26 Şubat 2010 Cuma

karalamaca

insan her gün aslında kendine daha fazla saygı duymak için yaşıyor bunu da yaş 30'a yaklaştıkça daha iyi anlıyor insan. Ben bugün kendimi bir çok kişinin yerine koydum ve böyle bir değerlendirmeye fütursuzca ulaştım onu da bilemiyorum. Ama üniversite hayatımda sola doğru attığım zihinsel adımlar . daha fazla kendime güvenmek için beynime 3 öğün yemek niyetine beslediğim fikri ve vicdanı hür sol taraflı düşünceler belki de attığım adımlarda kendime daha fazla güvenmeme . eğri büğrü çizgili bir yolda bile adım atma kararsızlığı yaşamama sebep oldu. Ben bugün 27 yaşına geldiğimde artık geride kalan o komünsal düşüncelerin yerine yerleşen "pure" kapitalist yaftaların içerinde bile hala o eskiden kalan düşüncelerin hayatımda yer eden etkisi ile belki de daha sağlam durabiliyorum. Zaten iktisat eğitimimde de bir tez atmıştım ortaya kendimce : "Eğer bir ülke sosyalist düşüncelerin etkisinde proleteryanın isyanını. insan haklarına dair özgürsel fikirleri yaşadıktan sonra avrupalıların tabiri ile libertarian bir düşünce yöntemi ile yönetim hayatına devam ederse ortaya başarılı . istikrarlı ve duruşu belli bir ülke çıkıyor ". Aslında bu kendimce yaptığım iktisadi eleştiri bireyin (yani benim) de taa en derinden yaptığı bir kişisel sorgulamasıydı. Şimdi bu yazıyı okuyan bir kaç kişi belki de ulan nerden başladın nereye geldin diye bana kızıyordur muhtemelen ama iş hayatı insana böyle derin karalamalar yapmaya fırsat veriyor. bugün yaşadığım garip müdür - çalışan diyaloğu da beni üniversite yıllarımda yaptığım kişisel sorgulama günlerime geri döndürdü. İktisat okurken hep kendimce yaptığım çıkarımlar olur du aslında ama bunu sadece kitap üzerinde ve emekçilerin haklarını gasp eden patronların ışığında değerlendirmek başıma geldiğinde nasıl davranacağım hakkında zerre bir sona götürmedi beni. Bunları yazarken de aslında işten kovulmuşum gibi anlatıyorum ama öyle bir şey de yok aksine benimle ilgili daha iyi planları olduğunu açıklayan insanlar var etrafımda. Ama bu yenilenen fikirleri yorumlarken de üniversite hayatımda yukarıda bahsettiğim çıkarımlardan birisi daha aklıma geldi. "kapitalizm bir sistem kurarken en önemli etken olan insanın hayatını devam ettirme şeklini komünizmden çalmıştır diye. Kapitalizm insanları iş hayatına adapte ederken en önemli tasarrufu insaları sıradanlaştırarak onlardan faydalanmaktı. Ha faydalanmak kelimesi var olan bir yerde nasıl komünsal bir düşünceden bahsedersin diyenler olacaktır ki bende bunu şöyle derinlere dalarak açıklamaya çalışayım. Komünizm insalara bir şeyler verirken en önemli manifestosu insaları eşit şartlarda yaşamaya . çalışmaya . beslenmeye dair idi. Elbette fark yaratmak sizin elinizde idi ve bunu da komünsal bir düşüncede sonuna kadar kullanma fırsatını veriyordu. Kapitalizm ise bunu
referans alarak bunun üzerinden nasıl faydalanabilirizi düşünüyor: insanları yine sıradanlaştırmayı hedef alıyor ama bunu yaparken belli bir eşit şart koymaktansa onu sınıfsal çöküntüye . elinden herşeyi almaya konsantre olup . içinden çıkmak istiyorsan zihninden . karakterinden . duygundan . zamanından fedakarlık edip sonu belli olmayan bir çalışma düzeninde sırıtmanı bekliyor. İşte ben de bu karalamacayı bu sonuç üzerinden çıkararak yaptım bugün. Ben sıradanlaşmaya alışmışken bana iş hayatı karakterinden . duygundan . zamanından . zihninden kurtul ve kapitalizme karşı sırıt mı diyor . yoksa sıradanlaşan hayatını sonuna kadar sömürür ve seni sınıfsal ayrımın en dibine kadar gönderirim diye tehdit mi ediyor. En azından bu sonucu çıkarmak yıllar sonra düşünmek bana iyi geldi ve bunu okuyan kişilere de bir kaç kelam etmek üzerine bu düşünceleri buraya döktüm. eğer anlatabildiysem kendimi siz kendinizi hangi tarafa koydunuz ve hangi sorgulamayı kendinize yaptınız. Kapitalizm içerisinde kötü para iyi parayı kovar tezine karşılık her arzın bir talebi vardır diyerek mi yarına bakıyorsunuz ya da her sorgulamanın sonunda karakterinizden . doğrunuzdan . düşüncenizden zerre taviz vermeyerek sıradanlaşmayı mı kabul ediyorsunuz. veya hepsini bir kenara bırakarak ben kapitalizmin uygulayıcılarına sırıtmak için elimden gelen herşeyi yaparım diyorsunuz. sonu gelmeyen bir karalamaca yapmışım aslında ben ama hepsini kenara koyup insanın en güzel kaçış yolundan uzun süreli bir uykudan medet umayım en iyisi. Bu kadar bitti işte. Devamı daha sonra gelir nasıl olsa.

25 Şubat 2010 Perşembe

HAYYAM...

Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi
Herkesle uzaktan hoşbeş edip geçmeli
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük düşmanıymış en çok güvendiği...

Hayyam bunu yüzyıllar önce anlamış, biz hala test ediyoruz. Tecrübeye kulak vermek ve uygulamak lazım...

20 Şubat 2010 Cumartesi

Tarihi Yarımada, Soğukçeşme Sokağı

Bugünü gitmekten her zaman çok keyif aldığım Eminönün de geçirdim. Daha önce hiç çok fazla vakit geçirmediğim cadde ve sokaklarını Tarihi yarımada ve Osmanlı eserleri konusunda oldukça donanımlı bir arkadaşımla bir turist edasında gezmek 5 günlük iznimin en güzel saatlerini geçirmeme yardımcı oldu.


Önce Eminönü SümerHan'ın alt katında olan Cafe Ala'da çok keyifli bir yemek ile başladık. Cafe Ala güzel bir mekan, az ama öz bir menüleri var. Yediğim anne köftesi ve yanında gelen nar ekşili salata çok güzeldi. Dekor harika evinizin salonunda arkadaşlarınızla yemek yiyormuşsunuz gibi. Çaylarıda mis gibi üstelik.
Güzel yemek ve çayın hemen ardından gezimize Soğukçeşme Sokağına doğru başladık. Soğukçeşme sokağı Ayasofya Müzesi ve Topkapı Müzesi arasında trafiğe kapalı harika parke taşlarla örülü güzel bir sokak. Sokal Turing tarafından koruma altına alınmış. Sokak eski İstanbul evleri ile bezeli, ayrıca 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün doğduğu ev, İspanya Kraliçesi Sophia'nın geldiği zaman kaldığı butik otel ve İstanbul'un en güzel kitaplıklarından biri olan İstanbul Kütüphanesi bu sokakta. Ayrıca 'Ayasofya Konakları' otel-konukevi olarak işletmeye açılmış.

Soğukçeşme'den hemen sonra Arasta çarşısından aşağı doğru devam ederek Cankurtaran'ı gezdik. Burada gezerken kendimi bilmediğim ve ilk defa gittiğim bir şehirde geziyormuşum gibi hissettim. Şehirin kalabalık ve karmaşasından çıkmışta tatile
gelmiş gibiydik. Özellikle de otel ve hostellerin olduğu sokaklar. Yapılar çok güzel, tablolardan çıkmış gibi. Cumbalı köşkler, ahşap binalar, münkünse hayatımın geri kalanını burada geçirmek istiyorum.

Cankurtaranda ki gezimizin hemen ardında kahve keyfi için Caferağa Medresesine gittik. Cumartesi kalabalığından dolayı avluda yer bulamadık ama iç mekanda oldukça keyifliydi. Ayrıca Caferağa Medresesi içinde hat, ebru, takı tasarımı, ney gibi kurslarda veriliyor.





Güzel bir Cumartesi dediğin böyle olur sanırım. Tarihi Yarımadayı, İstanbul'u çok seviyorum ve iyiki bu şehirde yaşıyorum diyorum...

19 Şubat 2010 Cuma

Bahar mı acaba....


Üç gündür izin yapıyorum, ilk iki günüm hastane ve ev arasında geçtiğinden pek bişey anlamadım. Bu sabah erken saatte güneşle birlikte uyandım. Kendimi sokağa attım, çok sevdiğim arkadaşım ile Moda'da şahane bi kahvaltı yaptık ve resmen güneşlendik kahvelerimizi yudumlarken. Bu havanın devamı gelirmi bilmiyorum ama bugün çok uzun zamandır görüşemediğim güneş ile hasret gidermekten ve tadını çıkarmaktan çok mutluyum. En kısa sürede bahar gelsin bizde tadını çıkaralım. Günler uzasın, güneş yüzünü daha çok göstersin, festivaller başlasın, konserler başlasın. Düşünmesi bile mutlu etti...

elma değil ayva

güneşi uzun zaman sonra bu kadar net görünce insanın içi kıpır kıpır oluyor. güne yakışan bir parça da uzun zamandır ilgilenemediğim blog için gelsin:

17 Şubat 2010 Çarşamba

1 2 3 soleils

Başlık nerden çıktı bende bilmiyorum ama bir anda nette dolaşırken adlarına ölüm fermanı çıkarılan 3 adamın güneşin doğuşunu ima eden albümlerinin ismi idi bu. Hatta suborusunun utanmadan benden çaldığı sonrasında da hediye etmek zorunda bıraktığı albüm:)) . Her neyse Khaled , Faudel , Taha ülkelerinden azledilen Kuzey Afrikalı ve Fransa'nın malum göçmen mahallelerinde yaşayan belki de yüzbinlerce insanın sonuna kadar dinlediği inanılmaz seslere sahip olağanüstü 3 adet adam. Bende kendi azledilişiminden beri sonunu göremediğim daha doğrusu sonunu görmek için cesaret toplamaya çalıştığım anlarda hatırladım bir anda bu güzel insanları. Aslında ruh halimin abdel kader veya aicha dinlemeye hali falan yok , zaten pek niyetim de yok tekrar etmeye onların konser albümlerini ama 3 adam bir araya gelip te 1 2 3 soleils diyorsa ki hala gerçi bu cümlenin manasını tam olarak bilemesem de bir güneş doğuşunu ifade ettiğini düşünmekteyim ve bakış açısından öyle görmekteyim, umut var demektir. Umut var ey esrik , boşver artık kabullen bugünü , dünü , artık yarına bakmak lazım umudu ile hareket et. o yüzden tekrar tekrar söylemek gerek; 123 soleils

12 Şubat 2010 Cuma

Kalbimdeki Deniz Olmasa...

Kalbimdeki Deniz İncesaz''ın albümlerinden bir tanesi. İlk duyduğum zamanda çok sevmiştim bu ismi. Kalbimdeki deniz demiştim ne güzel herkesin kalbinde vardır değilmi kalbinin bir köşesinde deniz.... Neler saklarız ya da şarkıda geçtiği gibi sevdalarımızı, hayal kırıklıklarımızı, özlemlerimizi saklar. Bitti dediğimiz ama bitmesin diye aklımızdan geçen herşeyi saklar bu deniz.
Bu aralar hayatım; hastalıklar yüzünden hastane, ev, iş ve ilaçlar arasında geçiyor. Bende kalbimdeki denize sığınıyorum, orada biriktirdiğim güzelliklere, mutlu anlara geri dönüyorum. sonra da diyorum ki keşke azıcık öylece durup kalabilecek zaman olsa, hiçbişeyle bağ kurmak zorunda olmasak, işe gelmek, bi yerlere yetişmek derdi olmasa. Tekrar hayata dönmek isteyene kadar öylece durabilsek sonra nereden başlamak istersek başlayabilsek. Belki bir gün olur ya da sadece filmlerde oluyodur böyle şeyler..
İşte tüm bunları yapamadığım için iyiki kalbimdeki deniz var.
İncesaz'a da buradan saygılarımızı sunalım böyle şahane bir şarkıya sahip oldukları için.

söz ve müziği cengiz onural

eğer öksüz kalırsa bu ölümüne sevdasussun rüzgar,
solsun güneş, bitsin bu rüya
eğer gönüllerde sevgiye yer yoksa
aşktan söz etmeyi bırak dalgalara
bir çivit mavisi renkle yazılsınsen,
ben, hikayemizbu kara sevda
eğer bu sevdaya sahip çıkmıyorsa bu dünya
sussun rüzgar, solsun güneş, bitsin bu rüya
eğer gönüllerde sevgiye yer yoksa
aşktan söz etmeyi bırak dalgalara
bir çivit mavisi renkle yazılsınsen,
ben, hikayemizbu kara sevda
aramıza çizildi bu mavi duvar
bakıp bakıp sevdalı kıyılar ağlar
dünya bölündü, ortasında ikimiz
sevdamı saklıyor kalbimdeki deniz

4 Şubat 2010 Perşembe

bıçak / kemik


Biz Beşiktaşlıyız
Sizin Olsun Oyunuz
Cuma 20:15'te
Kutlayın Artık Biz Yokuz

Var Mısınız
Yokluğunuzu Hissettirmeye..?


Bir Beşiktaş taraftarı tarafından samimiyetini, aşkını ortaya koyan tüm Beşiktaş taraftarına çağrıdır; bulunduğumuz tribünleri 15. dakika itibariyle terk ediyoruz.

Kapalı Tribün: Eski Açık Tarafında
Eski Açık 1: Kapalı Tribün Tarafında
Eski Açık 2: Numaralı Tribün Tarafında
Numaralı: Bireysel
Yeni Açık: Kapalı Tribün Tarafında yer alıp çıkışa yönelebilirler.


Biz Böyle Bir Futbol Düzeni İs-Te-Mi-Yo-Ruz!


Bu varsa, biz yokuz.

Biz "Galatasaray'ın kalitesi vardır, bu arkadaşlar Galatasaray'ın geleceğinde söz sahibi olamazlar" diyen zihniyetle de mücadele ediyoruz, Aziz Yıldırım'ın imparatorluğuyla da.

Zira yok bunların birbirinden farkı.

Taraftar Yoksa Futbol Da Yoktur.

Bilmiyorlar, anlamıyorlar.

Nasıl anlatacaksın? Tezahüratla anlatamadın. Konuşarak anlatamadın.

Giderek anlatacaksın.

En ufak bir şiddet göstermeden...

Sessiz, sakin, kendinden emin...
 

2 Şubat 2010 Salı

çiçek abbas

şakir (sener sen)- asiksan vur saza, soforsen bas gaza

abbas (ilyas salman)- sevene can feda, sevmeyene elveda

şakir- sen batan bir guneş ben yollarda çilekeş

abbas- şöförün bahti kara muavvinin gönlü yara

şakir- gaz, fren, şanzıman halim duman

abbas- sev beni seveyim seni

şakir- aşk bir otobüstür binmesini bilmeli

abbas- son durağa gelmeden inmesini bilmeli

şakir- bana hava atma!

abbas- havan kime yabanci?

şakir- kapilma ruzgarima sen de aldanirsin

abbas- sollama beni sollarim seni

şakir- gecme beni ezerim seni

abbas- dünya dikenli bir hayat sevenler de mi kabahat?

şakir- yaklaşma toz olursun geçme pişman olursun

abbas- çilemse çekerim kaderimse gülerim

abbas- istedim vermediler sen şöförsün dediler

abbas- emegimiz bilek zoru allahim sen bizi koru

abbas- aşk bir sudur iç iç kudur

abbas- aşkı çekene derdi bilene sor

abbas- aşk çekenin yol gidenin

abbas- kabahat sen de değil seni sevende

abbas- neaaaabeeer!!!

1 Şubat 2010 Pazartesi