
bir şeyleri yürütmek ilgimi çekmiyor. başlangıçtaki heyecanı seviyorum,sonra sıkılıyorum. bir süre boyunca bir şeyde karar kılıyorum,yürümesini sağlıyorum -sonra dışarıdayım. Öyle girişimciyimki hiç bir şeyde başarılı olamıyorum, kendi hayatım dahil. Bunun sırrı bunu biliyor olmamda yatıyor.
30 Kasım 2009 Pazartesi
tepecikli

29 Kasım 2009 Pazar
mesai zorunluluğu: gunto'dan maç yorumu ve bünyonun düdüğü
28 Kasım 2009 Cumartesi
29/11/2009 maç tahminleri
307 ANTALYA - GENÇLER --- ÜST --- 1,65
325 ANKARA G. - DENİZLİ --- 1 --- 1,35
327 MANİSA - KAYSERİ --- 0 --- 3,00
351 TRABZON - ESKİŞEHİR --- ÜST --- 1,70
TOPLAM 11,3
AVR
342 CAGLİARİ - JUVENTUS --- ÜST --- 1,65
399 CATANİA - MİLAN --- 2 --- 1,65
404 A.MADRİD - ESPANYOL --- 1 --- 1,60
371 RACİNG - DEPORTİVO --- 2 --- 2,20
TOPLAM 9,5
bol kazançlar :)
27 Kasım 2009 Cuma
26 Kasım 2009 Perşembe
neler oluyor bize?
24 Kasım 2009 Salı
baba hakkı sorusu?
22 Kasım 2009 Pazar
at fink'e:)
taktik, verkaç, diziliş gibi konulara girmek bu akşam için anlamsız geliyor. aklımdan şu topla ayakların buluşmasından beri şahan'ın koç sikeci gitmiyor:) ayrıca maç boyu Y.D yi aradı gözler, azize bile otururken inönüde, kendi başkanının! muhakkak olası bir yenilgi sonrası protesto yüzünden gelememiş olması düşündürücü?
20 Kasım 2009 Cuma
Ersan İlyasova
olduğunun kanıtıdır. Daha iyiye olması dileğiyle sayın İlyasova.... zamane milliyetçiliği

öncelikle Gs-Fb derbisi olayları ile başlayan basketbol gündemi geçen hafta içi memleketimin güzide basketbol takımı Oyak Renault takımının yetkilileri sayesinde inanılmaz bir rezaleti öğrenmiş oldu. Almanya'da bir hazırlık maçında cezalı oyuncuyu sakatlığı yüzünden takımında yer alamayan bir oyuncunun yerine oynatan Gs basketbol takımının inanılmaz rezaleti ile. Hayatta böyle bir şeyi anlatsalar inanmam hatta ve hatta Mustafa Denizli ve Dick Advocaat'ın 6 yabancı oynatma hatasını hatırlatarak yok daha neler derdim.
Fakat olayın ehemmiyetini aslında bu kazmadan bozma oyuncuyu hangi amaçla oynattığını açıklayan Ex-Gs erkek,bayan basketbol antrenörün açıklamalarından öğreniyoruz. Milli duygulara kapılarak oynatmak istedik. Bir oyuncu düşünün hazırlık maçında yumruk atmaktan 5 maç ceza alıyor ve federasyon tarafından önüne bir şans konularak 5 maçlık cezayı hazırlık maçında çekebilirsin deniyor ve bu kazmanın antrenörü bu işe yaramayan adamı Almanya'da gurbetçilere galibiyet sevinci yaşatmak için takımı ligden düşürme pahasına oynattığını söylüyor. Şimdi bu adam yıllardır Oyak Renault, Darüşşafaka'da gerçekten çok başarılı işler yapan, en sonunda da Gs bayan takımı ile avrupa kupası kazanan Okan Çevik. bu adam her zaman genç neslin en başarılılarından biri olarak karşımıza çıktı ve başarılı idi zaten. Ama hangi mantıkla böyle bir yükün altına girersin inanın anlaması,algılaması ve mantıklı açıklama bulması zor.
Bir antrenör milliyetçilik uğruna bu ülkenin en önemli basketbol ekollerinden birisinin feshine kadar gidecek bir işe imza attığını utanmadan söylüyor. Gs küme düşürülse ki büyük ihtimalle gidici, o zaman hangi milli duyguları kabararak galibiyet sevinci yaşayabilecek.
Açık ve net görülüyor ki bu ülkede milli takım seviyelerinde çalışan Koray Mincinözlü gibi bir antrenörün, yıllardır bu ligde çalışan Okan Çevik gibi bir antrenörün ve koskoca Galatasaray kulübünün kendisini ligden düşürecek bir hatanın üstünü milli duygular ile kapattığını ve başkanın da tek yaptığı bu adamları işten kovmakla bulduğu bir olaya şahit olmaktayız. Bu arada basketboldan sorumlu adam Yiğit Şardan'da kendini yetkilerimi kıstınız bu yüzden müdahele edemiyorum diyor ya bunun üzerine zaten laf-ı güzaf herşey.
19 Kasım 2009 Perşembe
kimliğimiz budur!

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.
Kimliğimiz budur.
Her birimize kimlik sorulacağı ilanı yapılarak potansiyel suçlu muamelesine maruz kıldığınız bizler bu ülkenin insanlarıyız, halkız, Beşiktaşlıyız.
Bizleri tanımıyor değilsiniz;
İsçiyiz, issiziz, öğrenciyiz, öğretmeniz, şairiz, memuruz, tezgahtariz, yazariz, çizeriz. Bildiğin işportacıyız, çiftçiyiz... Köydeki çoban, denizdeki balıkçı, yoldaki şoförüz. Kadın-erkek, kimimiz yaşlı kimimiz genciz… Yeni doğmuş bir bebek, sokakta kovaladığın çocuğuz. Ezcümle, halkız, Beşiktaşlıyız.
Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.
18 Kasım 2009 Çarşamba
devler liginde çArşı

yarı final/final müsabakaları için inönüye taşındığını ekranda görünce öğrendim, haberim yoktu. pek tabi tribünü beşiktaşlılar dolduracaktı, pascalın takımı da finallerde olunca da katılım hayli yüksek; acur biliyor bu işi, biliyor da bizim fransız pascal kullanıldığının farkında mı acaba? sahadaki o iri ve sağlam duruşuyla da derin bir "ahh" çektirtmedi değil bu arada. (saha sonundaki göz yaşlarını - aklıma bir yılan düşse de - samimi görerek katıyorum göz yaşlarıma.)
bir süre geçmişte özlemle yaşasam da, kapalıya konuşlanmış yığının küfürlü tezarühatlarıyla irkildim. fenerinden girip cimbomundan çıkan besteler gırla söylenmeye başladı, durmaksızın. kamera tam çekmedi ama 14-17 yaş aralığında hevesli gençlerin sırtlarında (adı, amblemi pankartta güzel, fakat montta bir o kadar itici) beyazlı-siyahlı çArşı montlarıyla, şapkalarıyla doldurduğu bir kapalı hayal ettim(yanlış mı ettim). tribün popülerliğinin sahalara ittiği, çarşı/karşı deyimini ağzından düşürmeyen ama o bildiğimiz, sevdiğimiz değişmeyecek sandığımız semtin çArşısının, entelektüel yanının nasıl sekteye uğradığının resmiydi karşımdaki. güzel işler çıkmakta elbet çoğu zaman, forumlarda, orda burda, stadyumda bunun bir çok örneğini görmek mümkün; bu aralar forzaya girenler, henüz girişte bu sosyal sorumluluk sahibi grubun bir yerlerde ama elini ayağını çekmişcesine yaşadığında tanık olabilir. ama maalesef çokça ilk anlattığım kısımdaki o iç karartıcı devrimin karanlık ışıklarıyla karşılaşmaktayım; söv, küfret, nefret et...
dönelim bu görüntünün ekrandan ne kadar çirkin algılandığına; sahada seversin sevmezsin "futbol" denen oyunu sana bana, fenerlisine, cimbomlusuna sevdirmiş, nicelerce sevindirmiş, üzmüş oyuncular bulunmakta. anlarım tanjuya, ermana kılsın, kendisi olmasa da ahmet çakara da öylesin, ama yeri mi a dostlar? zaten çatısı altında bulunduğun koltuklardan daha dün başta set sahibi olmak üzere 36 kişi men edilmiş, kaç haftadır kavgada gürültüdesin kendi içinde, yönetiminle. bu mudur dünyaca ünlü çArşı aklı; değildir evet. ama bunu sadece kalbi siyah/beyaza bölünmüşler bilmekte. o sesleri, yaygarayı duyana izahı ise zordur, ki kendi kulaklarıyla, gözleriyle tanık olmuştur artık insanlar, fener ve cimbom nefretinden ibaret değil beslediğimiz desek ne kadar anlaşılır artık.
kimin ne kadar umrunda bilmiyorum ama giderek ve hızlanarak tribün profilimizi oluşturmaya başlamakta "fener ve cimbom nefreti". bu görüntüleri verenlerle aynı beşiktaşı sevmiyorum ben, sevemem de. yanlışları olsa da o aklı selim, vakur görüntüsüyle, tok sesiyle sevdalı olan tribünü sevdim ben, sadece beşiktaşa sevdalı!
16 Kasım 2009 Pazartesi
kapalı / numaralı
Yeni Açık: 75,00 TL
Kapalı Alt: 200,00 TL
Kapalı Üst: 250,00 TL
Numaralı Kenar: 225,00 TL
Numaralı Orta: 250,00 TL
VIP Alt A-F: 250,00 TL
VIP Alt B-E: 320,00 TL
VIP Alt C-D: 400,00 TL
VIP Üst A-F: 450,00 TL
VIP Üst B-E: 650,00 TL
15 Kasım 2009 Pazar
kapalı/36
Y.D nin tribüne açtığı savaş dün itibariyle faal bir hal aldı. 34 kişinin isimlerini bilmesem de Alen ve Ayhan'ın aralarında bulunduğu bir liste olması, yönetimin, taraftarın hangi tarafında olduğu, kimlere destek verdiği konusunda, özellikle wolfsburg maçındaki Y.D görüntüsü eşliğinde iyice ürkütücü olmaya başladı. gerçi protestonun bu boyutlarda olması kendisinin taraftarı için "en fazla yeter diye bağırırlar!" dediği alaycı açıklamasıdır kanaatimce.
yeterli olabilecek mi, ya da yeterli olana kadar devamı gelecek mi bilemiyorum bu yasakların, ama bu yönetim yanlışlarıyla bu uygulamalara devam ettikçe o ilahi mekanda paralı askerleriyle yalnızlaşmaya mahkum kalacaktır Y.D! senaryo devam etseydi seyri bu yönde devam edebilirdi elbet, fakat buna izin verilir mi, elbette verilmez!
her zamanki gibi bu olaya da ateşle yaklaşmayıp, beklemek, zamanın üstünü örtmesi zor bazı gerçekleri çıkarmasını beklemek en iyisi! ortalıkta dolaşan Alen beyanatı, Y.D nin kendi ve grubundan isimlerin de bu listeye girdiğinden haberdar olmadığı sözleri olayları elbet etkileyecektir. pek tabi, sızan haberler bununla da kalmayacaktır. ama benim gibi bazı insanların takım kötü gitse de maça gitme hevesi olan BJK taraftarı, çArşı, yönetimle beraber erimekte, bazı şeylerin yok oluşuna bizzat tanıklık etmekse üzüntüden başka bir his yaşatmamakta lanet olsun ki! bu duruma gelinmesinde kimlerin payı varsa da binlerce kez "lanet olsun"hepsine.
o bir milliyetçi hayvan: grip

çocukluğumda kış hastalığı olarak her kış birkaç defa yakalandığım, kaçmanın mümkün olmadığı masumane bir hastalıktı grip ve kardeşi nezle. önce çin, meksika, japon gripleri gibi türler başlayıverdi, tabi bu başlangıçla beraber, bütün o masum burun akıntıları, halsizlikler, yerini salgın ve ölüm korkusuna bıraktı.
okul sırasında elinde mendille otururken ve hapşırma ya da öksürme esnasında sıranın alrına doğru eğilip, daha az ses çıkarma telaşından başka bir sorunu da olmazdı. şimdi iyileşmeden okula sakın göndermeyin haberleri ana haber bültenlerinden bildiriliyor. gribin milliyetçi haliyle başlayan bu yaygara süreci, hayvansal yanıyla da artarak devam ediyor. ölümler, salgın haberleri kışın bütün iç karartıcılığına karışarak, her hastaneye, iş yerine hatta eve kadar giriveriyor. tabi şakalarıyla da beraber; her ateşi çıkana, burnu akana "domuz" yakıştırması, her bu yakıştırma yapılanın da "domuz gibi adamım"ı kendine yakıştırması gün boyu birkaç yüz/bin defa bıkkınlık getiren bir hal aldı çoktan.
birkaç gündür yataktan kalkamayışımın sürüklediği bu güncel hastalık, ne varki ilk düşüdüğüm gibi masumane bir geçişten farklı değilmiş:) yine de "acaba?" dedirttiği anlar da olmadı değil hani! postu bu sefer de kurtardık, başka bir isimle yakalaması gerekecek, bitki mi olur böcük mü olur bilemem:) post demişken bu postu nasıl bağlıcaz peki; siktir ol git grip! sikti ol git!! (şak-şak)
ayrıca üstteki bayanı öpmek için değil domuz gribi, ölüm bile göze alınır gibi:) gerçi sarı saçlara aldanmadan önce profili de tam bi görmek lazım :)
13 Kasım 2009 Cuma
10 Kasım 2009 Salı
5 Kasım 2009 Perşembe
4 Kasım 2009 Çarşamba
...the end
şu maçın hüznünü bu adama sarılıp yaşamak isterdim. saha içinde olmamasına rağmen, herkesten daha çok dün akşamki utanç verici 90 dakikayı yaşadığını, daha çok terlediğini, daha çok istediğini biliyorum. [bir önceki postta belirttiğim "taksimde olmama" durumunu sallamayıp tekrar o uğursuz semte uğrayan bana da yazıklar olsun..]
3 Kasım 2009 Salı
4:23:28 *
neden bilmiyorum acayip bir heyecan var içimde; aynı heyecanı valencia, lazio maçları öncesinde, hatta almanyadaki chelsea maçında bile hissetiğimi hatırlıyorum, hüsranla biten sonları sebebiyle ürkütüyor bu heyecanın benzerliği. "kazanmamız gereken" maçları kazanamayışımız ve maçın hemen başında ilk golü yiyerek, bütün maç boyunca telaşa bürünen oyun ve oyuncularımız gitmiyor gözümün önünden. baskı kurayım derken, bir uzun pasla kalecimizle karşı karşıya kalan martins görüntüsü beliriyor, ardından yedek kulübedekilerle birlikte sadece sahadaki yeşillilerin sesli olsa da bize kadar ulaşmayan sevinç gösterileri; kabus.
kaç gündür acaba kazandığımız "kazanmamız gereken" maçlardaki ortak nokta neydi, nerdeydim, ne giymiştimleri düşünerek aynileştirmeye çalışıyorum, taksime gitmemeye özen gösteriyorum, mağlup olduğumuz maçlarda beraber olduğum arkadaşlarımla görüşmüyorum...
* post girildiğinde maça kalan süredir 4 s 23 dk 28 sn [sn kısmını küsüralı verişimin nedeni malumunuzdu]





