6 Nisan 2010 Salı

sex on the bitch

uzun zaman sonra kendi gibi şarkı yapmaya kaldığı yerden devam eden sertapın açık adresiyle rakılara/biralara/tekilalara hatta mojitolara(votka kesinlikle olmaz!) bulanmayı dileyen etil alkolün esirindeki bünyem, serseri mayın misali konudan konuya, mekandan mekana tabanı yanmış it gibi dolaşadursun.. ellemeyin dolaşadursun, içtiği, yediği ne varsa, ölümsüzlüğü uğruna tat almamaya sözleşmiş lanetli korsan hollywood karakterleri gibi davranmaya devam etsin.. 

ya da öyle sanılsın, öyle sansın: attığı her adımdan ayrı keyf alıyorken kimse bilmesin bu hazzın doruklarındaki kaçamak gezintileri! ücra bir kafede otururken arkadaşlarıyla: göl manzaralı bir evde, cayır cayır yanan şömine dibinde, ikinci şişenin ikinci kadehini yudumlayan iki ayrı -tabir-i caizse- cayır cayır yanan insandan birinin yerine koysun kendini.. bırakalım şampiyonluk kaçarken ankara semalarında mesela, bir alışveriş merkezinin içinde, bir mağaza kabininde götüne uygun bişiler bulmanın derdindeyken öğreniversin olan biteni.. 

mesai saatlerinde incisözlüğün engin derinliklerinde kaybolsun, o eşsiz erdemiyle doldursun, kahkahalar tavandan yansıyıp tüm dikkatleri çekecek kadar yayılsın.. zaytungun son dakika haberlerinden öğrensin olan biteni, astroloji bölümünden anlam katsın hayatına. tabi bir de unutmadan: olur mu, olmamış mının derdine düşsün. fringe mi lost mu, californication mı, spartacus mu kapışmasından kaldıramasın kafasını..

o zaman hep beraber: sorma bu ara şu halimi, bu acıların hepsi mi daimi...

(ömrümden boktan lekeler yazı dizisi devam ediyor..)

Hiç yorum yok: