Berlin'in de geçen kısa aşkı çerçevesinde siyasal mesajlar vermeye çalışan bir oyun. Ama maalesef uyarlamadan dolayımı yoksa politik mesajlarının bol olmasından dolayımı çoğu zaman sıkan bir tarafı var. Klasik müzikaller arasında gösterilen Kabare 1972 yılında Lisa Minelli'nin başrolünde oynağı bir film olarak beyazperdeye aktarıldı. 10 dalda Oscar ödülü aldı. Şehir tiyarolarının uyarlaması çok başarılı değil. Oyun yaklaşık 2 saat 45 dakika sürüyor. Lisa Minelli'nin canlandırdığı Sally Bowles karakterini Senan Kara Tutumluer canlandırıyor. Oldukça güçlü bir sesi ve yorumu var ama maalesef orkestra canlı çalıyor olmasına rağmen ses düzeni oldukça kötü olduğu için birçok şarkının sözleri anlaşılmadı. Kabare'nin sunucusu rolünde izlediğimiz Mert Turak tüm olumsuzluklara rağmen övgüyü hakeden bir oyunculuk ve sahne performansı sergiliyor. Şehir tiyatrolarının Leonce ile Lena, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Kantocu gibi birçok oyununda da rol alan bir oyuncu. En son güncel olarak kendisini tanıyabileceğimiz Hidayet ile Turkcell reklamlarında rol aldı. Sally Bowles'ın Amerikalı yazar sevgilisi rolünde Can Başk var. Oldukça sade ve basit bir anltımla performasını gerçekleştiren bir oyuncu bence. Kabare'ye gideceklere kısa bir tavsiye de müzikal bir oyun olunmasına kanılıp eğlenceli olabileceği düşünülebilinir ama siyasal mesajları ve uzunluğundan dolayı sıkıcı ve acıklı olması muhtemel.

18 Ekim 2009 Pazar

Futbolcu Fabrikaları Yazı Dizisi


Sevgili okurlar ;

Sizler için meoezcan ve bendenizin hazirlamis oldugu yazi dizisinin ilk kismina Ajax ile baslayacagim.

Her futbol sevdalisi gibi bende Ajax'in ABN-AMRO seklinde yukaridan asagi yazili o ortasi kirmizi kenarlari beyaz formasi ile yaptigi mucadeleri severek izlerdim ekran basinda..Yetistirdigi jenerasyonlar ile Avrupa futbolu ve Hollanda milli takimina sayisiz katki yapmis bu büyük kulüp , diger kulüplere örnek olacak sekilde cok para harcamadan alt yapidan yetistirdikleri yildizlarla hem kendilerine gelir saglama adina , hem de futbolda basari adina bir cok is basarmistir.

En belirgin olarak yetistirdigi 2 jenerasyon vardir son 15 yılda..
Yıl 24 Mayis 1995
Kalede 1970 dogumlu , o dönemlerde 1,97 boyu ile kalede dev gibi duran ve bir cok büyük klübün dikkatini cekmekte pek de zorlanmayacak bir dev ; Edwin van der Sar vardi.
Savunmanin saginda ilerleyen yillarda cogu Ajax'li gibi kisa bir Milan macerasindan sonra uzun zaman boyunca Barcelona formasi giyerken izleyecegimiz o dönemler henüz 22 yasinda olan Michael Reiziger boy gösteriyordu..Savunmada bir başka 70 kusagi Frank De Boer bu çıkışta kendini yavaş yavaş göstermeye başlıyordu.İkizi Ronald ayni kadroda hücüm hattında yerini coktan almıştı bile..Orta alanda ileride dünya futboluna stili ile cok şey katacak olan Clarence Seedorf ve taktığı gözlükleri ve uzun saclari oynadigi futbol ile taçlandiran çok ünlü bir defansif orta saha yani Edgar Davids'i seçiyordu gözlerimiz..Sizcede ayni mevkiide şimdilerde Galatasaray futbol klübünü çalıştıran Frank Rijkaard'dan bir çok şey öğrenmemiş mi bu küçük boylu ilginç görünümlü büyük oyuncu ? Hücüm hattında bir Fin Efsanesi Jari Litmanen ve dönemin en iyi sol acıklarından Marc Overmars vardı..Yedekler arasında Winston Bogarde , Patrick Kluivert , Nwankwo Kanu ve ilerde Türkiye'de kisa bir dönem Istanbulspor formasi ile de izleyecegimiz Peter van Vossen vardı.Hazır konu Türkiye'deki Ajax'lilardan acilmisken , 1995 te kadroya girememis ama bir yil sonraki sampiyonlar ligi finalinde ilk 11 cikan Kiki Musampa da Ajax'in yetistirmis oldugu yeteneklerden biri olarak gözümüze carpiyorduçLouis van Gaal ise takımın başında bu gençleri harmanlama görevindeydi.Ve bu gençler 1995 yilinda Avrupa'nin en büyüğü olma ünvanina İtalyan devi Milan'ı yenerek sahip oluyordu..
İlerleyen zamanlarda 2000 li jenerasyonu ile tekrar sizlerle birlikte olmak dilegi ile..

16 Ekim 2009 Cuma

Hesap yeni açıldı


Tau Ceramica yıllarından sonra , bu ligde bu adam için ilk hesap daha yeni açıldı. Fenerbahçe the Ülker'e karşı herşeyi yaptı. Atamadığı yerlerde Tunçeri atsın diye göz hapsine aldı , attı, ribaund aldı, çaldı , asist yaptı ve kazandı. Bu senenin alamet-i farikası "Rakocevic" , haydi rastgele

15 Ekim 2009 Perşembe

girdap


azalan katkımın siyah beyaz nedeni malum denizli maçıyla maçladı; kimi övsek, rezil, kimi yersek yine rezil olduk söylediklerimizle. doğruyu bulmakta bu kadar zorlandığım günleri hatırlamıyorum. beşiktaşımın siyahla beyazını ayırt etmek imkansız şu an, ortamdaki gri tondan yükselen seslere kulak tıkayıp beklemek en doğrusu desem değil, bir şey söylesen taraflardan birine yamalanırsın, söylemesen içine attığınla kalırsın. başkana mı, adayına mı, yazarına, hocasına mı, topçusuna mı, nesine nereden başlamalı ki?

13 Ekim 2009 Salı

Shaq , Baby Shaq'a karşı !!!

Dün akşam uzun zamandır konuşulan sahne fotoğrafta görüldüğü üzere gerçekleşti. Avrupa semalarında Shaq benzeri etkileri senede 3-5 gün gösteren Sofoklis, asıl adam ile karşılaştı.

Sofoklisin maç sonrası yorumunda dediği şey çok ilginçdi ; "Ben güçlüydüm fakat o güçlü", Shaq'da ilginç şeyler sarfetti ; " Bir büyük adamın yapabileceği gibi sadece smaç,jump - hook ve pick & roll yapabiliyor , olması gereken de bu"










Sofoklis vs Shaq gerçekten ilginç ve uzun zaman sonra hatırlanacak bir deneyim.

Hadi bir daha!!!

O efsane 2004 olimpiyatlarında ABD'ye karşı oynadığı basketbolu kim unutabilirdi ki? Belki de bu basketbol onu Orlando,Detroit'te üst sınıf basketbol beklentisi içine sokmuş idi. Fakat geçen o yıllarda gerek bencilliğinin verdiği etkisizlik,gerekse ortalama oynadığı maçların pek rağbet görmemesi onun Jasikevicius sonrası takım toparlayıcısı olarak Maccabi'ye milyon dolarlık bir kontrat yapmasına vesile oldu. Fakat hücumda paylaşmayı ve oynatmayı en çok seven avrupalı guard'ın üzerine Solomon, Bynum felaketini atlatamayan hem Maccabi'ye hem de Arroyo'ya bu anlaşma ve beklenti haksızlık idi. Nihayetinde istatistiksel anlamda gerçekten çok güçlü ve fakat başarı anlamında geçen vasat bir sezonun ardından, rota florida sahillerinde bir ateşli takıma yöneldi. Wade bu sene yardımcı olarak Arroyo'yu seçti, geçen yıl alınan fakat hiçbir şekilde faydalanamayan Smush'ın ardından bakalım bu sene neler yaşanacak. Jason Williams'ı bile arar olan bu takımda bakalım bu sene Arroyo ne yapabilecek,ne edebilecek göreceğiz ?

12 Ekim 2009 Pazartesi

Küllerinden doğabilecek mi?

Henüz 17 yaşında iken Efes Pilsen ve milli takımda kendine forma şansı bulması, U-!7 finalinde Sırbistan'da Sırbistana'a karşı kendi jenerasyonunun en değerli oyuncusu olmayı hakedecek kadar iyi bir oyun ile göz kamaştıran bir gelecek hayali, nba seçmelerinde Atlanta Hawks draftı, fakat sonrasında tepetaklak bir kariyer. Bir türlü beklenen sıçrayışın olmaması ve en sonunda İtalya'da tekrar küllerinden doğma hayali. Bu sene transfer olunan Avellino ile yapılan ilk lig maçında atılan 20 sayı ile bir anda acaba tekrar kelimelerinin yükselmesi.

Cenk Akyol, İbrahim Kutluay sonrası bu ülkede milli takım ve kariyer olarak en yüksek seviyeye ulaşacak skorer potansiyeline sahip iken kaybolan 3 yılın ardından bu sene eğer kendisini toparlar ise ve o 17-18 yaşında sergilediği yeteneklerine gelişen fiziğinin de etkisi ile gücü ve savunmasını eklediğinde sonuçları muhteşem olacaktır.

Hadi bakalım bu sene Cenk Akyol için ya tam çıkış ya da Türkiye liglerinde oynayan ikinci sınıf takımlarında devam edecek bir gelecek kariyeri, ama eminim ki yükselecek ve küllerinden doğacaktır tekrardan.

11 Ekim 2009 Pazar

Acizlik Mazur Görülür de Rezillik Parayla Mı?

Dün akşam öncelikle Bosna Hersek'in hakettiği bir vizeyi cebine koyup Güney Afrika biletini aldigi bir mactan sonra , her T.C. vatandaşı gibi en azından Avrupa'nın kollektif futboldan en uzak milli takimlarindan biri olan Belcika'ya karsi galibiyet bekleyerek gectim ekran basina.. O Belcika ki bir onceki macinda Ermenistan macinda pozisyona giremeden 2 farkla maglup olmus , o Belcika ki bir cok oyuncusu buyuk takimlarda oynarken 3 pas ard arda yapamayacak kadar futboldan uzak , o Belcika ki sahasinda oynadigi milli macta tribunleri yarisindan fazlasi bos kalan ve kalan yarisinin da bir cogu Turkiye'yi destekleyen bir stadyumda mac yapiyor..Karsisinda ise milli duygulari kabarik bir milletin takimi Turkiye var..Ama ne Turkiye !!!

Sanirim dun aksamki macta Almanya'da dogmus , orada buyumus ve futbolu orada ogrenmis olan , gururla takip ettigimiz ve oynadigi her milli macta gosterebildigi en iyi performansi ortaya koymus olan Hamit Altintop ve benim gozumde dunyanin Casillas , Buffon ve Cech'ten sonra en iyi kalecisi olan Volkan Demirel'den baska milli takim formasi giydiginin farkinda olan oyuncu yoktu.. Önder Turaci sanki kendisi hala Belcika milli formasi giyiyor gibi Belcika lehinde hatalarla , Servet ise hafta ici Rijkaard'in milli takim icin yaptigi sakatlanma konusunda sozlerinin etkisinde kalmis ve ne kosmak ne de mucadele etmek istemezcesine kotuydu.. Sagda Gokhan Gonul vasat , o vasatliktan etkilenen Hakan Balta da vasatin altinda bir grafik sergiliyordu.

Defansimizda butun bunlar yasanirken de rakibin kanatlardan destekli tek forvet anlayisinda santraforu oynayan Emile Mpenza da herhalde yillar sonra bir macta iki gol birden atti. Ki biz kendisinin tek gol attigi maclari bile hatirlayamaz olduk artik ... Orta sahada futboldan uzak Ayhan , bal yapmayan ari Nuri ve nereye nicin kostugunu bilmeyen, premier ligde takim bulma derdinden futbol oynamayi unutmus bir Tuncay Sanli vardi.. Forvet hattina gelince kosmayi bi kenara birakin topa vurmayi bile unutmus, kendi takim ve taraftarinin bile elestirmekten biktigi Nihat ve hayatinda B milli takim icin bile cok nadir mac yapmis , bu sezon ne son haftalarda, ne sezon boyunca cok cok onemli isler yapmamis olan Ceyhun'u goruyordu gozlerimiz.. Gene de yuregimden gelen bir ses olsun bu mac onlarin kendilerini affettirmek icin ellerinden geleni ortaya koyacagi bir mac diyordu.. Ancak 90 dakikanin sonu Belcika icin en yakin Avrupa'nin siradan kollektif futbol sergileyen bir takimla yapacagi maca kadar umut yesertecek bir skor gosterdi bize..

Tabi burada kocaman bir paragrafta Turkiye milli takimlar patronu Fatih Terim'e de acmak lazim. Ey Fatih Terim.. Artik futbol ''hadi aslanlarim !! cikin oynayin siz kazanirsiniz siz yaparsiniz !!!'' zamani degil. Artik futbol, hele ki milli takimlar duzeyindeki futbol tamamen taktik agirlikli ve toplanilan kisa sure icinde calisilan duran top organizasyonlarina bagli bir futbol anlayisi icinde.. Bir cok korner atisi kullandik kacinda bir organizasyon vardi ?? Kacinda tehlike yarattik? Hic birinde. Ama uzulmek yersiz. Zaten Sayin Terim takimimizi en onemli macinda hem de ilk yarinin ortalarinda yalniz birakip tribune gitmis, hem de bu macta tribunden maci takip etmisti.. Bu takimda Sercan Yildirim yoksa , savunma icin zamaninda Serdar Tasci milli takimda oynatilmadiysa , Mesut Ozil gibi bir yetenek Almanya milli formasini tercih ettiyse, ki daha kadroya giremeyen bir cok Turk oyuncu da sayilabilir bu sonuc ve bu yikik harabeyi izlemek zorunda kalmamizdan daha dogal hicbirsey olmasa gerek.

Son olarak herseyin milli takimimiz icin cok daha guzel olmasindan ve ileride futboldan anlayan , belirli bir futbol kulturunu milli takimimiza adapte edebilecek , bu İngiliz , Alman ya da İtalyan bir hoca olabilir , bir Teknik direktor ve ekibinin milli takimimizin basina gecmesi dilegi ile.. Bu kadar milli maclardan para alip bizi bu kadar rezil eden tum futbolcularimiza sonsuz tesekkurler. Onlar da hakli Rezillik parayla mi ?

10 Ekim 2009 Cumartesi

Bir yıldızın TBL'e vedası

Chris Lofton geçen sene M.B.B.'ne transfer olduğunda NCAA takibi yapan herkes ne oluyor lan havasına girmişti. Herkes bu adamın yaşadığı hastalık olmasa Nba'de şampiyonluğa oynayan takımlarda 15-20 dakika ortalama ile keskin şutör boşluğunu dolduracak bir oyuncu olmasından emindi.

Fakat yaşadığı hastalık ve iyileşme süreci bu üçlük makinesini Türkiye'ye hem de akdeniz sahiline doğru itmişti. Mersin'de yaşayan insanlar aslında ne kadar şanslı olduklarının farkında değillerdi, ama sene içinde yaptığı inanılmaz işler ile bir anda herkesin dönüp her maçta Mersin'in sayı istatistiklerine bakmasına sebep oldu. Geçen yıl yaptığı inanılmaz işler ilk önce Fenerbahçe karşısında attığı 47 ile tescillendi sonrasında attığı 61 ise herkesin bu adama olan saygısını ve hayranlığını bir kat daha arttırmaya yetti. Transfer sezonunda Fenerbahçe ile adı geçerken Greer tercihi ile bu mevzubahis kapanmış oldu. Euro Basket 2009 öncesinde milli takımda oynayacak haberleri bir çok insana ters gelse de benim şahsi kanaatime göre en büyük eksiği keskin bir şutör olan milli takıma ilaç gibi gelecek ve hatta eğer oynasaydı belki de finali konuştuğumuz günler çok ama çok daha yakın olacaktı ama nasip kendisini türk pasaportu ile arzı endam edemedi.

Fakat hala umudum Gs, Telekom ,Beşiktaş gibi takımların bir şekilde kendisi ile anlaşıp bu sene bu ligde onun inanılmaz işlere imza atmaya devam etmesi yönünde idi. Fakat kendisi ACB'de oynayan onlarca değerin arasına katılmayı tercih etti. Lofton Tau Ceramica'da bu sene Rakocevic'ten doğan boşluğa binaen o kritik zamanda yapılan el üstü şutlarının çaresi olacak. Bu arada Tau Ceramica'nın yeni ismini sevmediğim için zikretmedim burada kimse kusura bakmasın, zaten gıcık bir değişim olmuş. Ama herşey bir kenara Bajramovic sonrası Lofton'un kaybı bu sene TBL'de keyifli anların azalacağına dair işaretler verdi, kimse Rakocevic, Nachbar geldi diye üstünü kapatmaya çalışmasın.

9 Ekim 2009 Cuma

Stevan Jovetic


Bu adam geçen haftasonlarında izlediğim İtalya ligi özetlerinde çıktı ilk karşıma. Milan Baros'un Liverpool'daki ilk yılında oynadığı futbol gibi, her pozisyondan o çıkıyordu, vuruyordu, pas veriyordu saçlarını zıplatıp zıplatıp sempatikliğini sergiliyordu. Jovetic 16 yaşında Partizan takımında kendini sağa sola göstermiş Karadağ kökenli bir forvet. 18 yaşına geldiğinde ligde,kupada,ıvır zıvırda 19 gol atınca Fiorentina 8 milyon avro'ya (dikkati çekmek lazım Tabata'dan daha ucuz bir fiyata) "jo - jo" yu kadrosuna kattı. Geçen sene pek birşeyler yapamayan "jo-jo" özellikle Gilardino'nun yüksek formunun da etkisi ile sadece 2 golü atabilmişti. Bu sene ise Mutu sakatlandı, Gilardino cezalı idi derken birden 6 gole ulaşarak sezonda şu ana kadar en fazla dikkat çeken forvet oyunculardan biri oldu. Bu sene ne yapar ne eder bilemeyiz ama jo-jo sezon sonunda astronomik bir rakama özellikle kadro yapısı itibari ile Milan'a giderse hiç ama hiç şaşırmam.

8 Ekim 2009 Perşembe

Tekrar Hoşgeldin:))


Burada Beşiktaş sever arkadaşlar var iken bir Galatasaray taraftarı olarak benim burada bunu yazmam biraz garip kaçabilir ama futbol sevgisi bu. Madida Beşiktaş takımının zamanında bütün taraftarlarca sevilen men in black serisinin 2.filmi idi. Malumunuz bu serinin sonunu da Pascal oluşturdu. Bülent Uygun gibi bir antipatik karakter üzerine de Türkiye'ye deneysel bir çalışma ile Ertuğral'ın yanında antrenör olarak görev yapacak olması, Sivasspor'un o kötü imajından iyiye doğru gittiğinin kanıtıdır. Hem Ertuğral'a hem de Madida'ya hoşgeldin diyoruz. Ligimizin rengi güzelleşti.

7 Ekim 2009 Çarşamba

ayakta izleyen kalmasın


Nba yönetimi malumunuz her sene saçma sapan kurallar ile sezon başı tartışılmayı ve adından uzunca bahsedilmesini pek sever. Bu sene Nba yönetimi çok acayip bir kuralın altına imza atmış bulunmakta. Bu sene takımların kenar oyuncuları hiçbir şekilde ayakta maçı izleyemeyecek , bu olayların tekrarlanması ile de teknik faul falan çalınabilecek.

Kuralın uygulanma sebebine gelince binlerce dolara satılan ön koltuklarda oturan kişilerin rahat maç izleyememesi imiş. Arkadaş tamam kapitalizm Abd'nin dünyaya salgıladığı en önemli düzen,düzdüren sistemi de,bu oyunun içine bu kadar ama bu kadar sokulmasına ne gerek vardı. Zaten takım düzenlerinde ekonomik dengesizlikler ve benzeri uygulamalar yeterince mevcut ama benche kadar girmesi gerçekten kabul edilemez.

Şimdi ne olacak Tyrus Thomas smaç vurduğunda müzmin Chicago yedekleri nasıl tepki gösterecek, Lebron'dan ibaret Cleveland takımındaki yedekler zaten takıma katkı veremez iken şimdi havluları ve tepkileri ile destek olamayacak mı? Nba takımlarında sadece benchlerde yaptığı şovlarla akılda kalan oyunculara ne olacak, Chris Andersen nasıl sezonu bitirecek , Ronny Turiaf nasıl motive olacak , bir çok kıpır kıpır genç takım uyumunu bu şekilde sağlarken şimdi ne olacak. Evet bir adam 1000 dolar ödeyerek en rahat yerde ve en net bir şekilde maç izlemek isteyebilir, düzen , show business bu ama eminim ki benchin arkasından bilet alan insanlar bu olayların hepsini kabullenerek ve o oyuncular ile beraber hareket etme iştahı ile bu paraları ödüyorlardır.

Ha bir de takım sahiplerine ne olacak, şimdi bana birisi anlatabilir mi; Mark Cuban nasıl maç izleyecek ? Ha daha beteri var, bu kuralları en sağlıklı hali ile uygulaması gereken hakemlere de Nba yönetimi lokavt uygulamakta, zaten kimi bulupta maçları yönettirecekler o da ayrı bir yazı konusu.

3 Ekim 2009 Cumartesi

There is no place,like home

bülbül ne ötersin ,yuvan mı yoktur...
ev,yuva,home adına kim hangi dilde seslenirse aynı anlama gelir. Ait olduğun,gittiğin zaman sana kapıyı açmak zorunda oldukları yer. Sarı sıcak ışıkları uzaktan gözüken,sizi içine sevgiyle hapseden,gönüllü mahkumiyetlerin adresimi ev dediğimiz. bizim gibi , hayatı arayan,sevgiyi özleyenlerin aradığı ama hep bulamadığı yegane yerin adıdır ev. Hayata karşı savunmasızken kanatlarımızı açmış kartal gibi uçarken,hep aynı yöne uçarız. Çünkü biliriz ki ne hayat ne de ölüm ,içimizdekini dindirmez. Yaşarken ölmek,ölürken yaşamak isteyenlerin hep sılasıdır , uzaktaki o güzel sarı ışık. Çünkü orda Anne vardır, sevgi,ışık, hayata dair , yaşamaya dair güzel olan ne varsa hep ordadır. Uyurken, ayaktayken , sevişirken, savaşırken hep o özlem vardır içimizde. Işığa aşık pervaneler misali ölümü ararken hayatın içinde , bu durmadan kanayan ,çoğalan yaralara bir yenisini eklerken , hakikat,aşk peşinde koşarken, düşünmenin ağırlığında ezilirken , her şey boş ve anlamsız gelirken , soğuk çelik namlular gelir aklımıza.

Biz ki hayatın peşinde koşarken , hayatı ve hakikatı anlamak için içimizdeki şeytanı terbiye ederken , sırtımızda günahlarımız, ardımızda acılardan oluşmuş bir hayat varken, ne diye bakarız doğan güneşe. Yeni ve bilinmezlere gebe günlerde , başımız dik, kefaret ararken, yol gösteren Vergilius olmasa da Dante gibi yarısında ömrümüzün kahrederiz. Ellerimiz ateş kusarken karanlık dağ başlarında, varoluşun ıstırap ve acı olduğunu bilen yüreğimizdir, geri çekilmeyen, sıcak kanlarımız susamış toprağa akarken, ne günah ne de sevaplarımız gelir aklımıza. Bir tek Anne vardır , sarı sıcak bir yuva, geri kalan herşey boş ve anlamsız. Artık biz kendimiz değiliz, hapsolduğumuz hayattan akarken pirlere geriye yalnızca tek birşey gelir aklımıza. Minarelerden okunan ezanlar gibi , bizi de davet eder toprak, o soğuk karanlıkları aydınlatan sevgidir bizi koruyan, bir çift güzel göz, bir yürek.

Ne varoluşun sırrı , ne de hayatın anlamı. Herşeyin geride kaldığı zaman akla gelen kelimeler ; Anne ve Ev. Kalbimizin en alt köşesinde, herkesten saklı , en gizli korkularımızın olduğu yerde, ışığın ve sevginin köşesinde, varoluşun gerçek anlamında , hiçbir yazarın anlatamayacağı en derin sularda, bir isim vardır, bir yüz, bir hatıra....

2 Ekim 2009 Cuma

1 ekim 2009 galatasaray sturm graz maçı

Malumunuz seneye her maçta 3-4 atarak başlarsanız, akbaba özentisi yorumculara pek ekmek çıkmaz Türkiye'de. Galatasaray öyle başladı ya ne yapsın yorumcular bir yerden vurmaları lazımdı eleştirmek için bişeyler çıkmalıydı Galatasaray'dan. Önce sisteme çok takıntılı dendi , sonrasında ekmek çıktı herkese. Ligin namağlup takımını Galatasaray yenemeyince ortalık toz duman oldu, bir de Fb kazanıp 7'de 7 yapınca aman allahım, vur galatasarayın beline kazmayı,Rijkaard'ın kafası yarılsın. Galatasaray yetmezmiş gibi gitti bir de Strum Graz takımı ile berabere kaldı ki bu takım bitti artık. Sezonu erken açtı artık düşüş başladı zor toparlanır diyenleri duydum , gördüm ben televizyonda. Rijkaard sistemi değiştirmiyor , çok takıntılı olmaz böyle diyenleri de gördüm. Bu Galatasaray artık çok fazla gol yer, gol atmayı da beceremiyor 2 maçtır bir kaç haftada çok kötü bir süreç içine girer diyenleri de. Benim izlediğim ya futbol değildi dün akşam ya da bu adamlar ciddi anlamda kan kokusu olmadan yazamıyorlar. Düşünsenize bir takımın antrenörü Moldova'dan beraberlik iyi sonuç derken ortada Türkiye ligi şampiyonluğu hedefi olduğu için kan kokusu almayanlar, diğer antrenörün hala lideriz, deplasmanda en güçlü ikinci takımı yendik , bu maçın telafisi var diyince, Gs antrenörü düşüşü kabul etti , arkasına sığınıyor diyenler vardı. Baksanıza o kadar gereksiz diyaloglara şahit oldum ki maçı bile yazamadım iki satır. Strum Graz karşısında Gs ilk defa sistem değiştirdi evet. Oyun kurmakta ve sakatlık sonrası düşüş gösterdiği için Ayhan oyundan çıkınca Gs 2 kesici yerine 1 kesici ve Elono'yu göbekte kullanarak daha fazla öne yığılan Arda,Keita ve Kewell'i arkaya kaçırmaya çalıştı. Evet bunun faydasını gördü mü, gol bu sayede oldu ama bence pek başarı sağlanamadı. Tutar , tutmaz o ayrı ama Gs dün galibiyet için herşeyi yaptı, pozisyona girdi , direkleri okşadı, hakem muzdaripliği yaşadı ama olmadı. Keza Strum Graz takımı da fena gelmedi Gs'nin üstüne ki onlar da kazanabilirdi. Ama ben dün akşam güzel bir maç izledim yaw, takımım da gayet rahat top oynadı, sağdan,soldan,göbekten pozisyonlar üretmeye çalıştı, kah oldu, kah olmadı ama sanırım dünün en büyük eksikliği pek ceza yayı çevresinden şut üretilemedi ki Gs pas yapma isteği ile bunu uzun zamandır pek yapmıyor. Halbuki Kewell , Elano, Keita, Arda,Ayhan,Topal oradan fırsat bulsalar iyi vurmazlar mı, bence vururlar, bir ara bunun üzerine de düşmek lazım, kanımca.