4 Mayıs 2010 Salı

Özdemir Asaf...


Her zaman şiir okumayı ve anlamaya çalışmayı seven bir çocuk ve genç insan oldum sanırım. Babamın payı çok büyüktür bu konuda. İyiki zamanında başucuma okumam için şiir kitapları bırakmış. Cemal Süreya'ya her zamam ayrı bir hayranlığım ve tutkum olmuştur onu hep ayrı bir yere koymuşumdur şiir sevgimde. Ama son aylarda Özdemir Asaf okumaktan müthiş keyif, zevk ve sanırım mutluluk duyuyorum ve onu keşfetmekte bu kadar geç kaldığım için kendime müthiş kızıyorum aslında. Arada evdeki kitaplarını açıp mutlaka bir iki şiirini okur ve kaldırırdım önceden. Ama şimde ne zaman üzülsem ki son zamanlar yaptığım en çok şey Özdemir Asaf okuyarak kafamı boşaltıyorum.
Geçen hafta benim için önemli bir haber almayı beklerken şu dizelerini okudum;

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum.

sonrada farkettim ne kadar uzun zamandır kendimle konuşmadığımı, ne istediğimi kendime sormadığımı ve sürekli kendi kendimin canını yakarak saçmaladığımı.

Kendisi ile ilgili okuduğum yazılar, kısa notlarda sürekli aşkın ve yalnızlığın şairi diye tanımlamalar var. Ama bence o imgelerin ve sözcüklerin çok güçlü bir anlatıcısı. Ne kalıplara, ne uyaklara, ne de ölçülere ihtiyacı olmamış hiçbir zaman; sadece kelimeler yetmiş ne anlatmak istediğine ve öyle yalın anlatmışki ilk okunduğunda nasıl bu kadar anlamı olan 2 kelime biraraya böylece gelmiş ama bu kadar kısa ve sade olur diye dönüp defalarca okunası dizelerin sahibidir.

" söylenmedik söz kalmamıştır : buna inanabilirim...
bütün söylenmiş sözler duyulmuştur. buna inananam..."

Çok fazla şiirini okudum burada beni en çok etkileyeni ya da en çok sevdiğimi paylaşmak istedim ama seçemedim. Şu iki satırla bitirebiliriz.. Bu 2 dizeyi bize yalan söyeleyen kimse onun yerine koyduğumuzda hepsine uyuyor. Sevgili, hayat, anne, baba, arkadaş, vs.vs.vs.

NOKTA
Bana yalanlar söylese yetinecektim.
Ama yalan söyledi.

Hiç yorum yok: