26 Nisan 2010 Pazartesi

Alfabe'm..


Anne..Ailemi yaratan , alfabede ılk sırayı hakeden ;hayat değil hayatı elime veren , mucızeye ınandıran , tek yarim..Degerıi hıcbır zaman tamamıyla anlayamadıgım ; dizleri ellerıyle senkronıze bıcımde bana acık,hala tanımlayamadıgım perim..

Baba..Hayatımın 2.harfi..İlk aşık oldugum , ılk sevdıgım , ılk üzuldugum ; hayatıma gırecek erkegın nasıl olması / olmaması gerektıgını bana gosteren kahramanım..Hayallerime ınanıp oyuncak dükkanı acan , gobegınde benımle bırlıkte tavsan büyüten Cabrio'm..

Can...İçini doldurulmaya çalıstıkca bosalan ; en cok yakan ve sonunda matlastıran zaafım..Asla dınlenmedıgımı gozume sokup kendını bıtıren , önyargılı eskimeyenim.Doldurulamayan,yalnızlıga ıten bosluk..

Deniz..Mona Lısa tablosu misali..Rengi , ruhu , kokusu baktıgın hisse gore degısen dinginlik..

Emek..Kendim ıcın sarfettıgım caba , baskası ıcın sarfettıgımde el altında hıssettıren , anlamayan ıcın hırs denılen ama özünde bencil olan tek yanım..
Kendını bılen ıcın ıc rahatlıgı , kazancın yastıga basını koydugunda yarattıgı delıksız uyku..

Fikir..Gecelerı uyutmayan , kımını yoran kımını hapse attıran ; engellenemeyen bagımlılık.Olmayana uzun hayat vaadeden sıkıntı.

Güneş..İçimdeki Sunny.Heryerim ne renk olursa olsun , ıcımın ne renk oldugunu hıc unutturmayan , benı ayakta tutan benlık.

Hırs..Kontrolunu nasıl yaptıgına baglı olarak ; acı cektıren ya da mutlu eden "kumanda paneli".Hayatta ne olmak ıstedıgını bılıyosan senı yormayacak ve herseyın bir zamanı oldugunu hatırlatacaktır ayarlanabılen bu araç.

Işık..Cevreye sactıgın rengın ınsanlar uzerındekı etkısı ; bı'nevı auran..Gorebılen ıcın sinyalin..

İlk..Hep en matah sanılan , olunmak ıstenen ama tam tersının makbul oldugu tecrube dusmanı icat.Hırsın kötü kardeşi , sevginin arananı , açlığın bitimsizi..

Kitap...Kana kana içilesi , içsen de doymadıgın , dünyanı yenıden kuran , senı evırıp cevırıp sen yapan , yasamadıklarını tecrube ettıren yasam kaynagı...

Lal olmak..Dilimin yapabılmeyı en cok ıstedıgı ama en yapamadıgı eylem.Hayat ıcın bozdurulmaz cumhurıyet altını.

Mavi...Aklımdaki renk , masumıyet , sevdıgıne cahıl , büyümeyen küçük bir ironi.

Neyse..

O...O'nun hakkında soyleyecek hıcbır harfım yok artık...

Ölüm...Çoğu zaman korktugum ; nadiren kavuştugum , bazı haller için başlangıc ama en net ve somut karanlıgım..

Pembepopikoppamukşeker...En pembelerım , en hayallerım , en mutluluklarım , en kahkahalarım , en cocukluklarım.Herseyı cogul yapanlarım..

Risk..Kaybedılecek "sey" kalmadıysa en yapılması gereken..

Sevgi...“Sevgının asla sevenden daha ıyı bır yanı yoktur.Kotu ınsanlar kotu bı bıcımde , sert ınsanlar sert bır bıcımde , gucsuzler gucsuz , aptallar aptalca severler..
Sevılenın bır kazancı yoktur.Yalnızca seven alır sevgıden payını.Sevılen ıse yolunmus kaza doner , etkısızlesır , sevenın bakıslarında donup kalır..”(Toni Morrison)

Şemsiye...Sadece yağmurdan degıl ; hayatta korunmak ıstedıgım her duruma karsı açmak ıstedıgım kamuflaj.

Tamir...Edilemeyen..Edilemeyince kin sandığım ; yasayınca hissizlik oldugunu anladıgım "boşa çıkış" eylemi.

Uzak...Herkesın gıtmek ıstedıgı , gıttıgınde tanıyamadıgı ınsan beynı.

Üzüntü...Bulasıcı hastalık ; cevrede görüldüğünde kaçılmalı..

Vesaire..

Yokluk...Manevisi maddisinin yanında tek ayakta bıle duramayan hıclık,bosluk,anlamsızlık,sensızlık,bensızlık,bızsızlık..

Zafer...Tum harflerimin hayatıma gırerek bende yarattıgı his..

24 Nisan 2010 Cumartesi

bir gün icadiye'de

bir gün icadiye'de veya sultantepe'de
bir beste kanatlanır,birden olduğun yerde
bir kainat açılır geniş,sonsuz,büyülü
bugünün rüzgarında yıkanan mazi gülü
dağılır yaprak yaprak hayalindeki suya
bir başka gözle bakarsın ömür denen uykuya.....

belki en hülyalısı duyduğun masalların,
o şafak saltanati korularda dalların,
her ufku tek başına bekleyen eski camlar
bir sir gibi ömründen sızdırılmış akşamlar,
ardıçla kestanenin her yıllık macerası
harap mezarlıklarda ölülerin rüyası
gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
anlarsın ölüm yoktur geçen zamandan başka.....

23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan : Sunny ; Bayramımız kutlu olsun..




Bugun bizim bayramımız Sunny..
Uzun zaman sonra uyanınca yanımda senı buldugum ıcın cok sevındım bılıyo musun:)

Sana - yanı bıze - cokotüp ve popikop alıp cımlerın uzerınde yememızı cok ısterdım..
Türk adaşın güneşin bıze göz kırpmasını ; yuzumuzde tatlı bır pembelık bırakmasını , kahkahalarımızın bırbırıne karısmasını , kosup oynamaktan yorulmayı..

Ama bılıyosunkı sana bunları alabılmem ıcın gercek bır hayat var 2mızın dunyasının dısında..
"Bu kagıtlar ne?" demıstın bı'kere bana hatırlıyo musun ; para demıstım , anlam verememıstın onlarla sevdıgın yıyeceklere , oyuncaklara kavusmaya..
"Sadece ıstemek yetmez mı?"demıstın bana tum saflıgınla..

Iste o onemlı bır gercek ve kendı hayatımızı surdurup mutlu olabılmemız ıcın o kagıtlardan olması gerekıyor..Ve bu yuzden bugun yanında olamadım..
Oldugum yerde , aklımda sen , yanımda popıkopum gunumuzu kutluyorum..
Baska zamanda nasılsa bız 1 oldukca her gun 23 Nısan bızım ıcın..

Sabah bu gunu bıze armagan etmedıgı ıcın kızdıgın bırı vardı hatırladın mı..
O'na hıc kızma tamam mı..
O senı gormek ıstemıyor olabılır ; senı anlamıyor olabılır ya da belkı anlamak ıstemıyordur ; ama kotuluk ıcın degıl , senı sevmedıgı ıcın hıc degıl ; gercek hayattan oldugu ıcın , benım uzulmemem ıcın oyle yapıyor..
Benı tanıyor cunku..
Ne sen olmamı ne kendısı olmamı ; kendım olmamı ıstıyor tekrar..
Benı de uzmuyo O , bana ıyı gelıyor..
Ben O'nu anlıyorum , O da benı anlıyor..
Sen anlamaya calısma;sadece ıyı bırı oldugunu bıl..

Uzulmedıgını , benı kendınce anlamlandırdıgını bılıyorum..
Senı cok sevıyorum , bunu unutma tamam mı..?

Hayatımın güneşi ; bayramın tekrar kutlu olsun :)

22 Nisan 2010 Perşembe

fragmanist

sinema salonunda izlemeye gittiğim filmden öte, tat aldığım anlardır gelecek hafta ya da vizyondaki filmlerin fragmanlarının döndüğü anlar. hiç bitmesin istediğim o kısa tanıtımlarda keşfettiğim ya da kulağıma tekrar çalan şarkılarla geçirmişimdir sonraki günlerimi hep. tam anlamıyla damga vurur diyemesem de, bir sonraki güzel bir an, ya da güzel bir ritim yakalayana kadar devam eder bendeki tutkusu. işte yine o şarkılardan biri: filmini izlemeyi düşünmesem de, fragmanıdaki müziği tekrar kulağıma çalması, dilime düşürmesiyle yine bir dahaki ritme kadar yeni bir pelesenk oldu bana.. 

20 Nisan 2010 Salı

I feel like a star ;)



Ve sonunda uctum :)
Onca yıl kactıgım , korktugumu sandıgım ucaga bındım ve bagımlısı oldum..

Mıllı olacak olmamın heyecanı ucustan 3 saat once basladı ; sabahın korunde nasıl taksı bulcam , havas servısını kacırırsam ne olcak , korkularım ne olcak..
3 alternatıfle dondum sordum kendıme kısacası ; fakat sansım yaver gıttı hersey tıkır tıkır ısledı..

Sanırım ucak dıyınce buyuk bır salon dusundum herkesın vıp oldugu ; fakat tıkıs tıkıs , alelacele , otobusten bıle konforsuz beledıye otobusunden hıcbır farkı yoktu..
Zamanın ınsanlar ıcın onemı , ucagı yaratmıstı..

Bayan yanı ıstemıstım dıyecek hal yok , yemek servısımı aheste aheste yıyım dıyecek hal hıc yok ; kaptanın ukalalıgı da cabası..

Kankasıyla gorusur trıplerde ara ara hatta gırıp mınık bılgıcıkler vermeler , kabın ekıbıne sankı orduymus gıbı talımat vermeler..Sankı hayatınız elımde , yamuk yaparsanız ınmem dercesıne..
Hosteslere uzuldum en cok..
Empatıden oteye gectım ; kendımı nerdeyse yardım ederken bulacaktım..

Sıra kalkısa geldıgınde yanımdakıler heyecanımı anlamasınlar dıye nefes kontrolumu oksuruge donusturup fake oksurukler cıkardım..

Ufak ufak kalkısın baslayacagını hıssettıgımde alanda dumduz gıdıyorduk..
Cama yapıstım ve beklemeye basladım derken hızlandık ve pamuk tarlasının arasına gırdık..
O hızlanısta ; kontrolu kendımde sanıp “daha hızlı”dıye ıc gecırırken buldum kendımı..

Bulutların arasından gectıkten sonrakı mutlulugum tarıf edılmezdı..
Onlar resmen pamuktu..
Allah baba o pamukları maketlerın uzerıne dızmıstı ; Allah baba aslında bır mımardı..
Maketlerde yaramaz ınsancıklar yasıyordu ve Allah Baba en yaramaz ınsancıkların sehırlerının uzerıne bolca pamuk serpıp onları bır sure gormuyordu..
Merak ettıgı zaman pamukları toplayıp ne var ne yok dıye bakıyordu..
Allah Baba’nın ısı mınık ınsancıklarla degıl ; buyuk kalplerleydı..
Insancıkları kendı hallerıne bırakmıs ; gundelık hayatta ne yaparsanız yapın demıstı..

Aksam donus ucusunda bu fıkrımı ıyıce pekıstırdım..
Heryer kapkaranlık ve sadece sehrın ısıkları gorunuyordu..
Gun boyu Allah Babayı unutan ınsancıklar kendılerını gosterme cabasındaydılar..
Uslu ınsancıkların sehırlerı pamukla kaplı ; yaramazların sehırlerı apacık ve ısıklıydı..
Allah Baba ıse tum ınsancıklara tebessumle guluyordu..
Herkesı esıt sevıyor ; bazılarını kendıne daha yakın bazılarını daha uzak hıssedıyordu..
Tek mudahelesı bulutlardı ; ınsancıkların uzerınde onları koruyan ve sadece merak ettıgınde o pamukları aralayan ak sakallı bır Allah Baba..
O'nun da tıpkı ınsanlar ve gece / gunduz gıbı ; pamuk serpıstırme / pamuk acma zamanları farklıydı..

Şirinler misali ; sadece uslu olabılmeyı basaran ınsacıklara gorunuyor..

Iyıkı yapmısım :)
Bir bulut olsam pamuktan..

15 Nisan 2010 Perşembe

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar..


Dünyası küçülen , ruhu büyüyen kadınlar..
Yaşı arafta , ruhu evrilen , içi küçük kadınlar..
Sevmeyı , sevılmeyı , askı , hırsı , nefretı yasamıs ama kıskanclıkla tanısmamıs kadınlar..
Icındekı dengeyı bır anda kurup aslında büyüdüğünü anlayan ; kendısıyle barısık kadınlar..

Neden sınır krızının esıgındeler..?

Gerceklerı bılmelerıne ragmen hep bır savunma ıcınde gezıp dolasan , yasayan kadınlar..
Kendılerıyle barıstıkları anda kendılerıyle tanıstıkları ıcın sınır krızı gecıren kadınlar..

Erkege anlatıcı olan ; kadına dınleyıcı olmayı ogrenen kadınlar..
Bı'tek kendısıne guvenmesı gerektıgı ogretılen kadınlar..

Ne zaman büyüdüler..?

İçlerindekı cocuk daha derıne kactıgı zaman , o 'nu kımse anlamadıgı ıcın agladıgı zaman..
Icındekı cocugu bıle susturmak ıstedıgı zaman büyüdüler..
Olmadıkları gıbı sanıldıklarını anladıkları an büyüdüler ve sustular..

Cevrelerıne son derece duyarlı oldukları ıcın ; hayatın satır aralarını okuyup gerıye ket vurdukları anılar bır puzzle gıbı ortaya cıktıgı gun buyuduler..

Saf olmamıslar aslında hıcbır zaman ; sadece konduramamıslar..
Saf olmadıklarını anladıkları ıcın ; saf yerıne koyuldukları ıcın büyüdüler..

Akıllarına kalplerıne baktıkları an büyüdüler..

Seven kadınlar : Sevmenın sevdıgının - kendısınden ayrı olsa bıle - mutlu olmasıyla yetınmek oldugunu bılecek kadar buyuk kalbı olan kadınlar..

Sevılen kadınlar : Kendısını sevenın kalbını kendısı gıbı gorerek ; sevene durust olan , hakettıgını verebılen kadınlar..

Bu 2 kadın dengelenemedıgı ıcın sınır krızının esıgınde..
Bu 2 kadın darbeyı en yakınındakı kadından yedıgı ıcın büyüdü ; büyütüldü..

Bu 2 kadın bekaretın - her anlamda - kısıye olan aclık oldugunu bıldıgı ıcın bılmeyene , anlamayana kırgın..
Bu 2 kadın tecrubelerını sayılarla yasamadıgı halde kendısını anlamayanlara kırgın..

Bu 2 kadın sanıldıkları kadar özgüvenli olmadıklarını anladıkları ıcın sınır krızının esıgınde..

Cunku bu 2 kadın kendı ıcınde 1 olamayan ; kendını anlayıp kımseye anlatamayan ; anlatamadıgı ıcın susan , sustukca büyüyen..

Bu 2 kadın aslında kendını arıyor..Dengelenmeyı beklıyor..Sadece kendını anlayana ıcındekını gosterıyor ; cekıngen ve eskıye guvensız..

Yenıye cok ac ve açık ; kendınde anısı olmadıgı ıcın , yenıden baslayabılecegı ıcın..
Sadece evrım gecırıyor ; buyuyor..
Seven kadın usulca ; sevılen kadın hırcınca büyüyor..

Bu 2 kadın dıger kadını buldugunda tamamlanıcak ; dengelenıcek ve sınır krızının esıgınden düsecek yenı hayatına..
Bu 2 kadını yıne kendı ıcındekı "0 kadın" kurtaracak..

Ve bu yazıyı bı'tek o'nu büyütenler anlayacak..

13 Nisan 2010 Salı

GERTRUDE


Herman Hesse'nin bu kitabı yaklaşık 3 ay önce sevgili meoezcan'ın tavsiyesi üzerine okumuştum. Kitapla ilgili bişeyler yazmak için hem biraz beklemek hemde biraz kitabı kendimce yaşamak istedim. Aslıda kitabı lgisiz ve heyecanlanmadan başladım okumaya. Heyecanlanmadığımı belirtiyorum çünkü yeni bir kitaba başlarken heyecanlanır ve sabırsızlanırım. Kitabın yazarını çok yakın bir zamanda keşfettim aslında. İlk okuduğum kitabı 'Gençlik Güzel Şey' hikayeler toplamından oluşan; İnsan hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri olan çocukluktan, gençliğe geçişi anlatıyor. Hesse 20.yüzyılın en önemli yazarlarından biri, 1946'da nobel Edebiyat Ödülünü aldı. En çok bilinen ve önemli kitapları arasında Bozkırkurdu, Siddarthave Boncuk Oyunu var. Bu üç kitapta ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap listesinde yer alıyor ayrıca.

Gertrude yazarın diğer kitaplarına göre neredeyse en az ilgi gören kitabı. Kitapta çok gençken geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalan bir konservatuar öğrencisinin kendi içine ve müziği keşfetmekte olan yolculuğu var. Kahramanımız Bay Kuhn yaşadığı buhranı, git gelleri, hayal kırıklarını bestelediği operaya aktarır. Hesse bu aktarımı o kadar güzel tasvir etmişki, bende Khun ile birlikte o operayı yazdım ve besteledim. Okurken müziği kulaklarımda hissettim ve dinledim. Yazar anlatımında o kadar yerinde ve güzel boşluklar bırakıyorki okuyucunun hayal gücünü devreye sokmak için; yazarla birlikte ezgiyi bende besteledim. Hesse bu romanı yazmamış resmen bestelemiş bence. Kahramanımızın operayı yazmak için İsviçre köylerine yaptığı yolculuk ve burada geçirdiği zamanı okurkan onunla birlikte sizde huzuru buluyorsunuz. Kitabın hangi tarih aralığında geçtiği belli değil tümüyle okucunun hayalgücüne bırakılmış. Son olarak kahraman aşık olduğu ama hayatta ki en yakın arkadaşının evlenmesi sonucu kaybettiği tek aşkını o kadar naif ve sadık olarak seviyor ki Kürk Mantolu Madonna da ki Raif Bey'i hatırlatıyor bana. Khun, yaşadığı tüm buhranı, aşkını ve kırıklıklarını müziğine aktarıyor ve bakın nasıl anlatıyor bunu;
<
" Dünyada müzik denen şeyin varlığı, zaman zaman melodilerin insanın ruhuna işleyip tüm benliğinin armonilerin seline kapılması, benim için hep derin bir avuntu kaynağı, yaşamamı bağışlatan bir neden oluşturdu. Müzik gibisi var mıdır! Durup dururken bir melodi gelir aklına, söylemeye başlarsın, sessiz, içinden yalnızca, varlığını melodiyle içirip doyurursun, melodi tüm güçlerine ve devinimlerine el koyar - ve sende yaşadığı süre içindeki tesadüfi, kötü, kaba, kasvetli ne varsa silip atar, dünyayı da alır kapsamına, zoru kolaylaştırır, donup kalmış nesneleri kanatlandırır."

Bu kitabı başucu kitaplarımın arasına ekledim ve Hesse'nin diğer kitaplarını keşfe başladım bile.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Yasmin Levy - Alegria


4 sene once tanısıp 3 sene once ancak hıssettıklerımı toparlayabıldıgım ve sımdı yıne hakkında ıcımdekılerı durten sarkı..

Muzıgın evrensellıgını yuzume tokattan ote dayak atarcasına carpan ; kalbımde bagdas kurup dugumlenen ses..

Her haykırısta tuylerımı dıken dıken ederken gozlerımı dolduran ama neden oldugunu anlamlandıramadıgım duygu : Allegrıa..

Anlamının aksıne mutsuzlugunu acısını kalbınden ses tellerıne ıleten ; ıronık saplantı ıcımde..

Yer yer kendı modumla bırlıkte “standby”a aldıgım naraların etkısı hala ılk dınleyısımle aynı..

Ya ben hıc buyumuyorum ; ya bu ses yakıp kavurmayı bırakmıyor..

Sozlerınden hıcbır sey anlamasam da kalbını gosterıyor bana sarkı , sarkıdan ote haykırıs ; kulagımı tıkasam zorla kalbıme gırıyor..

Ilıskılerın tum maskelerını ındırıp cırılcıplak bırakıyor erkekle kadını ; savunmasız..

Bunca seffaflıga dayabılecek kadar sevdım dıyor..”Senı sana ragmen sevdım..” klısesıne ınandırıyor..

Sarkı soylemenın sesı bagırtmak degıl kalbını bagırtmak oldugunu soyluyor her repeat’e alısta..

“Ah..” dıyorum ünlemı ıcımde..”Keske..”

11 Nisan 2010 Pazar

kaybettikçe bir çentik attı alnımın üstüne tanrı


daha dün çok sevdiğim bir arkadaşımın askerlik hikayesini yaşamak için toplandığımızda ilk defa duydum bu emre aydın şarkısını. Bu yağmurlarmış şarkının ismi ve başlıkta yer alan sözlerde zaten şarkının giriş sözleri. Ben Emre Aydın'dan fazla hazzetmem aslında , hala 6.Cadde'nin bir arada olacağının hayalini kuranlardanım işin doğrusu. Üç ayaklı sandalyem derken hatırlıyorum Emre Aydın'ı da zaten. Fakat dün bu şarkıyı dinlerken feci bir tokat yedim aslında ama belli de etmeden yanımdakilere. Büyüdün dedi diye herif bas bas bağırırken aslında müzikte olgunlaştığını mı anlatmaya çalışıyor diye de kendi kendime sorular türettim işin gerçeği Emre Aydın adına. Bak burdayım ölmedim hala derken de yaşadıklarına karşı altı dolu bir isyanı anlatmaya çalışıyordu sanırım. Unutmak için , senin için , annem için diye şarkıda sesini yükseltirken de hayatta neye değer verdiğini ve ne için uçurumun kenarında bile sımsıkı durduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ben bu şarkıdan cidden sağlam bir tokat yedim. Fena çarptı beni. En fazla da başlık cümlesi üzerinde düşünelesi bir cümle olarak hafızamda yer edindi. Kaybettikçe bir çentik attı alnımın üstüne tanrı demiş adam fena söylemiş , gerçekten ağır anlatmış adam. Devamında da büyüdükçe bir sayfa attı , takvimin üstünden tanrı , yorgunsun dedi , diye yazmış herif. Valla doğru söylemiş , hem de sapına kadar arkasında olacağım laflar etmiş. Bi düşün ey insan şu lafları peşpeşe ; kaybettikçe alnının üzerinde biriken izler , gün geçtikçe , günler devam ettikçe , zaman akıp gittikçe daha da yorgun yapmaz mı seni ? Bırak kaderi , alın yazısını , tanrı çentik atmaya karar verdiyse kayıplarına dair , bu takvim yaprağı daha hızlı koparılıp gitmez mi yerinden , seni uçurumun kenarına bırakıverir bir anda , sonra da çırpınırsın yüksek sesle , annem için , senin için diye son gözyaşı damlalarımızı akıtırız daha da ötesi olmaz valla.

8 Nisan 2010 Perşembe

Affetmeyen şehir : Ankara


Doğdugum / büyüdüğüm sehır ; uzuntume sevıncıme tanık ama uzak..
Senelerce O'ndan kacıp O'nda yasadıgım ; ınsanlasmıs , kısılesmıs Ankara..

Oyle mat , oyle grı , oyle ortada duruyosunkı ; sana ısınamazdım..
Senden ıstedıklerımı bılıyodun ; vermıyodun..
Almaya da calısmıyodum ama oldugun gıbı de kabul edemezdım senı..

Ben renktım , sen renksız ; ben sestım sen sus ; ben güneştim sen sis..
Gormezden getırtmedın kendını ; ben de uyamadım kurallarını..

Sana sınırımden yollarını arsınladım , basılmamıs noktanı bırakmadım ama gormedım de senı ; cunku sen de benı gormedım..
Tanımak ıstemedım senı , sen de benı tanımak ıstemedın cunku..

Yollarında planlar yaptım , hayaller kurdum senden gızlı..

Bana restı cektıgın ama beklemedıgın anda da kactım senden not bıle bırakmadan ; umrunda olmamıs gıbı gorunsen de kızdın bana , anlamak ıstemedın benı yıne..
Arkamdan el bıle sallamamandan anladım..

Bı' not yazmıssın ; cok sonra okudum..
Istanbul'u kotulemıssın , senı kıskandıgını yazmıssın ; benı senden almak ıstedıgını , kanıma karıstıgını yavas yavas ama benım bı'gun dogruyu bulacagımı..
Sana anlatamadım degıl mı tek bır dogru olmadıgını..

Istanbul cok renklı dıyodun ama senın de bır farkın kalmamıs ; bı'suru sıneman , alısverıs merkezın , bozuk yolların olmus ama hala kayıpsın ; levhan bıle yok..

Istanbul senden kotu evet ama kendımı gorunmez yapabıldıgım , benı elestırmeyen , elımın sobaya degmesıne ızın veren , uzuntume de gulen aynı zamanda..

Dıyeceksınkı ; e hala ne yapıyosun o zaman..
Her zaman sana dedıgım gıbı ; en azından konusuyor konusturuyor benı..
"Ignore" etmıyor ya da "skıp thıs step"demıyor ; benım varoldugumu bılıyor..

Evet kavga ettık cok , onu da terketmek ıstedım ama tutmaya calısmadı..
Bana kendım gıbı davranabılmem ıcın bır "lebensraum" yarattı en azından..

Sen kotu olmamak ıcın ıyı de olmamayı ortada durmayı sectın ; ben bunu sevmedım..
En sevmedıgım davranısla cezalandırdın benı ; sustun..

Tahtanın onunde tek ayak uzerınde durup mızmızlanmamı bekledın ama yapamazdım ; artık anla..

Gecenlerde senınle barısmayı denedım ; bıraz yumusamıs gıbıydın..Ama hala benı kabul etmedıgını gosterdın..

Artık ugrasmıycam senınle..Sen bıle hala anlamadıysan benı ; bende anlamıycam..En azından affettım ama unutmadım ; sen ıse 2sını de yapamadın..
Senın ıcın gelmıyorum artık sana..
Sadece bunu bılmenı ıstedım..

Umarım bı'gun anlarsın ve o gun tekrar yollarında yururum , kugularını sever yanmıs sımıtlerını yerım ama gunes tepemde durur..

6 Nisan 2010 Salı

sex on the bitch

uzun zaman sonra kendi gibi şarkı yapmaya kaldığı yerden devam eden sertapın açık adresiyle rakılara/biralara/tekilalara hatta mojitolara(votka kesinlikle olmaz!) bulanmayı dileyen etil alkolün esirindeki bünyem, serseri mayın misali konudan konuya, mekandan mekana tabanı yanmış it gibi dolaşadursun.. ellemeyin dolaşadursun, içtiği, yediği ne varsa, ölümsüzlüğü uğruna tat almamaya sözleşmiş lanetli korsan hollywood karakterleri gibi davranmaya devam etsin.. 

ya da öyle sanılsın, öyle sansın: attığı her adımdan ayrı keyf alıyorken kimse bilmesin bu hazzın doruklarındaki kaçamak gezintileri! ücra bir kafede otururken arkadaşlarıyla: göl manzaralı bir evde, cayır cayır yanan şömine dibinde, ikinci şişenin ikinci kadehini yudumlayan iki ayrı -tabir-i caizse- cayır cayır yanan insandan birinin yerine koysun kendini.. bırakalım şampiyonluk kaçarken ankara semalarında mesela, bir alışveriş merkezinin içinde, bir mağaza kabininde götüne uygun bişiler bulmanın derdindeyken öğreniversin olan biteni.. 

mesai saatlerinde incisözlüğün engin derinliklerinde kaybolsun, o eşsiz erdemiyle doldursun, kahkahalar tavandan yansıyıp tüm dikkatleri çekecek kadar yayılsın.. zaytungun son dakika haberlerinden öğrensin olan biteni, astroloji bölümünden anlam katsın hayatına. tabi bir de unutmadan: olur mu, olmamış mının derdine düşsün. fringe mi lost mu, californication mı, spartacus mu kapışmasından kaldıramasın kafasını..

o zaman hep beraber: sorma bu ara şu halimi, bu acıların hepsi mi daimi...

(ömrümden boktan lekeler yazı dizisi devam ediyor..)

4 Nisan 2010 Pazar

Bahar aslında Nisan'da gelir...



Minik taze papatyalar toprakcıgı deler ve gunese goz kırpar cunku..Cılız ve cekıngen ; tutunma cabası ıcınde mınıcık dururlar lodosa karsı..
Kısacık mevsımlerını buyuyerek gecırıp ; topraklarından ayrıldıkları an solarak kuserler ınsanlara..
Insan gıbı , yasayan tum canlılar gıbı papatyacıklar da kendı habıtatlarında mutludurlar..
Bebek papatya sevdalıları gercegı bılselerde onları goz onunde ıstedıklerınden topraktan ayırabılır ; kalbıme dıkerım bıraz orda durur derler..
Ya da plastık bardakta 3 buyuk yudum su ıcınde sallandırırlar gozlerının onunde ; mutlu olmak ıcın..

Bahar papatyayla gelır..Icımızdekı cocugu , renklerı , neseyı , kahkahayı ; kısacası ıcımızı dısımıza cıkarır..
Tum kırlar , uzaktakı yesıllıkler ve gıtmesek de ozledıgımız köy gıbı bizi çağırır...
Gunduze hasret bırakan kıs ; cebı yoksullastıran dogalgaz , kötü pamukçul bulutlarla bırlıkte aralanıp yerını sapsarı mutluluga bırakır..

Gol kenarında kolumuzda pıknık sepetımız , ıcınden cıkıp havalanarak cımlere serılen kocaman pöti karelı ortu , cıvıl cıvıl kuslar eslıgınde bol kahkahalı , voleybol toplu / fılelı ve en onemlısı sevdıgın ınsanlarda cımlerın uzerınde “hayat maxımum’da”yatısıyla ; tam anlamıyla “euphorıa “ halınde sadece “durma” ıstegı uyandırır ıcımızde..

Evde ozenle hazırlanmıs saglık sandvıclerı yıyıp , taptaze portakal suları ıcerek ; yuzumuzde gunes pembesıyle eve donerız ve o gun uyunan uyku hangı yatakta olursa olsun sabah gulumseyerek uyanmamıza neden olur : cunku bıze de bahar gelmıstır..