28 Kasım 2010 Pazar

lost room


Lie to me ile dindirdiğim dizi serüvenimin kısır geçen günleri, hızımı ayaralayamayıp 3. sezonun son yayınlanan bölümünü de bitirmemle tekrar karabasanım oldu. Ludwing sağolsun, emanet ettiği harici sayesinde karabulutları biraz film arşivi ve özellikle “lost room” dizisiyle dağıttı. Tabi yine değer bilemeyip, tek bir izin gecesinde güzelim 6 bölümü yalan ettik.
Esrarengiz hikayesiyle dizüstü ekranına bağlasa da, çok daha uzun tutulabilecek hikayesinin sadece 6 bölüm sürmesi üzücü oldu son bulduğunda. Olağanüstü güçleri bulunan kayıp odanın nesneleri dizide bahsedildiği gibi 100 civarında olmasına rağmen, ayrıntıya girmeden, yalnızca ana 6-7 ana nesneden ibaret tutulması dizinin boyunun kısa olmasının başlıca sebebi. Tabi çoğu nesnenin senaryoda sırf dizi ömrünün uzatılması için kullanılması ayrı bir bıkkınlığa da sebep olabilirdi. Bu kısa sürüşe serzeniş, ağızlara çalınan bir parmak balın bıraktığı tadın lezzeti sebep olmaktadır tabi.
Bir diğer kişisel rahatsızlık duyduğum konu ise başrolde “dirty sexy money”den tanıdığım, ısnımadığım, haluk bilginerimsi bir tat bırakan peter krausedir. Belki dirty sexy moneyden dolayı bir önyargıdır ama dizinin herhangi bir anında yüzünde görmek istediğimiz ifadeleri bir türlü görememek güzelim senaryo heyecanını derinlere indirmekten çok çok uzaktı. Ki daha ilk bölümünde adını bile yeni öğrendiğim bu adamı görmek, iyi bir referans aldığım bu diziye, diziye rağmen kötü bir başlangıç yapmama neden oldu.
Spoyler kaygısıyla devam edecek olursam; başta anahtar olmak üzere, tarak, kalem, saat, makas, bilet gibi olağansütü güçleri olan nesneler önce de söylediğm gibi 100e yakın bir miktarda ve uzatılabilir, güçlerin insanlardan nesnelere geçtiği bir heroes etkisi yaratılabilir gibi.  Ayrıca bütün olayların başlama sebebi olan motelin olmayan onuncu odasında neler olduğunun bir türlü anlatılmaması, odanın içindeki dahil, oda hakkında en çok şey bilenlerin bile veremediği bir olgu olarak kalmış “ne olup bittiği”. Kimisi nesneleri tanrının birer parçası olarak addedip “din” olarak yüceltmiş, kimisi bireysel hırslar için kullanmış, kimisi ölen çocuğunu geri getirebilmek için. ama hiçbirisi tam olarak neden böyle olağanüstü güçlerin bu kadar basit nesnelerde var olduğunu, en önemlisi diziye ismini veren o odada neler olduğunu açıklayamamakta.
Yine de izlediğim zaman ayrı bir keyif aldığım dizi oldu benim için, hayvanlık edip tek gecede bölüm başına 0,75 bira ve 2 paket mısır patlağı eşliğinde değil de kısa aralar verip uzun uzadıya birkaç gecelik keyif çıkarılabilirdi.

1 yorum:

Lucky Strike dedi ki...

güzel bi mini diziydi. bir solukla başlayıp bitenlerden.. konusu sağlamdı be ajanım