28 Haziran 2010 Pazartesi

ben yazdım..

Ahtapot saldırısına uğramış gibi sarılmış olan bedenim nefes almayı becerememekte şu sıralar..
Bende bir şarkıyı seçtim kendime en doğru zaman oldugunu düşünüp ve hakkını vererek bazen gece uyku dünyasından çıkıp bazende gündüz gerçek dünyadan sıyrılıp dinlemeye başladım..iyi ki varsınla başlayıp sitemden öteye giderken bağıra bağıra hiçbişeyin eskisi gibi olmadıgını söyleyen bir şarkı seçtim..yanlış yola gidenin ben oldugumu söylerken ondan dönmesini bekleyecek kadar saçmalayabilen ,severken pişmanlık hissetmeyen sözlerle avuttum içimdeki acıyı..
ve sertap erener..son albümüyle beni fazla şaşırtan kendimi rengarenk bir şekilde dans ederken bir anda koparılan çiçeklerin oldugu bahçemde ağlarken bulmak şaşkınlığımın albümden ötürü değil benden ötürü olduğu gerçeğini sundu sanırım..
Bu zamana kadar geçtiğim bütün duraklar beni yormuşken ilk kez heyecanla dinlenmek istediğim bir durak bulmuş durumdayım..ve bu durağa ulaşmak için başladığım yürüyüşümde işte bu albüm bana eşlik etmekte..albüm bitmesin yada ben doya doya tadını çıkarıyım diye emanet kanatlarımı almadım..
Ozaman bir şarkıysa ihtiyaç duyulan benden bir albüm olsun cevap..
Gece mesaisine günü gecelik katılımımdan notlar olsun bu yazım da..


27/06/2010 05:45

27 Haziran 2010 Pazar

kalbim nerde kaldı ?

kahve mi almış, yanına da sigara mı sarmaya çalışırken çok uzaklardan bir ses bir şarkının sözlerini kulağıma fısıldamaya başladı...... ''cigaramı sardım karşı sahile'' tıpkı şarkının devam sözleri gibi;'' yaktım ucuna acıları''....sonra aklıma dostlar geldi; ''sevgimi attım dostlar coştu, bir ağıt yaktı kadere..... sonra hayali bir kadeh aldım elime'' kadehimi vurdum KARŞIYAKA ya çarşı da hergele meydanında, bostanlıda sahilde Efeler şerefe kalktı''.... ''kalbim ege de kaldı''... sadece egede değil tabi, hayale kilit vurulmuyor ne de olsa. sonra diğer elimde silivovica yı kaldırdım çooook uzaklardan bu sefer İgman dağından 101 ler şehitliğinden çedomir domuz ve yanında yatan partizanlar kalktı kimi ziveli(jiveli), kimi na zdravje dedi. dedim ya hayale kilit vurulmuyor bir 2.dünya savaşına gittim bi 9 eylül İzmir in kurtuluşuna sonra bi baktım kordondayım. karşıya bakıyorum hani karşı yakadan gidince karşıyakayı çok özleyeceksiniz yazısının olduğu yere sonra mavi gözler geldi zihnime o da kordon da benim baktığım yere bakıyodu. masasında aslan sütü, yanında leblebi yanında yaveri karşısında titreyen garson dimitri(abre titreme bre dimitri) , bu sahne aklıma gelince yüzümde bir tebessüm oldu alaydan değil tebessüm, anının devamından.......

Gazi, şefkatli

"Vre Dimitri" diyor:
"Gel bakayım."
Çocuk "Buyur Pasam" diyor ş`lere dili dönmeyen, kırık dökük türkçesiyle. ..
"Sizin Kosti ..." diyor, işgal sırasında kasıla kasıla İzmir`e gelen Yunan Krali Konstantin`i kastederek, "geldi mi buraya?"
-Geldi Pasam
-Oturdu mu bu masaya?
-Oturdu pasam
-Güneş batarken rakı içti mi?
-İçmedi Pasam.
-E o zaman sormadın mı be çocuk, Ne halt etmeye almış İzmir`i?

O nedenle "Rakıyı alkol zannedip" Mustafa Kemal`e "sarhoş" diyenlere güleriz biz İzmirliler...

biz izmirde sanırdık ki kar sadece dağlarda olur,plazalarımız olmadığı için guruh şeklinde girip çıkmayız binalara, vapurda bizim için ''sefadır'' belki de o yüzden vapurdan inmeden geri dönüş yaparız hem vapurdan inmeden geri dönüş yaptığımız zaman para da istemezler! ...bi de bizim ma(h)allede mico(yaşlı amca) ve micovice(micovitse/yaşlı teyze)ler gezerler kırık türkçe ve eski bir makedonca yı karıştırırarak konuşurlar
bi de akşamları deniz havası almak için bostanlı ya gidilir, biliyo musunuz izmirde yada karşıyaka da nerde kaybolursanız kaybolun yolunuz deniz e çıkar, gözünüz mavi özgürlüğe bakar işte ben gibi uzakta olupta hayal ettiğinizde de kalbinizin nerde kaldığını pazar pazar sorar durursunuz kendinize.

24 Haziran 2010 Perşembe

vuvuzela time

bir de böyle deneyim web sörfünü. dünya kupası evinize, iş yerinize, iliklerinize gelsin.
ve iki soru; vuvuzelasız yapılmadık ne kaldı? son olarak bugün vuvuzela için ne yaptın?
bzzzzzzzzzzzzzzzzzz

23 Haziran 2010 Çarşamba

bugün benim doğum günüm


doğduğu güne lanet edenlerden biri olarak.güne oflaya puflaya başlamıştım.kafamda sürekli esma redzepova nın ''zaşto sime majko rodila'' şarkısı fink atıyodu.her yıl olduğu gibi bu yılda şarkının sadece başını beyin dilime plesenk etmiş haldeydim(aslında hala öyleyim). hatta bu yazının başlığıda zaşto sime majko rodila olmalıydı ama iş yerimde karşılaştığım doğum günü kutlaması yüzümde tatlı gülümsemeler ve kızarıklıklar oluşturdu. bi anda iyi doğdun kadri ve hediye paketi alınca kendimi mahcubiyet derinliklerinde buldum.

herkese ayrı ayrı ne kadar teşekkür etsem yine de yeterli olmaz. dedim ya ben doğduğu güne lanet edenlerdenim.sevmem böyle günleri,ters köşe ettin beni backup. bugünün aksiyonlarında F olan ben oldum. hepinizi çok seviyorum arkadaşlar.hele çıban başı senle ayrı görüşecez ;) anladın sen onu bajçe...

22 Haziran 2010 Salı

best of vuvuzela

kupada futbolundan çok konuşulduğu kesin vuvuzelanın. bizim markette bile raflarda yerini almış. bir deneme yapayım dedim ama ses olarak hayal kırıklığı yaşattı, ekrandaki tadı alamadım. yine de duvarımı süslesin diye bir tane edineceğim. burada da vuvuzela çilesinin getirdiği son noktalar mevcut: alternatif vuvuzela geyikleri albümü. bzzzzz.

21 Haziran 2010 Pazartesi

AŞK

Mevlana derki;

her kimin yakası bir aşktan dolayı yırtılmışsa, o hırstan ve ayıptan tamamıyla temizlenmiştir.

kimde aşk endişesi yoksa, o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona!

ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol!..

toprak beden, aşktan dolayı göklere çıktı; dağ (bile aşktan) oynamaya başladı, çevikleşti.

yemyeşil aşk bağının sonu, ucu-bucağı yok; orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var!

aşk dâvaya benzer; cefa çekmek de şahide. şahidin yoksa dâvayı kazanamazsın ki!

her ne kadar dille anlatmak aydınlatıcı ise de dile (gelmeyen) aşk, daha parlaktır.

aşk seçkin erler için gemiye benzer. gemiye binen kişinin bir âfete uğraması nâdirdir, çoğu zaman kurtulur.

aşkın yüzlerce nazı, edâsı, ululuğu var. aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.

aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır. vefasız adama bakmaz bile.

aşkın beş yüz kanadı vardır. her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kâinatı kaplar.

aşk, denizi bir çömlek gibi kaynatır; aşk, dağı kum gibi ezer, eritir.

aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir.

temiz aşk, muhammed’le eşti. allah aşk yüzünden ona “sen olmasaydın...” dedi.

hasılı o, aşkta tekti. onun için allah, peygamberler içinden o’nu seçti.

gönüllerin dönüşünü aşktan bil. aşk olmasaydı dünya, donar kalırdı.

bu dünya pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz.

zahirî güzelliğe ait bulunan aşklar da aşk değildir; onlar sonunda bir utanç vesilesi olur.

en güzel olan allah aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir...

âşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül derdi gibi bir dert yoktur.

âşığın hastalığı diğerlerinden farklıdır; aşk, hak sırlarının üsturlâbıdır.

âşıklar ferahlık kadehini, sevgililerin eliyle öldürüldükleri zaman içerler.

dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. can vermek de esasen âşığın vergisidir.

âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur.

âşıkların varlıkla işi yoktur; âşıklar, kârlarını sermayesiz elde ederler.

âşıklar, yoklukta çadır kurarlar; onlar, yokluk gibi bir renktedirler, bir tek ruhları vardır onların!

âşıklara sevgilinin güzelliği müderristir; defterleri, dersleri, meşkleri de onun yüzü!

aşk, âşıkların vücudunu inceltir, zayıflatır; sevgililerin vücutlarınıysa güzelleştirir.

âşık, başını verince akıl kalır mı gayri? her şey helâk bulur, yalnız o’nun hakikati kalır.

kul, daima elbise, vergi diler; âşığın elbisesi ise daima sevgilinin cemâlidir.

şeytan bile âşık olsa topu çeler; bir cebrâil kesilir, şeytanlığı ölür.

aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan allah’ın vasıflarındandır. ondan başkasına âşık olmak, geçici bir hevestir.

çünkü mecazi aşk, altınlarla bezenmiş bir güzelliktir. görünüşü nurdur, fakat içi dumandır.

nur gitti de dumanı meydana çıktı mı mecazi aşk, derhal soğur; donar kalır.

19 Haziran 2010 Cumartesi

viva st. pauli

Bugün musoskinin yaptığı kıyakla yaklaşık 5 yıldır her almanya'ya gidenden istediğim st.pauli formama kavuştum. Hani şu asi adamların , sol düşüncenin , Tanıl Bora'nın kulübünün formasına. O değilde formayı giyince bile başka oluyormuş insan. Galatasaray formasını giymek bile bu kadar heyecanlandırmamıştı beni. Bir de almanya semalarında rostock pussieslerine karşı Deniz Naki gibi işaretimi çekip maç izlesem sanırım hayatta yapmam gereken 10 şeyden birini gerçekleştirmiş olacam. O yüzdendir ki bu sene bundesliga maçlarında St. Pauli olsun diye şimdiden trt'ye maillerimi atmaya başlıyorum. 3 ayda yaklaşık 1000 tane mail atsam belki 2-3 maç daha fazla izlerim. Kutsal sayılacak o maç günlerinde de musoski ile beraber viva st.pauli diyip!

18 Haziran 2010 Cuma

Tenha bir hayatın içinden...

Tenha bir hayatın içinden geçenlerin isteyeceği bir şeydir olsa olsa bir gülüşü satın almak.
’tek bir gülümsemeyi.’ Uzaktan bakıldığın da ‘yalnız’ görünen, içine kapanık dünyasında tekdüze
kalabalıkları,konuşmaları, şaşırtmayan iki yüzlükleri, boş vaatleri, öngörülmeyen sürprizleri ta en
başından reddeden bir hayatın ‘tenha’ görüntüsünün ardındaki dizelerse dünyayı satın aldığını
zannedenlere gülümser usulca!

Sınırsız düşlerin peşinde sürüklenenler için kalabalıktır dünyanın tezgâhı. peşine düşülen
göklerin yakınlığı kadar yakındır uzakta kalanlar. iç seslerle sürdürülen sonsuz konuşmalar arasında,
’en yakındaki düş-çekilip gider-gerçekleşmeden’,sırada yeni düşler, söylenmemiş sözler,
dizeler vardır nasılsa, tezgahı süsleyen.

En küçük bir gülümseyişin peşine düşen.

15 Haziran 2010 Salı

güney afrika: 5. gün

5. gün: her anında bir vuvuzela vızıltısı, biraz ömer üründül, yine bolca jo'bulani. futbol mu? sadece almanya; özil, müller, khedira, lahm. 5. günün ortasında turnuva futbolunun aksine, kupa şöleni sıfatına yakışır tek oyundu benim için. kurcalayan tek soru; avustralyanın sandığımdan güçsüz çıkması mı bu oyunun sebebi, yoksa almanya gerçekten iyi mi? gana ve sırbistan maçı bu sorunun kilidini açacaktır muhakkak ama o maçlara kadar damağımda kalan bu tadı hangi takım unutturacak? uzun sürmeyeceğini umut ederek sıradaki fildişi-portekiz maçı olmasını diliyorum bu maçın. (5. gün üzerine umutsuz konuşmak için erken, ama çok güzel denk gelmiş bir 4 günlük iznin tek maçlık bir seyir zevkiyle sınırlı kalmasına da canım sıkılmıyor değil hani:)

"biz niye yokuz?" muhabbetlerine hiç girmek istemesem de, slovenya, cezayir, yeni zelanda, slovakya, kamerun hatta sırbistan gibi takımları ve maçlarını gördükten sonra içerlemiyor değilim. özellikle son avrupa şampiyonasının hikayesini zihnimde tekrar yaşayarak. isviçre maçıyla başlayan, çek cumhuriyeti, hırvatistan maçlarıyla tavan yapan kupa heyecanı, sonuç kötü olsa da almanya maçıyla bir külkedisi hikayesi yaşatmıştı en azından. taraf olduğumdan dolayı bu düşüncelerle çevriliyor olabilir miyim? ama izlemek istemediğim bir çok oyuncuyu kadrosunda bulunduran, özellikle terimli haliyle milli takıma olan ilgimin de en alt seviyelerde olduğu zamana denk gelmesi biraz olsun salt bir taraflıktan öte olduğunu düşündürtüyor bu "keşke"lerin.

kupadaki heyecan arayışımıza geri dönecek olursak, şimdi geriye kalan dört takım var sadece: fildişi, portekiz, brezilya ve pek tabi ispanya. ispanyayı ayrı bir köşeye koyup devam edelim; fildişi ve portekizin heyecandan fazlasını koyamayacağını düşünüyorum. ikisinden biri brezilyayla beraber üst tur heyecanı yaşayacaktır elbet. fazlasını yapabilmeleri bu kadar kötü takımın bulunduğu bir turnuvada süpriz olmaz sanıyorum. biraz olsun eşleşme şansı yeterli olacaktır bu noktada. biraz erken bir söylem olabilir, ama 2008 avrupa şampiyonası finalinin rövanşını tekrar yaşamak özellikle de bir level atlamış almanya bulmuşken, çok daha keyifli olabilir.

13 Haziran 2010 Pazar

mevzu bahis


dünya kupası sadece futbolsuz geçen günleri doldurmaktan öte bir etkinlik: birisi de bahis yoğunluğu tabi. kupanın başlamasına bir hafta kala ilk iki maçlar arasından kombine bir kazanç elde etmenin kısa yolunu bulmuştuk kendimizce. dün maillerimi karıştırırken unuttuğumu farkettim. sonra erindim, erteledim. green bu unutkanlığı ödüllendirircesine malum hatayı yapmasa maçlar boyunca acabalarla başbaşa bırakacaktı beni. sağolsun. alternatif senaryoda, bu 10 maça oynadığımı ve greenin hatasını canlandırıyorum da, ucuz sıyırmışız. olası kazanç tutarı müthiş bir yaz tatili için umuttu, yine olmadı. 3. günün içindeyken hala güzel bir maç izler miyimin umuduyla geçiyorum ekran başına.sabrım tükeniyor, yetiş ya torres.
velhasıl: unutkanlık her zaman kötü bir şey değildir!

Q7

nobrenin 2 küsür milyon euro aldığı, tabataya 8 mn euro verilen yerde, ricardoya abdurrahman çelebi derler!
verilen ücret ve ısrar daha çok kendisinin ayağa kalkma ihtimalinedir sanırım. uzun zamandan beri transferde kumar yöntemiyle iş gören yönetim, bu sefer sonucu kötü olacak olsa bile doğru ata oynadı bence. önce shuster sonra ricardo! bu saat çok sık doğruyu göstermeye başladı. yine de paçaları sıvamamak lazım.

12 Haziran 2010 Cumartesi

gerek yok


Uzaklaşıp gitmenin gerektiği şu zaman diliminde mesainin son saatlerine yaklaşırken bir anda tüm inancın yok olmasıyla hiç umulmadık bir anda 2 gün öncesine dönmeden dönmeyi istemeden tüm gemileri yıkıp tüm külleri yok edip gönder tuşuna basmak..yarını beklemeden şimdi tam şuanda kelebeğin ömrünün son buluşu..gözyaşına gerek yok..onunda şarkısı var..nokta.!

sarbi marsilyada


istenmeyen adamlardan kurtulmanın iki yolu; birincisi sinan enginin menejer olduğu bir kulüp bulup(malum) 8 katına okutmak, ikincisi ve kesin olanı ise incisözlükten medet ummak:)

güle güle sarbi.

http://www.lephoceen.fr/depeches-OM/mercato-2-nouvelles-pistes-a-droite-19959
incisker

jugonostalzija (yugonostaljiya)

çocukluğumda ''orda bir köy var uzakta,gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür'' şarkısının bana o köyün, o yerin neresi olduğunun anlamını barıdıran bir ülkeydi yugoslavya. dedemin partizan olmasından mı, yoksa göçtüğümüz köyün yugoslavya komünist partisinin (bu arada köyün tamamı müslümandır ve gayette dini bütün insanlardır) makedonyadaki karargahlarından biri olmasından mıdır bilmem ama gidip görmeden içimde derin özlemlere hep gark etmiştir beni yugoslavya. ne kadar uzak olsam da hep benden bir parça olduğunu sayışım bundan olsa gerek. 91den sonra yugoslav olmaktan makedon olmaya afilli geçenlerden olamadım. hala da geçememekteyim. sanırım 93 tü, sarajevo pazar yeri katliamında allahtan uzaklaşmıştım. sonra 94te srebrenicada bıraktım allahı. imanı bıraktığım topraklarda devletin ismini bırakamamakta ayrı bir ucubelik. uzun lafı kısası yugoslavya ütopyaydı. olmadı...

11 Haziran 2010 Cuma

nickname sahibiyim fütursuzca bloguma entry girdim

Son zamanlarda nereyi okumaya kalksam Fatih Altaylı ve Ekşi Sözlük tekzip ve çekişme olayından gazeteciler birbirlerine saldırmanın ahlaksızlığından,internet dünyasının kancıklığından falan dem vurmaya başladılar. Bu ne şiddet , biraz soluklan yiğen gibi alternatif "come down" kalıpları üzerinde sözlük,blog dünyaları kontra atak ile olaylara cevap vermeye çalışıyordu. En son modada Ekşi Sözlük ve klonlarından ona yaklaşmaya çalışanları da bitirme kampanyası. Bu nasıl bir ego dünyasıdır artık kavrayamadım bu ülkede. İşin komik tarafıda Ekşi Sözlüğe vurmaya veya ona hakaret etmeye çalışanların geçmişlerinde ve günümüzde nasıl haberler ile birilerinin hayatlarını sonlandırdıkları veya fütursuzca , ahlaksızca söyledikleri meşhur bu adam değil pişkinliğinden sonra dillere destan gülümsemeleri ile hatırlanmaları.
En çok merak ettiğim noktada bu adamlar acaba kendi medya towerlarında bu sözlük dünyasında üzerinde belli ki düşünülen emek verilen yazıları,eleştirileri hayatları boyunca kaç kez başarı ile yapabilmeleri. Sanırım memleketim gazetecileri veya medya kadılarında bırakın eleştiri üzerine bir hazımsama sanırım internet dünyasında yazmanın bile ne işe yaradığına dair fikir bile yok. Bu adamlar da aynı zamanda gazete yayın yönetmenleri veya duayen bu işin piri ombudsmanlar. internet dünyasında artık bloglar veya sözlükler sayesinde spor yazılarının veya film eleştirilerinin veya güncel siyasi olaylara dair yorumların bir çok hatta milyona yakın insan tarafından takip edildiğinin farkında bile değiller. Çünkü kafalarında gs lisesinden mezun olup , şarap kadehini conrad otelinin terasında sallayıp,koklayıp,tadıp,tüküren adamların bazı çözümlemeleri yapabileceğine dair fikirleri var. misal ben kimim ki hıncal beyden daha fazla basketbol bilgisine sahip olabilecem!!! heralde onun 70 yılda izlediği maçı ben 15 senede hayli hayli izlemiş,üzerine düşünmüş veya bir şekilde yazmışımdır. Buranın ismi de sabah,hürriyet,milliyet değil ki söylediklerimiz değer bulsun. Hepsini geçelim Ekşi Sözlük'te yazan adam kim ki Fatih Altaylı'dan daha demokratik bir dünya görüşü veya olayları daha rahat algılyabilen ve objektifce yorumlayan bir beyni olsun. Hiç o nickname sahibi ucube Fath Altaylı gibi sormuş mudur acaba her gün kendisine ne zaman adam oluruz diye.
Fakat şu kesin ve net çözümlemem; önümüzdeki 10 yıl içerisinde acaba kaç tane gazete veya dergi yazarları bu sözlük veya blog platformunda ahlaksızca nickname sahibi olup yazan adamlardan daha fazla okunabilecek. Herneyse işin özü incisozluk heralde bu ortamlarda. Ne gam , ne keder. Vur beline osman ağa , saldır oraya buraya da adamlar bir bok olmadıklarını anlasınlar.

8 Haziran 2010 Salı

Bitiş / tükeniş ve sahneyi terketme hakkında...


Uzun zamandır yasama kendını kaptırmak ; yasamaktan yazmaya zaman ayıramamak ; kafandakılerı toparlayamamaktı benı susturan..Sustuklarımı ıcımde bırıktıren..
"Durma yagmur durma"dıye dıye yagdırdıgımız yagmur tekrar tetıkledı "bıseylerı" ıcımde..

Onca bılmıs konusmalar , hayatın sırrını cozmuscesıne koyulmus noktalar aslında sadece vırgulden ıbaretmıs..

Aynı kadının sarkılarını farklı zamanlarda bır hıkayeymıs gıbı dınlemek , her sarkı senın ıcın yazılmıs gıbı tum satır aralarını gordukce kapanmak ıcıne..Okudugun hıkayelerde baska hayatlara sızmaya calıstıkca gercekten uzaklasmak yerıne gercege yakınlasmak..
Hıcbır "exıt" levhasını gormeden tum kavsaklara bodozlama dalmak..Acının acıyı cekmesı ; ısteyerek / ıstemeden mazosızme dalmak..Dalınca derıne kacmak ; cıkarılacak kum bulamamak..

Goz gore gore , bıle bıle ; belkı bır kırıntı bulurum dıye anlamlar yuklemeye devam etmek , yukleyecek anlam , karsılıgı bır turkce kelıme bulamamak ; ana dılınde bagıra cagıra aglamak..Kus ucması gıbı ellerının bobos kalması..

Hıc bır cumlenın sonunun yuklemle degıl mastar eklerıyle bıtmesı..Tamamlanamamak..
Yazmalara/cızmelere konusmalara/dınlemelere aglamalara/gulmelere doyamamak..
Bıtımsızlıgın kendı elınde oldugunu bıle bıle lades kemıksız lades olmak..
Adını koyamamak ; her yenı gune yenı kararlarla baslayıp hıcbırını gercekestırememek..En buyuk kararının kararsızlık olması kadar ıronıye bogulmak..
Acının buyuyup govdene/goruntune tasması ; yıne de karsı tarafı acıtmama ıstegı..
Kendınden gecmekten ote ondan gecmek ; Rodın'ın heykelının ıcınde parca parca kırılması..
Sonrasında da olmayacagını bılmek , ınanmak ama dıllerın lal olması..
sozun , ozguvenın , uykuların bıttıgı ; sadece gozun gordugu yerde olmak..
Goz altındakı halkalar yerlesmıs ; huzun oturmus kalkmıyor uzerınden ; yapısmıs / yakısmıs sana , durultmus..
Renklerını buket yapıp ona vermıssın de almalara doyamamıs ; doyumsuz bır canavar sankı..

Saglıgından gecmıssın de hala gecememıssın ondan..
Sana yasattıgı sadece 2 gun..sadece 2..
Bırı senın bırı benım ıcın..

Adını/soyadını al gıt..
Bıt ; tum emır kıplerını al da gıt artık..
"Nokta"

takım neden oynamıyor

akaretlere demir örülmeye başladığından beri yaşıyorum bir siyaha, bir beyaza gidip gelmeyi. seçim gününden itibaren dönmemek üzere kararlar alıyorum. hepsinde er ya da geç dönüyorum tabi. del bosque'yle yeni bir başlangıç mı diye iç geçirirken: görmeden, duymadan edemediğim, kudurmama sebep bir alışkanlık haline gelecek "hoca kriz"lerinin müptelası oluverdiğimi farkediyorum. rızayla öz evlat durumundan duygusal bir ilişki yaşasak da, adem dursun ve yol arkadaşı youla birer karakedi oldu aramıza. bir koray avcı anladı beni.
gittiğine fazla üzülmedim, don değiştirir gibi hoca değiştiren bu siyah-beyaz aradığını bu sefer Tiganada buldu.. zannettim. burak yılmazdan tehlikeli silah, gökhan zandan stoper, gökhan güleçten forvet yarattı. serdarın kurtuluşu oldu. 2 kupa aldı. yetiremedi.
8-0 da askerdeydim: poşet olmanın verdiği avantajla gece nizamiye çavuşluğunun keyfini yaşadığım zamanlar. -20 dereceyi yırtarak girdiğim gazinoya henüz birkaç adım atmışken 2. gol geldi. tekrarını izledikten ve kimisi yerde kimisinin eli belinde beyazlı oyuncuları seyrettikten sonra çıktım simsiyah geceye. bir sigarayla aydınlattım: neden sigara içiyorsun diyenlere keşke o anı izlettirebilseydim. unutmaya çalışsamda gözümün önünden gitmeyen küçük beyazlı adamlarla uğraştım gece boyu. febeli bir komutanın kahkahayla karışık sözlerine kulak kabarttığımda anladım. inanmadım. ertesi gün saat 17:00 de gelecek olan gazeteyi görene dek de inanmamıştım. bir gün sonrası 17:00. simsiyah.
ne kadar laf edemesem de kendisine, o günden beri gitmesini istedim ertuğrulun, özellikle de deplasmandaki trabzon maçından sonra. ki hemen ardından yine dehşet verici deplasman performansıyla melatist geliyordu.
***
sonra geldi o. yüzündeki tebessümü eksik olmasın. son zamanlardaki kısa süreli gel gitlerimden sonra, en çok kaldığım dönem oldu. gidemediğim de denebilir. ne kadar küssem de, maç sonu toplantısındaki kendine güveni geri getirdi. arkadaşlarla maç öncesi sayısal oynar gibi denizli 11i tutturmacayı sevdirdi. hikayesi şampiyonluk kutlamalarında son bulsa efsanevi bir dönem, bir bile değil 3/4 dilimlik bir sezon geçirecekti belki de.(keşke o hikayesini yazmaya devam ediyor olsaydı)

***
o sezonun hikayesini unutur muyum bilmiyorum. ama aklıma kazınan, inönüdeki 1-3 lük ankaraspor maçı tüylerimi diken diken eden bir havaya sahip oldu ne zaman hatırlasam; bir taraftarın hocasına böylesine içten sitem ettiğine ilk kez şahit oldum. sözler elbette anlamlıydı ama sesin şiddeti bir futbol maçından çok, uğruna her şeyi yaptığı sevgilisinin ellerinden kayıp gitmesine mani olamayan bir insanın sesiydi, o sözler dökülürken inönü tek kişiydi sanki. ve denizli. koridorda kameranın karşısında, soyunma odasına doğru yürürken. bütün kaleler düşmüş, hepimiz teslim olmaya hazırken çıkıyordu ortaya, "benim adım mustafaysa" derken vuruyordu duvarlara, "bu takım şampiyon olacak! bekleyin!".
güle güle kahin.


ne zaman şampiyonluk diye bağırsak,
kursağımızda kalıyor,
söylesene bize hoca,
takım neden oynamıyor?!

6 Haziran 2010 Pazar

dünya kupası demeden

Dünya  kupasının başlamasına az kaldı. Yine biz yokuz. O zaman 90 lı  yıllardaki gibi herkes bir takım seçecek kendine. Eskiden,  nedenini bilmem ama,  halkımızın çoğu gibi ben de Brezilyayı  desteklerdim. Ama uzun süre İngilterede  kaldıktan ve  maçlarını,ligini takip ettikten sonra bu kupadaki takımım  değişmez olarak: İngiltere.  Favori olarak İspanyayı görüyorum(Gerçi üst üste Avrupa  Şampiyonası  ve Dünya Kupası kazanmak çok zor olsa da).
Neden  biz yokuz veya kimler var da biz yokuz diye bir soru sorarsam eğer,  aklıma çok farklı iki şey çıkıyor. İlk olarak Wembleyde  izlediğim  İngiltere-Slovakya maçı. Umutlu Slovak arkadaşlarım  ve 4-0 lık İngiltere  galibiyeti(çok normal): İlk sorum Slovakya  var biz niye yokuz oldu. Ama cevabım  da kendimden geldi ' Biz  İngiltere'ye gol dahi  atamadık'
28.03.2009  daki Wembley de yapılan İngiltere-Slovakya maçı her bakımdan  çok  ilginçti benim için. İlk olarak şunu söyliyeyim ingilterenin  yeni formasıyla  ilk defa taraftarıyla buluşmasıydı. İngiliz  ve Slovaklar maçı karışık bir halde izledik.  Farkına vardığım bir  şey de stadın büyüklüğü içinde kendimi çok küçük hissetmem.  Çok stad gördüm ama bu sahiden büyüktü. Anlamadığım diğer  bir nokta ise 80 bin kişi aynı anda  staddan çıktığında neden izdiham  olmadığıydı? Biz de mi gariplik varki! 20 bin  kişilkik stadda  izdiham oluyor. Ayrıca stad içinde üst kata çıkmak için yürüyen  merdiven olması da pek normal karşıladığım bir durum olmadı: sanki AVM içindeydim.  
Bir  yandan aklıma Olimpiyat stadı geldi. Hani trilyon yatırıp sonra  365  günün 340 küsür günü boş kalan, kalanlarında da 83  kişinin izlediği (Teknik  heyet ve yöneticiler dahil) İBB maçlarının oynandığı arazi.  Wembleyin de yıkılıp yeniden yapılması  için çok para harcandı.  Ama bir kural vardı: ingiltere milli takımı maçlarını  burada  ve her zaman dolu tribünler önünde oynuyordu. Ayrıca İngilterede lig  kupasının yarı finali ve finali burada yapılıyordu  ve bunu destekleyen büyük  konserler de düzenleniyordu.
Maça  gelirsek, Holosko yedekti. Bu da belki onun BJK için 3. sınıf  bir  yabancı tercihi olduğunun kanıtıdır. Düşünün Şampiyonlar ligindeki rakibinin  oyuncuları karşıda, bel bağladığımız yabancımız ise 4-0 mağlup takımın  klübesinde. Çok şaşırdığım  bir yorum da TRTde bir programda Holoskonun İngiliz  defansını  tek başına yıprattığının masalımsı anlatılışıydı.
Asıl  nokta şu ki; ben bir tursitim ve bir hafta sonumu maça harcıyorum.  Öncelikle Rooney, Gerard, Ferdinandı, sonra da stadı  görmeye. Ama  bu  ortama tek fransız ben değilim . İçeride ben çok sayıda mevcuttu.
Sonuç: Bacasız sanayi futbol derken bundan bahsediliyor olsa gerek! 

5 Haziran 2010 Cumartesi

arda'nın öğretmeni


shuster, serdar'ı nasıl gönderirsiniz derken bu videoyu izlemiş olmalı. kasetlerden oyuncu beğenip almak ne kadar anlamsız gelse de, şu birkaç dakikanın büyüsüne kapılmadan edemiyor insan. böyle mi olacaktı be serdar?

at fink'e

sadece oyun düzeni olsa bir  nebze, ama demirören yönetimi td seçiminden oyuncu seçimine kadar aynı plana adamış görünüyor kendini. allahtan orjinal bir fink'miz varda zorluk çekmiyoruz taktik anlamda. oklar geçen güne kadar quaresma üzerindeydi, şimdi hilbert ve shusterde; hayırlısı! bu arada hatırlatmadan geçmeyelim bjk alt yapı seçmeleri açılmış, çocuklarımızı bu plandan mahrum bırakmayalım. merak ediyorum serdar özkan , özellikle de batuhan transferinden sonra başvuru sayısında nasıl bir değişim oldu. çocuklarımızın ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edelim. lütfen!

turkish plan: the red dot is not the ball, it's the referee
ve favori french plan: in their plan, they try all possible hypothesis.. shit! they forgot the goal:)

4 Haziran 2010 Cuma

hepimiz portakalız

deli ibolusundan istiyorum hemen! evet yanlış duymadın:)
(yönlendirme için fotoya tıklatınız.)

1 Haziran 2010 Salı

israil sosyal imlemece

- facebookta "kahrol!", biraz da bayrak yakmaca.
- spikerin israil konsolosunu alt! ettiği görüşme gurur okşayıcı. bilmem kaç kişi bunu beğendi!
- hemen retweetle destekle, hatta blogla!
- yaşasın sosyal medyanın gücü.
- şimdi dağılın, bir sonraki saldırıya kadar.
- ya da buradan paylaşmaya devam edin. iyi uykular.

leve palestina *

Leve Palestina och krossa sionismen.

Leve Palestina och krossa sionismen.
Leve Palestina och krossa sionismen.



Leve, leve, leve Palestina.

Leve, leve, leve Palestina.
Leve Palestina och krossa sionismen.
Leve Palestina och krossa sionismen.

Leve, leve, leve Palestina.
Leve, leve, leve Palestina.
Leve Palestina och krossa sionismen.
Leve Palestina och krossa sionismen.


Och vi har kastat stenar på,
soldater och poliser.
Och vi har skjutit raketer,
mot våra fiender.
Och hela världen känner till vår kamp.


Och vi ska befria vårt land,
från imperialismen.
Och vi ska bygga upp vårt land,
till socialismen.
Och hela världen kommer att bevittna.


Leve, leve, leve Palestina.
Leve, leve, leve Palestina.
Leve Palestina och krossa sionismen.
Leve Palestina och krossa sionismen.

Leve palestina; yaşasın filistin..... http://fizy.com/s/1ao8ug

özgürlük uğruna

benden hoşlanmayacaksınız.baylar kıskanç olacak, bayanlarda da nefret uyanacak.şimdi beni sevmeyeceksiniz ama vakit geçtikçe beni çok az seveceksiniz.bayanlar, bir duyurum var. size hazırım. her zaman. bu bir övünç ya da tahmin değil. bu tıbbi bir gerçek. ben böyle ifade ediyorum. ve benim ifade edişimi izleyip iç geçireceksiniz. yapmayın sakın. bu size sıkıntı verir. ve juponunuzu kaldırmamdansa. uzaktan izleyip kararınızı vermeniz daha iyi olur. beyler,umudunuzu kaybetmeyin. size de hazırım. ve aynı uyarıyı yapıyorum. konuşmamı yapana kadar ufak bir ereksiyon yaşarsınız. ama sonra ilişkiye girdiğiniz anda, ilişkiye girdikten sonra. bunu sizden beklerim. ve beni hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağınızı bilirim. testislerinizde tıngırdayan. hayalimle ilişkiye girmenizi arzu ederim. hissedin. benim için nasıl olduğunu. ve zihninizde tartın. bu ürperti, onun hissettiği ürpertinin aynısı mıydı? daha etkileyici şeyler biliyor muydu? yoksa bu parıltılı anlarda, kafalarımızla dövdüğümüz. bir sefalet duvarı mı var? bu kadar. bu benim önsözüm.kafiyeli olmadı. alçakgönüllülük yok. umarım böyle bir şey beklemiyordunuz. adım john wilmot. ikinci rochester kontu. benden hoşlanmanızı istemiyorum.