18 Eylül 2010 Cumartesi

shuffle dan bekowsky çıktı

Bu aralar hayatım memleketimin en uzun sınırlarında ve muhtelif ege ,akdeniz kıyılarında geçtiğindendir belki en zorlu arkadaşım olarak mp3 ümü belirledim. Düşünün 1 haftada yaklaşık 4000 km yapan bir insanın yanında sevgilisi ile dolaşması mümkün müdür , elbette hayır. İşte bu yüzden bir objeye yakınlık derecesi yüksek bir mevki veriyorsun ki kafan güzel olduğunda,duygulandığında yalnız kalmamayı öğreniyorsun. Şimdi tekrardan 1000 km yi devirecek yolculukta ise paranın satın alamayacağı şeylere sahip olmaya gidiyorum. Nur yüzlü annemin içli öpüşü , babamın sert fakat özlem dolu sevgi gösterisi , babaannemin muhteşem cevizli baklavası , sen kaç zamandır nerdesin diye kucak açan karadenize sabahın köründe kendimi bırakışım ve bir sürü şey…. Hakikaten bu dünyada paranın satın alamayacağı şeyler var…….
Obje olayına dönersek , elbette telefonumda fena sayılmaz ama otobüs veya uçaktaysan eğer çaren yok en anlamlı yoldaşın müzik adına kulağına tıngırtılar ulaştıran mp3 playerin oluyor. Hem mp3 player da daha canlı kanlı bir obje sanki , shuffle olayına geçip hangi şarkıdan hangi hatırayı , hangi özlemi çıkaracağı belli olmuyor.
Bu yazıda zaten insanı darma duman eden shuffle olayından sonra ortaya çıktı. Şu anda yaklaşık 20 saat sürecek bir yolculukta sonunda annemin kokusu , mavi gözlü devimin yani babamın yüksek sesle oğlum demesi,karadenizin dayanılmaz hafifliği ve memleketimin muhteşem manzarasının sağladığı hayaller ile bu yazıyı yazma kudretini gösterebiliyorum. Ayrıca dostların silüetleri ile beraber otobüste rahatsız bir koltukta erkan oğur dan gelen iç sorgulamacı sözler eşliğinde bu yazıya anlam yüklemeye çalışıyorum.
Aslında ben playlistlerimi pek yenileyemem , zor oluyor benim sevdiğim şarkılardan hemen kurtulmam. Uzunca bir zaman muhtelif zamanlarda genelde en düşünceli anlarımda ortaya çıkan çok acayip eserlerim hiç değişmiyor neredeyse 4 yıldır. İyi midir kötü müdür bilemem ama müzik ve şarkı konusunda sadakatimin ölçüsü yok sanırım.Yaklaşık 4 yıldır sadakat gösterdiğim şarkılardan birisi ise erkan oğur un şah hatayinin deyişine kopuzu ve sesiyle ilahi bir yorum kattığı eksiklik kendi özümde adlı acayip eser. Fazla anlatamam bunu ben zaten herkese de çekici gelmeyeceğinden de eminim ama bu ilahi tadındaki tarifsiz sorgulama insanı inanın kafasına beyzbol sopası ile vurulmasından beter ediyor. Bunda elbette erkan oğurun pürüzsüz sesi , muhteşem virtüözlüğünün etkisi büyük ama şarkıyı dinlemeye tahammül edemeyen var ise eksiklik kendi özünde desin şiiri okusun aslında ne demek isteyeceğimi anlayacaktır. Biraz merak saldım dört bir yana tadında oldu ama olsun her türlü gideri var cevoooo…..
Şarkıya gelince ; Bir nefescik söyleyeyim diye başlayan girizgah zaten yıllardır bana shuffle olayının attığı hem en büyük kazık hem de en önemli sorgulama fırsatı. Çünkü buna ya şans , ya kader ya da başka bişey diyin hep bu şarkıyı ya dostlarımdan kalan hatıraları düşünürken veya aşık olduğum suratlarla tekrar kavuşup öpüşürken,sarılırken,hatıralarıma anlam verip , dostlarımın halini hatrını sorduğum anlarda onları mutlu ederken,yüzümde müstehzi bir gülümseme oluştuğu zamanlarımda ortaya çıkıyor.
Bugün ise bu gülümsemeyi , hatıraları başlatan insan ise sinop u düşünürken o memleketi konuştuğum insan olan sevgili günçiçek. Kısacası eski mevkidaşım sevgili mesai arkadaşım pofu. Pofu bak yazı nasıl başladı nerelere geldi , o mesajı okuduğunun akabinde yazdım bu yazıyı , umarım okursunda sen de neden içlendiğimi etrafındakilere anlatırsın güzel insan. Sonra istanbul a geldiğimde bir sürpriz yapıp masanın kenarında bittiğimde sonraki gelişmeleri anlatırsın nasıl olsa….
Herneyse bu şarkı öyle bir eser ki acayip adam iran kralı özünde türk olan bir adam olan şah ismail in kendini sorgulamasını anlatıyor. Erkan oğur da bunu sadece bir kopuz ve nefesi ile bir nefescik söyliyeyim diye başlayıp eksiklik kendi özümde diye bitiriyor. Bende daracık bu koltukta bu cümleleri sıralamaya başlıyorum. Bu sorgulamayı yaparken , bir taraftan sevgili ajanımın kpss eylem planı hakkındaki yazısını okuyup ulan ince bıyıklı kim var diye düşünürken diğer taraftan sevgili ajanım sen takma adın ile müsemma bir adamsın , öyle kariyer planını geç biz plansız yel değirmeni saldırılarına devam edelim öylesi bize yakışır diye olayı nihayete erdiriyorum .
Tam bunu sonlandırırken de yolculuğun başladığı nokta olan karşıyaka diyince de sevgili kardeşim musoski nin hediye ettiği formanın armasına bakıp ulan hayır mı diyecektik 12 eylül de yoksa sandık başında kaf sin kaf diye tezahürat mı edecektik diyorum.
Yok son cümle alakasız oldu aslında derken de özlem duyulan adam ado aklıma geliyor ve kadim dostum , kadrolu eleştirmenim nasıl olsa açığımı bulup yorumlar sen merak etme diyorum. Olsun sevgili ajanım her yazana bir ders veriyor o kararlı duruşu ve ben yazmam ama yazandan anlarım edası ile. Bekowsky blogunun doğan hızlan’ı seni……
Ahanda cengiz özkan ve erkan oğur manisa yöresinden kırmızı buğday diye etrafa hüzün saçıyor. Ulan bu arada bu akşamında müdürüm rakının dibine vururken acaba şu mazide kalan kırmızı buğdayı meze yapar mı acaba diye de düşünmüyor değilim.koskoca müdür bulur yolunu nasıl olsa,en kötü dalaras ile başlar müslüm ile sona erer musiki keyfin , afiyet olsun müdürüm , yarasın…………….
Bir de selefim var elbette. Kalktığım gibi yerime oturan her gün işe gidip gelmek için istanbula yolculuk yapan bahis konusunda danışıp tersini oynayabileceğiniz pinarbaşı. Sevgili pinarbaşı da antik harabelerinden kalma hikayeler ile brezilya – arjantin maçında yaptığı bahsinin nasıl yattığını da etrafına anlatıyordur muhtemelen olsun biz onun kaybetmesini seviyoruz. Düşünün adam john isner – nicolas mahut maçına 34.5 oyun altı olur dedi maç 3 gün 3 gece sürdü 250 oyun oldu öyle başarılı bir insan kendisi.
Bir de kaddafi ellerinde cerbem var elbette , ulan gelde ekimde şu arapları bir çarpıştıralım seninle demekten başka bişey aklıma gelmiyor. Cunda sırtlarında vita vinum est planları yapıyorum ekim ayı için cerbem haberin ola. Şimdiden hazırla kendini ben planı falan yaptım.
Ve radiohead başlar street spirit ile this machine will not communicate diyor ya sanırım şu anda netbookumda sakladığım bu yazıya daha güzel bir ironi olmaz , olamaz. Çok yaşa sen prophet of the music. Fade out , fade out again , aferim size audio kafalar.
Ahanda duman çıktı , yalnızlık paylaşılmaz eşliğinde kendilerine küfrediyorum. Ulan ne paylaşılmazlığı düpedüz insana ihanet yalnızlık, ha siktir diyorum size , ha siktir. Ben ne zaman duman dinlesem de sevgili bikini vokalisti gecelerimin mesaidaşı cem çelik aklıma geliyor. Oğlum bu adama özgün diyenler var ya , sen nesin bilemedim şimdi , aklıma estikçe myspace de sesin kulaklarımda çınlanıyor , unuttum sanma güzel insan.

Şimdi bu blogda beraber yazıp , beraber mesai harcayıp , beraber gülüp , beraber eğlendiğim dostlar ise sakın alınmasın. Herkes varlığı ile beraber bir fotoğraf albümü şeklinde gözümün önünden geçiyor ve dertlice selam ediyorum kendilerine. Özlem garip bir duygu zaten ulan biz bu kadar şey paylaştık mı acaba dedirtiyor insana. O yüzden güzel insanlar hepinize kucak dolusu selamlar. Bir esrikten kucak dolusu sevgiler,saygılar,muhabbetler. Bir daha ki istanbul seferinde hep beraber yüz yüze görüşmek üzere. Bu arada bu blogda hiç bilmediğim görmediğim,tanımadığım sevgili okuyanlar size de kucak dolusu selamlar. Bekowsky ailesi adına burada karalananlara göz ucu ile bile bakıyorsanız inanın bizden mutlusu yok , her gün daha fazla gözünüze ve gönlünüze daha fazla hitap etmek üzere derken karadeniz ezgisi şevval sam ın sesi ile bana yeni bir cümle eklettiriyor. Ne diyor bu karadeniz deyişi ; bu dünya bir pencere , her gelen bakan gider. İşte bizde kendimize ait kara lekelerin oluşturduğu bir dünyamıza bir pencere açtık siz güzel insanlar ise bu pencereden bize, bizden kalanlar ile kendinize bakıyorsunuz. Umarım her gün bu pencerenin önünden geçerken dur burada güzel bir kız vardı , yakışıklı bir çocuk vardı diye dönüp tekrar bakıyorsunuzdur.

Hiç yorum yok: