30 Mart 2010 Salı

Büyükler için Masal ( + 18' den - 5 'e )




Evvel zaman ıcınde..
Alis ( evet evet s ıle ) kendını harıkalar dıyarında sanıyomus sanmasına da aslında gercek hayattaymıs..
Polyanna durusu yokmus da Sagopa'nın pesımıstıymıs gercek
hayatta..
Zavallı Alıs sureklı defansta dururmus hayata , ınsanlara karsı..
Cok onemsermıs ınsanları ; hep bı' kendını anlatma cabası..

Sonra bı 'gun ne olmussa olmus ; bu hassas , kırılgan Alıs ortadan catırdamıs ve kanla karısık yagmur yagmaya baslamıs ıcınden..
Hayatı o kadar kucukmuskı ; nerden geldıgını bıle anlamamıs..
Gozumdur canım bu aglayan , parmagımdır bu kanayan demıs..

Aslında ıcındekı gunessı , kablo saclı , masmavı gozlu , tertemız Sunny ısyanlardaymıs..
Demıskı ; yeter artık , bu yasına geldın hala benı gormuyosun..Sen benı gormuyosan artık dısarı cıkma vaktım geldı..
Kendını anlayana kadar yanında durcam ama bı 'tek sen gorceksın benı..

Elını tutcam hep , dısarda da omzunda durcam ; uzuldugun ansa sadece senı sevenlere gorunucem..
E ıyı madem demıs Alıs ; hıcbıseyden habersız..( Yok yok tavsan degıl bu ; Sunny )
Gunler gecmıs Sunny sureklı kosturuyor ; Alıs anlam veremıyor bu bu hareketliliğe..
Sunny gelıp gıdıp cekıstrıyor etegını..
Kızmıs Alıs Sunny 'ye once ; ayak bagı oluyosun bana demıs..
Bı 'de senınle mı ugrasıcam ; zaten kımsenın sana ınandıgı yok..
Sunny hıc kızmamıs ; dudaklarını bukup durmus oylece ama daha da sokulmus Alıs'e..

Zaman su gıbı akmaya devam ederken tavsan , sapkacı , gorunmez kedı , mınık fare ve 4üzler (evet bu Alice degıl demıstım , ikiz degıldıkı onlar ; sadece bız gozlugumuzu
takmamıstık ) Sunny ' yı gormeye baslamıslar..

Alıs ınanamamıs ; Pardon da o gercek degıl , O ' nu sadece ben goruyorum..
Dıger 8 kısı sadece gulumsemıs ; e o zaten hep vardı demısler..
Neden bana soylemedınız bunca zamandır ınsanların O 'nu gormesını saglamaya calısıyorum..
Dıger 8 demıskı ; onemlı olan ınsanların gormesı mı , daha sen bıle gormuyodunkı onu..

Alis dusunmus , kucuk pastadan bı' parca yemıs , buyumus ; buyurken aydınlanmıs , aydınlanırken buyumus o an..

Elbıselerı de aynı kalmıs hem ; hıc buyuk gelmemıs , hıc de kuculmemıs..
Artık ıcındekı Sunny gunes gıbı acmıs , yuzu gulmeye , gozlerı aglamamaya , parmagı kanamamaya baslamıs..


8lıler ve Sunny ıle pıknıge cıkmak ıstemıs bı 'gun Alıs ; kutlamak ıcın..
Sunny dıye bagırmıs duyan yok..
Yatagına bakmıs yok , oyuncak dolabında yok , sekerlemelerın , kurabıye kutularının , kıtapların , muzıklerın arasında yok..

Alıs aglamaya baslamıs..
Ne olur gel , benı bırakma dıye aglamıs..
O sırada camasır sepetınde sacları bırbırıne ıyıce dolasmıs Sunny cıkmıs..
Yıne nereye bakacagını bılemedın demıs..
Oturmus Alıs 'ın kucagına..
Ben buyudum artık , bana ıhtıyacın kalmadı , kendı ısıme bakarım , bıraz dınlenmem lazım demıs..
Neden demıs Alıs ; tam sana alısmısken..
Cunku sen artık bensın , ben ıse sen..
Ne zaman ıstersen sen cagırmadan gelıcem ama gıtmem lazım ; zaman gecıyor..

Sılmıs gozlerını Alıs , parmagındakı kan durmus..


Tamam demıs ; dogum gunlerımızde bır arada olalım en azından , ozletme kendını..
Sunny opmus yanagından Alıs 'ın ve gıtmıs..
Sımdı sadece ruyalarında bırlıkte kırda gezıyolar , papatyadan taclar yapıyor Sunny Alıs ' e..
Aglayana kadar guluyorlar katıla katıla..
Pamuk seker tarlalarında dıledıklerınce seker yıyorlar en pembesınden..
Oyuncakcı dukkanından mınık oyuncaklar alıyor ılerde acmayı dusunduklerı dukkan ıcın..
Kar yagdıgında gozlerını yumup dıllerını dısarı cıkarıyolar ; tanelerı yakalamak ıcın..
Muzık dınleyıp delıce dans edıyolar Sunny yorulana kadar..

Hıkaye bıtmedı ; Alıs sımdı Harıkalar Dıyarında..

Icımdekı kupa kralıcesı ve beyaz kralıcenın bırlesmesını saglayıp ıcımdekı turuncu olana ;
Kayıtsız sartsız benı ben oldugum ıcın sevıp destekleyen bebek'e ;
Dızlerını her daım bana ayıran , saclarımı seven , kalbıme ve kendınden dolayı bana guvenen ilahi boncuga ;
Su an yasadıgım hayatı borclu oldugum atom karıncaya ;
Madalyonun ters yuzunu gosteren evdekı stabıl pelusa ;
Omzumdakı gızlı el Saymına ;
Uyemız yerıne bana dıyen gızlı guzın agabeyıme ;


Ve daha bı'cok ısımsız kahraman'a : cok tesekkur ederım..

Olmasaydınız olmazdı ; bu aydınlanma eksık kalırdı..
Duserken tuttunuz ; hepınızden aldıklarımı ıcımde bırlestırdım ve Voltran ben oldum :)
Sızı kazandıgım ıcın o kadar mutluyumkı..

Sevgılı ıcın bırlıkte gulebılmek , dost ıcın bırlıkte aglayabılmek onemlıdır dıyordum da her zaman ; bu kadar gercegını yasamamıstım..

Iyıkı varsınız..

Sen de ıyıkı varsın..

28 Mart 2010 Pazar

bana saygı duyan sadece otomatik kapılar..





26 senedır hayatta olmak ; kac senesı bılıncle yasanmıs su an bıle net degıl..

Yasadıgımız yasamadıgımız - ve hatta yasayamadıklarımız - baskalarında tecrube ettıgımız hayatlar var..

Hersey yolunda sanarken , ben buyum derken ; aslında sana ayna tutan "an"lar yasabılırsın..

Evet aslında an'dır ama sen onu fılm serıdı gıbı uzaktan ızlersın ; 6 sanıyelık ruya mısalı..

O an buyursun aslında..

Sımdıye kadar yaptıkların - agladıkların , gulduklerın , sacmaladıkların , dagıttıkların , kırdıkların ,
kırıldıkların - bı anda sadece senı sabıtleyıp etrafında doner..

Slow motıon degıl slow person olursun ; motıon yeterınce hızlıdır cunku..

Ayna gozunu kamastırmaz da egonu yenersen , akıtırsan zehrını ; buyursun..

Buyumesıne buyursun de ıcındekı cocuk daha da kuculur..

Kuculur kuculmesıne de daha da saklanır aslında..

Sen tum bunları hayatın anahtarını bulmuscasına yasarken bır kıtap gecer elıne..

Yasadıgın ve adlandıramadıgın , hangısı ben dedıgın dusuncelerının aslında buyumekten ote
"aydınlanmak" oldugunu anlatır sana..

Oyle cok kaybetmıs ve yalnızlasmıs hıssedersınkı ; kıtaptakı kahraman yalnızlıgının tek ortagı olur..

Herkese yaklastım sandıgın ; gunah cıkardıgın bı donemde aslında ne kadar yalnız oldugunu ,

aslında sana sadece otomatık kapıların saygı duyup acıldıgını hıssedersın..

Sen degıl gozlerın aglamaya baslar ; sen degıl gozlerın gulmeye ..

Uzulmemeye baslarsın artık ve bu sana koymaz..

Duyarsızlasmaya basladım kaygısını yasarken ; bencıllıkten sencılıge gectıgını anlarsın..

Genclık bıtmıs , olgunluga emın adımlarla ılerlıyosundur..

Belkı de kendı ıcınde bır sanrıdır bu..

Kaybettıkce ozgurlesırsın ; kaybedecek bıseyın kalmadıgı ıcın de korkusuz..

Sırf , mutsuzlugunu doguran mutlu oldugu ıcın mutsuzluk kaynagından mutlu olursun ; "mutlu"

kelımesını anlamsızlastıracak kadar cok kullandıran cumleler cıkar ıcınden..

Guler gecersın..

Icındekı Sunny'ye sarılıp annenın dızlerınde tıp oynarsın ellerı saclarını severken..

Ve kendı ezberını soyle bozarak dersınkı ; gelecegım bekle demedı , o gelmedı sen bekledın..

Ölüm gibi bisey oldum ama kimse ölmedi..
 
Yer yer Özdemir Asaf yer yer Gertrud ama tamı tamına Pembe Balon..

Tesekkurler hersey ıcın..


25 Mart 2010 Perşembe

californication: içevurumculuk akımı

dağınık istediği saatte uyanan, karakteri olan bir porshe'a binen, yazar ama biraz çöküş döneminde olan, herşeyden önemlisi ve pek tabi biz erkeklerin hayallerini süsleyen yanı; tüm sanatsal zekasını içevurumculuğa çevirebilme yeteneği... diziyi izlenebilir kılan yanda budur sanırım, sanırım kısmı sadece kendim ve birkaç arkadaştan edindiğim izlenimi geele vurmak istemediğimdendir sadece. yoksa benim tek izleme nedenim sanırım bu, aa bak yine sanırım dedim:) yoksa ne o çarpık tek çocuklu ilişkisi, ne de düzüşme&yumruklaşma'yla kazandığı yeni ün pek umrumda değil hani, kimin umrundaysa parmak kaldırsın?

gerçi başladığı günden beri hafta hafta izlenecek bir dizi de değil, toplanmış 2 sezonu bir arada görünce(3 de olabilir tam hatırlamıyorum şimdi), zaten dizi boşluğunda olan ben, ee günler de pattes olunca el arasıra apış arasında bir süre idare ettik işte:) yapış yapış olan bölüme girmesek daha iyi; zira pedere su faturasının açıklamasını hala yapamadım!

izlediğim hayata olan hayranlık/hayretim david beyin (nam-ı diğer hank moody) gerçek hayatta da böyle olduğu fısıltılarıyla kat be kat arttı tabi. kendisine hayran mı olsam nefret mi etsem karar veremedim hala. sadece dizide götürdüğü hatunların isimlerinden bi post çıkarsam, yazdığım en uzun post olur be, nasıl seveyim ben bu adamı. hele öğretmenliğe başladıktan sonra 3in1 kıvamında öğrenci-asistan-eski eş üçgeniyle aynı sınıfta bulunduğu an yok mu, imandan eder adamı. şimdi bu anlattıklarımla nasıl bir adam olduğum konusuna dalmayın, düşünmeyin lütfen; o bildiğiniz adamlardan değilim, böyle diziye, böyle yorum.. yoksa yoo dostum ben öle biri değilim, çıkar aklından hemen..

velhasıl hank amcamız içevurumculuğun en güzel örneklerini dışavuradurdukça kendisini yine aynı hayranlık, biraz da hasetle ve "ulan adam gerçekten de böyleymiş!" nidalarıyla  izleyeceğiz. yanındayız arkandayız. şimdi başlamışken "hung"a da el atmak lazım bi ara, ki yoruldum, saatlerdir yazıyorum başka bi zamana artık. hadi artık dağılın, siz siz olun içevurun hank abim gibi.

23 Mart 2010 Salı

bolje biti pijan nego star

"sarhoş olmak yaşlı olmaktan iyidir..."

yugoslavya da faşizmin hortladığı 80'lerin başında smrt faşizmu-faşizme ölüm- albümünün sahibi plavi orkestarın en sevdiğim şarkısının nakaratıdır bu sözler. bakıldığında yaşlılığı küçümseyen bir anlam gibi durabilir ama işin esası o değil;

eski sevgiliye duyulan özlemin kadehlerde avuntu bulma çabasının açıklamasıdır. ey yarim seni düşünüp saçlarımı ağartmak yerine, sarhoş olup unutmayı yeğliyorum demektir.

Havaların bahara döndüğü şu zaman diliminde depresif halimin başlangıcından mıdır nedir, düştü aklıma şarkının sözleri. yoksa içmeye bahane yaratma çabamın dışa vurumu mudur depresifliğim ? Cevap her ne ise içecem arkadaş bugün, içecem çünkü gerçekten de hayatı düşünüp saç ağartmak yerine içip unutmak daha iyi...

20 Mart 2010 Cumartesi

Dante gibi geldik ömrümüzün yarısına


Damarlarımızda akan kanda yeteri kadar Efes Pilsen dolaşmaya başladığında ve kendimizi paramparça hissettiğimiz şu üfürükten günlerde insan daha iyi anlıyor edebi şahsiyetlerin neden ölümsüz olduğunu. Benim yarım aklımla bugün düşündüklerimi, sen tut çok kusür sene önce yaz, olacak iş değil sevgili Kastamonulular...

Hayat ve edebiyat ne gariptir ki , bize kim olduğumuzu ya da aslını söylemek gerekirse ne kadar aynı olduğumuzu anlatıyor. İncilin söylediği gibi güneşin altında yeni birşey yok mu? Ya da biz insanoğlu denen garip yaratıklar hep aynı eksen etrafında mı dönüyor, muallak sorusunun etrafında dönmekteyim bende uzun zamandır. Harbiden garip hayat, şahsen kendimden biliyorum kendisini, yaşamışlığım var. Sanat, edebiyat, kültür diye akademik yaşamak isteyen şahsım, dağlarda elinde silahıyla can almak için azrail gibi dolaşırken, Dante yi düşünmekteydim. Beatrice' e duyduğu aşkı, cehennemde yürürken nasıl korktuğunu, şahit olduğu acıları. Herkes kendi özel cehenneminde yaşarken, gavurun pain dediği bizimse çok fazla tanım bulup içini boşalttığımız acı kavramında buldum cevapları. Silahlarımı kuşanıp, öldürmek ve ölmek için hazır olduğum anlarda, hele ki insan hem yardan hem serden geçmişse kutsal saydığı kişisel değerleri için hayat o kadar berrak oluyor ki, havada uçan toz tanesini, damarlarınızda akan kanın sesini bile duyuyorsunuz. İşte edebiyatın bize anlattığı bu anlar , insanın ölüme en yakın olduğu anlar. O anlarda geriye dönüp baktığınızda, film şeridi gibi olmasa da slayt göserisi şeklinde mutlu anlar geliyor insanın aklına.


Bir çift güzel göz peşinde, daha doğrusu mutluluk peşinde tükettiğimiz boş hayatlarımızda , aradığımız, hep özlemini çektiğimiz isteklerimiz için yaşamaktayız garip şekilde. Şahsım ise ne aradığını bilmediği için, hangi kanattan atağa geçeceğini bilmez halde.


Ne çok şey var, yaşanıp yazılamayan, yazılıp yaşanılamayan.... Bende Dante gibi gelmişken ömrümün yarısına , dağlarda ölüme yürürken, elime bir kitap aldığımda, bir çift güzel göze bakarken, çalışırken, içerken kendi cehennemimi yanımda taşıyorum...

ne sadece bir semt,ne de cumhuriyet karşıyaka bize büyüklerimizden kalan en manidar emanet

izmirin tam karşısı karşı yakasıdır.35.5: bir çok insan sorar neden 35.5. tarihi araştırmalardan bugüne kadar bir sonuç çıkmamıştır.ama bildiğim o ki bu kadar avm lerin olmadığı geçmiş yıllarda biz karşıyakalıların bayram alış verişine gittiğimiz yer izmirdi. biz karşıyakalıydık, karşıyakadaydık, izmir ise bize göre karşısıydı, yani demem o ki aramızda kocaman bir denizin olduğu 2 ayrı karşı. hala daha iki yakanın bir araya gelemediği bir şehirin kuzey tarafı .

Sadece taraftar olmakla kalmayanların mekanıdır karşıyaka; yeri gelir mitinglere anamızı alır gideriz, yeri gelir nevizadede bitmeyen tayyeap aşkımızı dillendiririz.(oooooooo bir manitam olsaaaaaaaaaaa ampulü patlak olsa adı da tayyeap olsa bi ............laik olsa:) ankara,  sakaryada melih gökçek aşkımız depreşir. hergeledir taraftarımız, ama sözünün de eridir. söz vermiştir atasına cumhuriyete sahip çıkacağız diye, o yüzdendir ksk arenada polisle kapışması. çünkü o cumhuriyetin kolluk kuvveti polis almamıştır ATAM RAHAT UYU CUMHURİYET in VE İZMİR in BEKÇİSİYİZ pankartımızı, bunadır isyanı... tam 14 senedir bitmeyen özlemdir karşıyaka, süperlig e geri dönme özlemidir. karşıyaka bu ülkenin yeşil-kırmızı sevgisidir.


Ne zaman gelecek o büyük gece
Turlar atacağız sahilimizde
Bir elde rakımız bir elde biramız
Kıyak olacak o gece kafamız

Şampiyon oluca 40 gün 40 gece
İnleyecek İzmir Kaf-Sin-Kaf diye

üzerine!

ortaokuldan (ilkokul muydu yoksa?) hatırladığım yükleme soru sorarak diğer öğeleri bulma oyununu özlemle anarak başlığa ne sorusunu soracak olursak; aslında bir noktaya eğilimim, motivasyonum olamamasından dolayı boşlukta kalan bir özneyle karşı karşıyayım. ne dün akşam izlediğim bjk maçı, ne okuduğum, ne çalıştığım, ne izlediğimden değil optimum, minimum bir zevk alamayışımın getirdikleri(remember captain barbosa:), ya da getirmedikleri diyebilirim. izlediklerim konusuna tek gecede yarım bırakılmış leaves of grass, saw VI, ve ice age III ve bir önceki geceden yarım kalan The Imaginarium of Doctor Parnassus'u eklersek halimin nice olduğu pek tabi rahatça anlaşılır.

izlenmiş birkaç bölüm lost var sadece, ki değil birkaç bölüm, birkaç sezon olsa biişi dindirdiği yok shepherd-austen-ford özel üçgeninin. hazır başlamışken, ve bu sallapati ruh haline değinmişken masamda bulunan ve "ne içeceğine bile karar veremeyişin" biriktirdiği çay, uludağ limonata(reklam kokan..), kola(ya da koka kola) ve 'ya ben' diyen gözlerle bakıveren 3in1i de huzurlara sunmaktan alamıyorum, etrafa dağılmış halleycikleri, eti cini, ve gözağrım rufflesın da aynı etkiye maruz kaldığını belirteyim.

iş haftamın son gününün son saatinde olmasam kuvvetle muhtemel bunları da yazıyor olmazdım. iyi ile kötünün savaşındaki bir haftalık gece nöbetimi de bitirmek üzereyim: burada anton gorodetsky'e selam var, yalnız değilsin bro. cümlenin sonuna doğru ismini gugıldan buldum, yoksa tanımam, hastası değilim, ama biraz çok bilmiş havası da katmadı değil hani! sevimli itiraflarla sevecenlik haline bürünme had safhada, yazı da kalsa iyi, yaşam tarzım olmaya doğru gitmese bari, ki geç kalıyorum değiştirmekte sanırım. 40 kere söylesen olur misali, değil 40, 4000 kere "yılan"ı alnını ortasına yapıştırırsa insanlar, ee öylesine söylenmiş bir söz olmaktan çıkar elbet," this became my destiny" diye avaz avaz bir john locke edasıyla çıkıp bağırsam diyorum, atar mıyım bu elektriği, irini üzerimden. (bu belaya sebep olan meoezcan'ı aynı sevimli gülümsemeyle anıyoruz).

kendisinin ibrahim kaşa olan hayranlığı bütün maç boyunca tekrar edip durması da meyvesini verdi hani; ikincilikle yetinen kendisini bol bol esefle kınasamda, kaşa olan hayranlığının sadece adaşlıktan gelmediğini anlamam kolay oldu; gerçi tello o topu muratın içinden geçirmeye çalışmasa oracıkta yolacaktım saçlarını. 2. golden sonra şom ağzımla bahsettiğim usta ayaklar, iyi futbol, hadi bide nihat konulu devam eden cümlelerle kafasını iyice şişirdikten hemen sonra, sırsa sıra dizildi boğazıma tek bir bakışında. akıbeti, sivok-kaş değişikliğinde kestirerek kanmamalıydım tabi, çok geç.
neyse sıkıldım ben.. az da kaldı.. bol chivaslı günler beni bekler,, katılmak isteyen varsa torbasını alsın da gelsin..
ne yazdım ben böyle ki..

19 Mart 2010 Cuma

cevad prekazi nerdesin ?

çocukluğumun en büyük ikonu baş tacı cevad prekazi...
benim için hala daha var olan yugoslavya nın en yoksun yerlerinden birinde dünya ya gelmiş.
Bizler onu Galatasaray a geldiği 85 yılllarında tanımaya başladık. Çocuktum ufacıktım,top oynadım acıktım zamanlarında bu çiroz memleketlim beni solak olmaya özendirdi ama ne fayda...hala daha sadece yürümeye yarıyor zavallı sol ayağım. gs nin o unutulmaz zaferlerinde hep en değerli futbolcularından biriydi. Şortun altına tayt giymesiyle futbolcular arasında moda da çığır açtı. Bileklerine kadar inen tozluklarıyla da az insanı kendine özendirmedi.Ne genç beyinler onun gibi süslü tozluklar giyme derdinde kaval kemiklerinde şişlik yaşadı. 8 numaralı formaların yok sattığı o dönemlerde herkes Prekazi havasındaydı hele ki solaklar...Ama Prekazi
günümüz şovşak topçuları gibi sadece ikon değildi. Formanın hakkını sonuna kadar veren o dönemdeki diğer futbolcular gibiydi. Yıldızı Partizan da parladı., Gs nin Avrupa da ses getirdiği dönemlerde zirveye çıktı. Bugün onu hatırlayanlar attığı golleri,kestiği muz ortaları,bileklerinde tozluklarını,şortun altında taytıyla hatırlıyor.Aldığı parayla hatırlayan var mı ? Bugün topçuluğundan önce aldığı parayla konuştuğumuz futbolcu/futbol dünyasında ben kendi adıma merak ediyorum gde si cevade??...

19.03


içmişim dertler zikime kadar,
beşiktaşlıyız ölene kadar,
sen de olmazsan bu dünyada,
sevilecek ne'm var...

bonus: yere yatsana, yere yatsana, abdullah avcı yere yatsana:)
(z ile s arasındaki ince çizgideyim, beklerim:)
foto: bjk.com.tr den alıntıdır.

17 Mart 2010 Çarşamba

maybe tomorrow (kim bilir belki de?)


filmi, google'ı kullanmadan bilene öpücük yollucam söz.
edit: ulen yazıomuş videoda zaten, tühh.

16 Mart 2010 Salı

Kalbim Ege'de Kaldı...


Artık güneş yüzünü göstersin ve bir daha kaybolmasın diye bekliyorum ama hava nedense ısınmak bilmiyor. Aksine daha da soğudu. Geçen sene tüm bahar ve yaz tatillerimi geçirdiğim Kuzey Ege'ye kavuşmak için gün sayıyorum.. Kalbim geçen seneden bu yana Ege'de, bedenimlede orada olmak için sabırsızlanıyorum...

13 Mart 2010 Cumartesi

Üzüntü ve muz kabuğu


ahir özrümüzde azalan günleri ne yapsakda saklasak düşünceleri içinde bir mesai mahkumu ve lanet olasıca kapitalizmin esiri (bu aralar çok film izledim,aklımdan mütemediyen film replikleri geçiyor, ohh shit) olduğumdan dolayı bu mantık sosuna bulanmamış fikirlerimi şahsıma iş için ayrılan güzide pc de yazmaktayım.

hastalık , moral bozukluğu, güzel gözlere ulaşamama vb. kündeye getirici düşünceleri votkaya katılan elma suyu mayisi ile boğdugumuzdan , bir de hayat denen yarışda akacak bir mecra bulamadığımdan kelli kendimi vurdum boşluğa nihilist insanlara selam ederek.

insanın aklı çalışıyor durmadan , benim ki sürekli kısa devre yaptığından dolayı normal insan evladı gibi olmak istiyorum ama mamafih beceremiyorum, eh likit tüketim fazlalığı bizi bu hale getirdiğimi düşüncesindeyim.

kendimi dağa, bayıra vursam ,çıktım daha öncede dağlara bir bok bulamadım , edebiyat sanat desek zaten okulunu okumuşum üstüne birde okumanın suyunu çıkarmışım, yeni aşklara yelken açmak isterken bakmışım ne deniz var ne gemi ,hepsi bi serap. zaten oyuna anadolu takımı olarak 3-0 yenik başlıyoruz, gol yollarında etkili değiliz, defans çok kırıcı oynuyor gibi bahanelere sığınıyorum ama ben bu aşk denen hadiseyi beceremiyorum sanırım, sanırım değil beceremiyorum. hayır bir yerde mi düşürdüm, bir çatışma da yaralanıp öldü mü ? onuda anlamış değilim. bulan varsa insaniyet namına haber versin.

dün şahsımı kontrol eden doktorun dediği gibi kalp kulakçılarında sertleşme varmış, bişey olmaz be doktor zamanla yumuşar o da.... bak biz zamanla nasıl yumuşadık, yumoşun ayısı gibi olduk demek istedim ama 6 sene okumuş adam , sinirlenir diye söylemedim, elinde iğne var, yoksa döverim ben onu.

güzel insan meozcan sana da sevgilerimi sunarım kalbin kadar temiz bu sayfada, ama olum votka - elma ve ekler pasta yenmez...

12 Mart 2010 Cuma

kırmızı buğday


" bu türkü çok yüksek boyutta ağıt içermektedir "

bugün çok sevdiğim güzel kardeşimin yanında en azından sinir bozukluğu içerisinde geçen gününün akşamında sadece yanında olduğunu belirtmek için bulundum. Gün sonuna gelirken kah atma ziyaa naraları içerisinde güldük , kah devleti kurtardık , kah cübbeliye kahkahalar attık derken birden güzel insan Cengiz Özkan ile Erkan Oğur'un yıllar önce beraber seslendirdiği bu muhteşem manisa türküsü ile sabah beraber geçecek mesaiden önce muhabbetimizi sonlandırdık. Aslında günün duygusallığını hatırlatsa da hüzünlendirse de bir kaç dakika sonra sessizliğe büründüren bu acayip türkü yorgun,yoğun ve duygusal geçirilen bir gün için en acayip final idi aslında. Ne diyor sözler ;

"yörü yörü dilber salma saçın sürünsün,
açıver açıver cepkenini elmas gerdan görünsün"

acayip güzel yorum , inanılmaz bir cura ortada hadi hüzün sıra sende diyen bir şaheser. Merak eden bulur dinler işte , araması taraması basit; "Cengiz Özkan & Erkan Oğur : Kırmızı Buğday "

Dinlensin , dinletilsin.....

11 Mart 2010 Perşembe

bir çarşamba akşamı..

video

video

uzun bir süredir gidemediğim semalara büyük bir özlemle, görülmemiş bir azimle fırsat yaratarak gitmeyi başardım sonunda. sadece melodisi yüzünden dillere pelesenk olduğu belli ikinci video bazıları tarafından fazla ciddiye alınmış, daha doğrusu sadece düne bakarak yorumlama yanlışında bulunmuş, ayıplanmış:) nesse, benim en çok moralimi bozan ise hemen arka tarafımdaki onlarca mustafa denizlinin varlığı. 3. dakikadan itibaren başta öpüpte başlarına koymaları gereken emekçi topçumuz ekrem olmak üzere, sırasıyla bütün takıma giydirip durdular, 5 dakika olsun rahat maç izleme, dünyanın en melodik ortamlarından birinde o ezgiye kendimi bırakmama engel oldular. ne hocaymış be hepsi, ömrümden ömür yediler bir maçta böğüre böğüre arkadan yaptıkları bağırışlarla. holoskonun soyağacını 90 dakikada çıkarıpta attığı gole şahsen sevinemem ben. tamam hepimizde alkol var biraz, maç öncesi köyiçinde takılmak hepimizin en büyük zevklerinden. ama ağzınızla içemiyorsunuz bırakın şu mereti maça gelmeden önce içmeyi.

9 Mart 2010 Salı

ölmeden önce okunması gerekenler:)


Aracım 1977 model olup 1300 motor hacmine sahip bir yer uçağıdır (Benim gözümde). Model yılının 83 yazdığına bakmayın 83'ten aşağısını bilgisayar kabul etmedi. Onun için öyle yazmak zorunda kaldık.



ABS, KlİMA, AIRBAG, AÇILIR TAVAN, ALAŞIM JANT, NAVİGASYYON, YOL BİLGİSAYARI gibi özellikleri yoktur. Fakat, direksiyonu, sigara küllüğü, yaylı koltukları ve çakmaklığı vardır. Açılıp kapanabilen camları ve kapı kolları çalışır durumdadır.


Komple orıjınal olan aracımda aranırsa birkaç yerde lokal boya çıkabilir. Hatta iyicene didik didik edilirse komple boyalı olduğu ortaya çıkabilir. Yüzeysel boyaların yanısıra bir kaç küflü bölgeye de rastlanılmıştır.

Aracın rengi aslen eflatundur. Fabrika çıkışı ise koyu yeşil ile cırtlak mor arası bir şeydir. Bu boyalar zaten o dönemki renoların orijinal boyalarıydı. Bizim elimize geçtiğinde beyazdı. Biz de daha sonra kanunlara uygun olsun diye ruhsattaki yazan renk olan eflatuna boyattık. Fakat renk seçeneğinde aradım bulamadım. Ona yakın bir renk olan Mor seçeneğinin işaretlemek zorunda kaldık.

Çorum kaloriferini 1 yıl önce başka bir araca taktırdığımızdan dolayı şu anda kaloriferi yoktur. Fakat kışın yedek bir aküye bağlı olarak bir elektrikli battaniye iş görebilir. Veya 2.5 litrelik bir kola şişesine sıcak su doldurarak belinize koyabilirsiniz. İmkanlar olmayınca parlak fikirler artıyor haliyle.


Tüm bakımları yetkili serviste yapılmamış olup el yordamıyla eş-dost yardımıyla yapılmıştır. Aracın farları vardır. Fakat uzun ve kısa far diye bir şey olmadığı için geceleyin onunla uğraşmadan direk yola yoğunlaşabiliyorsunuz. Ayrıca farları kapalı konumdayken frene basarsanız fren lambalarının yanında farları da çalışmaktadır. Değişik bir özellik. Diğer arabalarda bulamazsınız.

Arabayı hiç kilitlemiyorum. Kimse de içine girmedi şimdiye kadar.Çünkü kilitlesem bile bir çaykaşığıyla açılıyor zaten. Bilenler bilir. Anahtar derdi yok. Kaput ve bağaj anahtarsız açılabiliyor. Bu özellik modelli arabaların çoğunda bile yok.

Ayrıca şöför mahalinin yanındaki kısımda ayak koyma yerinde yaklaşık 30 cm çapında bir delik vardır. Bu deliği örtmek için bir mukavva ve çuval kullandım. Yazın deliği açarak doğal klima olarak kullanmaktayım. Yakıtı da etkilemediği için gayet ekonomik.

Egzozu delindi. Baktım güzel ses çıkarıyor. Hiç ellemedim. Çalışınca havalı bir araba gibi ses çıkarıyor. Başkaları egzozdan ses çıkarmak için bir çok paralar harcıyor. Düdük falan taktırıyorlar. Ben bedavadan yapıyorum bunu.

aracımdan gayet memnunum. Muhayyer bir araçtır. (O da ne demekse bir türlü çözemedim. Osmanlıca özlüğe bile baktım ama işin içinden çıkamadım.) Model yükselteceğimden dolayı satıyorum. Yoksa daha binerdim. 1979 model bir Renault 12 alacağım. bu modeller arası renaultlarla takas yapabilirim.


6 Mart 2010 Cumartesi

Toprağa Cemre Düştü... Bahara Az Kaldı

Cemre, bizim için baharın habercisi.Bugün Toprağa Cemre Düştü. Evet hava bugün çok soğuk ama bahara az kaldı. Cemre birer hafta arayla havaya, suya ve toprağa düşer. Sonuncusu toprağa bugün düştü.
Cemre'nin sözlük anlamı 'ısı farkı'. Nişanyan Etimoloji sözlüğüne göre ise aynı zamanda 'kor, köz' anlamında. Belki çok derin anlamları yok ama yine de baharın geldiğini müjdeliyor. Bir de bakıcaz bir kaç gün sonra dallarda tomurcuklar var, etraf yeşile dönmeye başlamış. Bahara çok az kaldı. Gelsin artık içimizde ki çiçekler de tomurcaklansın. Yeni umutlarımız ve hayallerimiz olsun.

4 Mart 2010 Perşembe

Çember...

Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın
kendin içindeyken kafan dışındaysa
çaresi yok kardeşim her akşam böyle içip sarhoş olacaksın
meyhane masalarında kahrolacksın

İkisinin ortasında durma hakkın yok. Ya varsın ya yoksun.
Belki de hiç çember olmasın istiyoruzdur. Nerede olmak istersek orada olsak. Vücudumuz çemberin içerisindeyken, beynin çemberin dışında diye suçlanıyorsan. Sadece durmak istersek ya da; o zaman ne yapmalı...
Bu kısa yazı sayesinde bu harika şiirin yazarı Murathan Mungan'a ve şahane bir şarkı haline getiren Yeni Türkü'ye de selam olsun...

la revedere

kelime manası hoşçakal olan ama internette aradığınızda hüzünden daha çok bir eğlenceyi andıran olağanüstü bir şarkı. Klezmer müziklerinin üstadı Amsterdam Klezmer Band tarafından yapılan fakat en çok arada sırada Türkiye'de Ghetto gecelerinde boy gösteren Dunkelbunt tarafından remixlenen olağanüstü bir şarkı bu. Durgun giden bir anda duyduğunuzda hafiften omzunuzun hareketlenmesine , isteseniz de istemesenizde tempo tutmaya mecbur kaldığınız bir şarkı. Elbette buraya link veya video koyarak tanıtımını yapmak kolay olurdu fakat merak ederseniz eğer arayın internette bulun azıcık da olsa zahmete giriverin işte.

2 Mart 2010 Salı

Can Sıkıntısı...


Son 10 gündür günler birbirinin tekrarı sanki. Değişen hiç birşey yok. Gün nerede bitip nerede başlıyor belli değil. Bu durumdan o kadar sıkıldım ki ne yapsam diye düşünüp duruyorum. Bu döngüden nasıl kurtulabilirim. Bu sabah köprüyü geçerek işe gelirken uzun bir aradan sonra güneş bana eşlik etti. Acaba dedim güneşin yüzünü göstermeye başladığı bu günlerde deniz kenarı bir yerlere gitsem , bütün gün denize karşı oturup dalgaları, kuşları ve gökyüzünü seyretsem. 2 duble bişeyler içip kafamı boşaltsam bu sıkıntı geçermi?