28 Eylül 2010 Salı

SÜRGÜN




-Ammar’a-

macarsitan’da bir tren istasyonu
iç hatlar
gelen tren nereye gidebilir ki?
afrikalı leo da olmasa hüngür hüngür ağlayacaksın
yitirdiğin iklimden bir şeyler var bu kitapta
buhur kokulu bir rüzgâr
kırık kalbini okşayan
annene götürüyor seni
annen bir buse konduruyor yanağına
tren kalkıyor
kaybolmadan gidiyorsun

2001

26 Eylül 2010 Pazar

being hakan


biraz ilerledikten sonraki falsolar da ne öyle? hakanı öpüyorum her yerinden:)

sigara





Sigaranın o kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız alemde, insana anlamlı bir şey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir., diye düşünürüSm bazan.


Masumiyet müzesi – s111

25 Eylül 2010 Cumartesi

hayal

Yağmur geçeli sadece dakikalar olmuştu.
Çocuk, yağmurun geride bıraktığı su birikintileri üzerinde tek tek sıçrayarak ve etrafa sayısız su damlacığı sıçratarak taşlık boyunca ilerledi.
Son su birikintisine sıra geldiğinde aniden durdu.
Minik su birikintisinin bittiği yerde bir çift enteresan ayakkabı başlıyordu çünkü.
İçinde de iki ayak…
Kafasını kaldırdı çocuk…
Orada daha önce hiç görmediği bir adam vardı ve ona bakıyordu.
Boyu sanki ulu bir çınar ağacı kadar uzundu.
Uzun beyaz sakalı, o yükseklikten çocuğun göz hizasına kadar iniyordu.
Yutkundu çocuk.
Hiç korkmamıştı ama çok şaşırmıştı.
O şaşkınlıkla dilinden döküldü kelimeler:
-Sen gerçek değilsin biliyorum, dedi adama. Seni ben hayal ediyorum!
Adam bütün heybetiyle eğildi.
Eliyle çocuğun başını okşadı.
Sonra:
-Yanılıyorsun küçüğüm, dedi gülümseyerek. Gerçeğim ve ben hayal ediyorum seni.

23 Eylül 2010 Perşembe

gol sevinci - gutiden gol haberi

video
ya biliyorum bu işin iyice boku çıktı, ben de sıkıldım. artık doğru düzgün gülemiyorum bile:) ama komik olmadığını söyleyen beri gelsin hele: nasıl bir öğrenilmiş davranış oluşmuş fenerli arkadaşlarda değil mi? yine mi diyen ifadeleri yok mu. off off..

22 Eylül 2010 Çarşamba

Q7 iyi başladı?

gönül isterdi ki birinci başlasın kasıp kavursun ortalığı! ama 5. lik de iyidir derim ben, ya iyi niyet tavan yaptı bende kendisi hakkında.

21 Eylül 2010 Salı

gol haberi

maçı işyerinde online sitelerden takip edecek olmanın üzüntüsüyle gelip, televizyonu açtığımda "sayın bilmem kim, doğumgününüz kutlu olsun. 4 yıldız üyemiz olduğunuzdan 4 gün boyunca bütün kanallar ücretsiz" ibaresini görünce havalara uçmuştum:) şans işte, istediği zaman kapıyı kırıp giriyor! kolalar cipsler derken, ofisin içinde sürekli yer değiştiriyorum ve bir köşede buluyorum penaltıyı. yerimde arkamı dönüp ekrana yapışan fenerli arkadaşlarımın tepkilerini bekliyorum: o da ne sevinen sevinene. yıkılarak ekrana geri dönüyorum; guti tribünlere koşuyor ve ekranda bir gol yazısı: ) ) hemen önümde sevinen fenerli arkadaşlar . yüzümdeki gülümsemeyi gördükleri an paha biçilemez :)

yine yanlış anons


20 Eylül 2010 Pazartesi

6. ayak 5. at sahibi!

seyisin yusuf şimşek olma ihtimalini sevdim:)
ek iş olarak atlarla yarış, harikasın Q7.

oynat uğurcum!

19/09/2010 fenerbahçe - BJK maç özeti

edebiyatsal kusmaca

“edebiyatta da , aşkta olduğu gibi,başkaları tarafından yapılan seçimler karşısında hayrete düşeriz”
Andre Mauros

Bir kedi ile göz göze geldiğinizde,içinizden bir şey kopar sanki bazen…..
Bilirsiniz,yavrusu ölmüştür daha yeni,bir arabanın tekerlekleri altında.
Acısını anlatamaz,dile getiremez,konuşamaz ki o.
Konuşup da kendimizi ifade edemediğimizden,anlatıp da anlaşılamadığımızdan yakınırken,onu böyle görünce kalbiniz sızlar.
Paul gallico , thomasina adlı romanında insanların birbirleriyle,doğayla ve hayvanlarla olan ilişkilerini sorgular.
Tabiatta bulunan her türlü sevgiyi yüceltir.
Hayatımızda acı hep vardır,ölüm vardır,çünkü ayrılık vardır.
Doğal yoldan olmayan ölümler büsbütün yaralar bizi.
Kazalar,cinayetler ve savaşlar……
Her biri haksız bir ölüm fermanıdır adeta….
Joseph Heller, Madde 22 adlı romanında savaşın korkunç yüzünü;onun anlamsızlığına ve saçmalığına vurgu yapan eşsiz bir ironiyle anlatır.
Savaş da bir şiddettir aynı zamanda ve şiddeti yüceltmek,haklı gösterecek gerekçeler aramak insana olduğu kadar topluma da ihanet sayılır.
Polisiye ve gerilim romanlarının usta isimlerinden mary higgins clark,yetişkinler kadar çocuklara da hitap edebilmek için,kitaplarında şiddet ve seks unsurlarına yer vermez.
Hayal edilebilen herşeyin gerçekleşme ihtimali bulunduğu düşünülür.
Yüzyıllardır onca insan savaşsız bir dünyanın hayalini kurmuş ve kurmayı sürdürüyorsa,böyle bir dünyaya kavuşma olasılığı da var demektir,o halde.
İnsanlar olarak şanslıyız;konuşuyoruz,yazıyoruz,iletişim kurabiliyoruz.
Bu sayede hayalimizi hakikate çevirmeyi de başaracağız gün gelip,heralde.

19 Eylül 2010 Pazar

açıkla hıncal?

kim o isimler çok merak ediyoruz!

denizci

Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye.
Babası uzun bir sefere çıkmıştı. Çocuk hemencecik karşılık verdi: Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar!

Neden denizciler böyle çok ağlar ki!
Çünkü, dedi, yolculukları bitmez... Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar!

Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar?
Çünkü, dedi, daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!"

18 Eylül 2010 Cumartesi

bir hikaye

bir gün o muhteşem , heybetli adam büyük adam büyük iskender sarayının etrafına doğru bakınmak için akşam serinliğinde dolaşıp dururken , genç erkekler , genç kızlar ile dolu sarayında bir anda durur ve hocamı çağırın bana der. iskenderin hocası aristo gelir ve iskender sorar ; " hocam senin de bir hocan yok mu der ? " Aristo cevap verir ; "elbette var , sinop kalesinin dibinde yaşar , o da benim hocamdır hayatta hiç birşeyi yoktur , elinde mal olarak sadece bir su kabı vardı fakat çocukların çeşmelerden eliyle su içtiğini görünce onu da attı,gerek yok dedi " diye cevap verir. daha sonra iskender ordusuna emir verir ve sinop kalesine hocaların hocasını görmek için yola koyulur. sinop kalesine gelir ve bir ahşap fıçının içinde yaşayan hocasının hocasını görür ve sorar; " ey hocamın hocası , ben büyük iskender söyle bana benden bir istediğin var mı ? " hocaların hocası kafasını kaldırır ve sakallı hali bitkin duruşu ile cevap verir "GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM" ................

Bir adam gördüm, bir kapının önünde oturmuş düşünüyordu.
Saçı sakalı birbirine karışmıştı.
Üstü başı perişandı.
Kafasını belli bir ritimle iki yana sallıyor, arada bir kimsenin anlamadığı bir şeyler mırıldanıyordu.
-Kim bu adam, diye sordum.
-O bir meczup, dediler ve anlattılar hikâyesini.
Şimdi önünde oturduğu o kapıyı çalmış günlerden bir gün.
İçeriden bir ses “Kim o?” diye sormuş.
Ciddiye almış soruyu.
O günden beri cevabını düşünüyormuş.

telefon defteri

Geçen gün çantamda başkasına ait bir telefon defteri buldum. Benim telefon defterim de yerinde yoktu. Ne bulduğum telefon defterinde, ne de hatırlayabildiğim kadarıyla benim kayıp telefon defterimde kime ait olduğuna ilişkin herhangi bir ibare yazılı değildi. Bu durumda birbirimizi bulup defterlerimizi takas etme şansına da sahip değildik. Ortada iki ihtimal vardı. Birincisi bunalıma girmekti. Ben ikinci ihtimali seçtim ve yeni telefon defterim üzerinden yeni bir hayata başladım. Artık eski dostlarımdan hiçbirine ulaşamıyorum. Çünkü bende telefon numaraları yok. Ama bende telefon numaraları olan ve istediğimde rahatlıkla ulaşabildiğim yepyeni dostlarım var. Beni aralarına kabul ettiler, sağolsunlar. Belki oturup geçmişten dem vuramıyoruz ama önümüzde paylaşacak uzun bir gelecek var. Gülüp eğleniyoruz. Yeni bir hayata gözlerimi açmış gibiyim. Burada çok mutluyum. Eski hayatıma dair hiçbir şey hatırlamak istemiyorum. En büyük korkum da birgün birinin kapımı çalıp eski telefon defterimi burnuma uzatması. Defterini ve hayatını ona geri vermem gerekecek o zaman!

shuffle dan bekowsky çıktı

Bu aralar hayatım memleketimin en uzun sınırlarında ve muhtelif ege ,akdeniz kıyılarında geçtiğindendir belki en zorlu arkadaşım olarak mp3 ümü belirledim. Düşünün 1 haftada yaklaşık 4000 km yapan bir insanın yanında sevgilisi ile dolaşması mümkün müdür , elbette hayır. İşte bu yüzden bir objeye yakınlık derecesi yüksek bir mevki veriyorsun ki kafan güzel olduğunda,duygulandığında yalnız kalmamayı öğreniyorsun. Şimdi tekrardan 1000 km yi devirecek yolculukta ise paranın satın alamayacağı şeylere sahip olmaya gidiyorum. Nur yüzlü annemin içli öpüşü , babamın sert fakat özlem dolu sevgi gösterisi , babaannemin muhteşem cevizli baklavası , sen kaç zamandır nerdesin diye kucak açan karadenize sabahın köründe kendimi bırakışım ve bir sürü şey…. Hakikaten bu dünyada paranın satın alamayacağı şeyler var…….
Obje olayına dönersek , elbette telefonumda fena sayılmaz ama otobüs veya uçaktaysan eğer çaren yok en anlamlı yoldaşın müzik adına kulağına tıngırtılar ulaştıran mp3 playerin oluyor. Hem mp3 player da daha canlı kanlı bir obje sanki , shuffle olayına geçip hangi şarkıdan hangi hatırayı , hangi özlemi çıkaracağı belli olmuyor.
Bu yazıda zaten insanı darma duman eden shuffle olayından sonra ortaya çıktı. Şu anda yaklaşık 20 saat sürecek bir yolculukta sonunda annemin kokusu , mavi gözlü devimin yani babamın yüksek sesle oğlum demesi,karadenizin dayanılmaz hafifliği ve memleketimin muhteşem manzarasının sağladığı hayaller ile bu yazıyı yazma kudretini gösterebiliyorum. Ayrıca dostların silüetleri ile beraber otobüste rahatsız bir koltukta erkan oğur dan gelen iç sorgulamacı sözler eşliğinde bu yazıya anlam yüklemeye çalışıyorum.
Aslında ben playlistlerimi pek yenileyemem , zor oluyor benim sevdiğim şarkılardan hemen kurtulmam. Uzunca bir zaman muhtelif zamanlarda genelde en düşünceli anlarımda ortaya çıkan çok acayip eserlerim hiç değişmiyor neredeyse 4 yıldır. İyi midir kötü müdür bilemem ama müzik ve şarkı konusunda sadakatimin ölçüsü yok sanırım.Yaklaşık 4 yıldır sadakat gösterdiğim şarkılardan birisi ise erkan oğur un şah hatayinin deyişine kopuzu ve sesiyle ilahi bir yorum kattığı eksiklik kendi özümde adlı acayip eser. Fazla anlatamam bunu ben zaten herkese de çekici gelmeyeceğinden de eminim ama bu ilahi tadındaki tarifsiz sorgulama insanı inanın kafasına beyzbol sopası ile vurulmasından beter ediyor. Bunda elbette erkan oğurun pürüzsüz sesi , muhteşem virtüözlüğünün etkisi büyük ama şarkıyı dinlemeye tahammül edemeyen var ise eksiklik kendi özünde desin şiiri okusun aslında ne demek isteyeceğimi anlayacaktır. Biraz merak saldım dört bir yana tadında oldu ama olsun her türlü gideri var cevoooo…..
Şarkıya gelince ; Bir nefescik söyleyeyim diye başlayan girizgah zaten yıllardır bana shuffle olayının attığı hem en büyük kazık hem de en önemli sorgulama fırsatı. Çünkü buna ya şans , ya kader ya da başka bişey diyin hep bu şarkıyı ya dostlarımdan kalan hatıraları düşünürken veya aşık olduğum suratlarla tekrar kavuşup öpüşürken,sarılırken,hatıralarıma anlam verip , dostlarımın halini hatrını sorduğum anlarda onları mutlu ederken,yüzümde müstehzi bir gülümseme oluştuğu zamanlarımda ortaya çıkıyor.
Bugün ise bu gülümsemeyi , hatıraları başlatan insan ise sinop u düşünürken o memleketi konuştuğum insan olan sevgili günçiçek. Kısacası eski mevkidaşım sevgili mesai arkadaşım pofu. Pofu bak yazı nasıl başladı nerelere geldi , o mesajı okuduğunun akabinde yazdım bu yazıyı , umarım okursunda sen de neden içlendiğimi etrafındakilere anlatırsın güzel insan. Sonra istanbul a geldiğimde bir sürpriz yapıp masanın kenarında bittiğimde sonraki gelişmeleri anlatırsın nasıl olsa….
Herneyse bu şarkı öyle bir eser ki acayip adam iran kralı özünde türk olan bir adam olan şah ismail in kendini sorgulamasını anlatıyor. Erkan oğur da bunu sadece bir kopuz ve nefesi ile bir nefescik söyliyeyim diye başlayıp eksiklik kendi özümde diye bitiriyor. Bende daracık bu koltukta bu cümleleri sıralamaya başlıyorum. Bu sorgulamayı yaparken , bir taraftan sevgili ajanımın kpss eylem planı hakkındaki yazısını okuyup ulan ince bıyıklı kim var diye düşünürken diğer taraftan sevgili ajanım sen takma adın ile müsemma bir adamsın , öyle kariyer planını geç biz plansız yel değirmeni saldırılarına devam edelim öylesi bize yakışır diye olayı nihayete erdiriyorum .
Tam bunu sonlandırırken de yolculuğun başladığı nokta olan karşıyaka diyince de sevgili kardeşim musoski nin hediye ettiği formanın armasına bakıp ulan hayır mı diyecektik 12 eylül de yoksa sandık başında kaf sin kaf diye tezahürat mı edecektik diyorum.
Yok son cümle alakasız oldu aslında derken de özlem duyulan adam ado aklıma geliyor ve kadim dostum , kadrolu eleştirmenim nasıl olsa açığımı bulup yorumlar sen merak etme diyorum. Olsun sevgili ajanım her yazana bir ders veriyor o kararlı duruşu ve ben yazmam ama yazandan anlarım edası ile. Bekowsky blogunun doğan hızlan’ı seni……
Ahanda cengiz özkan ve erkan oğur manisa yöresinden kırmızı buğday diye etrafa hüzün saçıyor. Ulan bu arada bu akşamında müdürüm rakının dibine vururken acaba şu mazide kalan kırmızı buğdayı meze yapar mı acaba diye de düşünmüyor değilim.koskoca müdür bulur yolunu nasıl olsa,en kötü dalaras ile başlar müslüm ile sona erer musiki keyfin , afiyet olsun müdürüm , yarasın…………….
Bir de selefim var elbette. Kalktığım gibi yerime oturan her gün işe gidip gelmek için istanbula yolculuk yapan bahis konusunda danışıp tersini oynayabileceğiniz pinarbaşı. Sevgili pinarbaşı da antik harabelerinden kalma hikayeler ile brezilya – arjantin maçında yaptığı bahsinin nasıl yattığını da etrafına anlatıyordur muhtemelen olsun biz onun kaybetmesini seviyoruz. Düşünün adam john isner – nicolas mahut maçına 34.5 oyun altı olur dedi maç 3 gün 3 gece sürdü 250 oyun oldu öyle başarılı bir insan kendisi.
Bir de kaddafi ellerinde cerbem var elbette , ulan gelde ekimde şu arapları bir çarpıştıralım seninle demekten başka bişey aklıma gelmiyor. Cunda sırtlarında vita vinum est planları yapıyorum ekim ayı için cerbem haberin ola. Şimdiden hazırla kendini ben planı falan yaptım.
Ve radiohead başlar street spirit ile this machine will not communicate diyor ya sanırım şu anda netbookumda sakladığım bu yazıya daha güzel bir ironi olmaz , olamaz. Çok yaşa sen prophet of the music. Fade out , fade out again , aferim size audio kafalar.
Ahanda duman çıktı , yalnızlık paylaşılmaz eşliğinde kendilerine küfrediyorum. Ulan ne paylaşılmazlığı düpedüz insana ihanet yalnızlık, ha siktir diyorum size , ha siktir. Ben ne zaman duman dinlesem de sevgili bikini vokalisti gecelerimin mesaidaşı cem çelik aklıma geliyor. Oğlum bu adama özgün diyenler var ya , sen nesin bilemedim şimdi , aklıma estikçe myspace de sesin kulaklarımda çınlanıyor , unuttum sanma güzel insan.

Şimdi bu blogda beraber yazıp , beraber mesai harcayıp , beraber gülüp , beraber eğlendiğim dostlar ise sakın alınmasın. Herkes varlığı ile beraber bir fotoğraf albümü şeklinde gözümün önünden geçiyor ve dertlice selam ediyorum kendilerine. Özlem garip bir duygu zaten ulan biz bu kadar şey paylaştık mı acaba dedirtiyor insana. O yüzden güzel insanlar hepinize kucak dolusu selamlar. Bir esrikten kucak dolusu sevgiler,saygılar,muhabbetler. Bir daha ki istanbul seferinde hep beraber yüz yüze görüşmek üzere. Bu arada bu blogda hiç bilmediğim görmediğim,tanımadığım sevgili okuyanlar size de kucak dolusu selamlar. Bekowsky ailesi adına burada karalananlara göz ucu ile bile bakıyorsanız inanın bizden mutlusu yok , her gün daha fazla gözünüze ve gönlünüze daha fazla hitap etmek üzere derken karadeniz ezgisi şevval sam ın sesi ile bana yeni bir cümle eklettiriyor. Ne diyor bu karadeniz deyişi ; bu dünya bir pencere , her gelen bakan gider. İşte bizde kendimize ait kara lekelerin oluşturduğu bir dünyamıza bir pencere açtık siz güzel insanlar ise bu pencereden bize, bizden kalanlar ile kendinize bakıyorsunuz. Umarım her gün bu pencerenin önünden geçerken dur burada güzel bir kız vardı , yakışıklı bir çocuk vardı diye dönüp tekrar bakıyorsunuzdur.

17 Eylül 2010 Cuma

prestij

dikkatli bakıyor musunuz? her sihirbazlık numarası 3 bölüm ya da perdeden oluşur; birinci bölüme vaat denir: sihirbaz size sıradan birşey gösterir, iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. o nesneyi sizlere gösterir son derece gerçek üzerinde oynanmamış normal birşey olduğunu görmeniz için nesneyi  incelemenizi ister. fakat aslında öyle olmayacaktır. 2. perdeye dönüştürme denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu doğaüstü birşeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız. çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir.  onu geri getirmeniz gerekir. işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında 3. perde bulunur, yani en zor bölüm, bizlerin deyişiyle: prestij.

16 Eylül 2010 Perşembe

bir tişört hayal ediyorum

gözlerim kapalı diye devam eder. Geçenlerde taksime düştü yolum. Metro çıkışının hemen arkasında the marmaranın karşısında kalan yerde bjk tırcığı bekler, ne zamandır, ya da ne zamanlar orada bilmiyorum ama birkaç defa rastladım. Bu sefer bekleme süremin fazla olduğundan uğruyup ne var ne yok diye bakıyım istedim. Formaların olmayan bedenleri, internette beğenilen tşörtlerin olmayışı vs.. ürün yelpazesi oldukça dar, hatta yelpaze demek biraz ağır olur. Aslında almak istediğim bir adet guti t-şirtü: kartal yuvalarında olup olmadığından emin değilim, hatta olmadığı daha ağır basıyor.

Gözümde canlandırdığım kara kalemle çizilmiş bir guti portresi, satışta olan Q7 ürünlerinden biraz farklı, müslüm gürses, cengiz kurdoğlununkiler gibi ön tarafa vesikalık foto şeklinde de değil. Bir arkadaşımın üzerinde görmemden ya da saç, sarışınlık vs biraz da benzemesinden ötürü yukarıdaki tşört geldi aklıma. Bulamadım tabi. Ağzımın suları aka aka alacağım bir ürün olur, olur mu, keşke.

Peki ben ne bekliyorum mağazaya gittiğim zaman: maçlara çok sık gidebilen birisi değilim, sporla da aram son bir yılda mükemmel derecede azaldı. Yani aldığım malzemeyi spro yaparken giymem pek mümkün olmuyor. Daha ziyade gündelik hayatımda rahatlıkla giyebileceğim, gece dışarı çıkabileceğim ürünlere yöneliyorum. Triko konusunda geçen sene aldığım pitikare kazağı iş-özel her yerde rahatlıkla giyebiliyorum örneğin. Almayı düşündüğüm birkaç t-şirt de yok değil ama bu sene esen rüzgarla daha marjinal bir yelpaze bekliyorum, hala da bekliyorum. Yapılan iki sükseli transferin havası bu kadar çabuk sönmemeli, bu şaşaa sadece forma numarası ve isminden öte bir vizyon oluşturmalı, ki bu fırsat henüz kaçmış değil. İşim gereği birçok kere Q7 küpesini nereden bulabileceğini soran insanlarla hala uğraşıyorum.

o kadar çok farklı farklı yazınca TDKdan bakmak farz oldu:

tişört
isim (ti:şört) İngilizce T-shirt
Genellikle kısa kollu, pamuklu spor giysi.

22:00


Rüştü Reçber, Hakan Arıkan, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez, Necip Uysal, Nihat Kahveci, Ricardo Quaresma, Fabian Ernst, Rodrigo Tabata, Mert Nobre, Bobo, Mehmet Aurelio, Matteo Ferrari, Ekrem Dağ, Filip Holosko, Guti, Tomas Zapotocny ve Roberto Hilbert

resmi siteden açıklanan kadro bu. michael fink teknik danışman olarak tribünde olacakmış, tayfurun yanında bir koltukta kendisine ayırırlar umarım. sıkışık bir döneme gireceğimizden bol rotasyonlu haftalar bizi bekliyor olacak, farkındayız ama ersanla beraber finki görememek üzücü, ya da abartmayalım: biraz düşündürücü. belki de hata bu maçı bir rotasyon fırsatı olarak gören bendedir. şusterin planının gruptaki puan durumunu düzelttikten, hatta garantiledikten sonra bir değişim yapılabileceği yönünde olduğunu sanıyorum. Zira ufak bir bjk tarihi dersi almış olsa, belki de sadece valerenga maçı anlatılsa bazı şeyleri garantiye almak isteyecektir. Maç sonunda doğru birçok kere dolmabahçe dönüşünde dillerde olan “aldırma kartal”ı ağzımıza almamak dileğiyle, ne olur ne olmaz dikkatli olmak lazım, ne ağıtlar yaktı bu dil, bir tane daha istemiyorum, hele bu gece hiç...

22:00 de saflarda görüşmek üzere..

15 Eylül 2010 Çarşamba

sofya yolları taştan


kaç gündür bakıp duruyorum. ücret önce makul geldi ama pasaportumun olmadığı gerçeğiyle yüzleşince masraflar katlandı, düğüm düğüm düşünmeye devam ediyorum. pasaport, vize .. reklam gibi oldu epeyce ama idare edin artık!

http://www.prontotour.com/ptour/Scripts/paket/PaketDetay.aspx?PPID=17926

CSKA Sofya - Beşiktaş JK Maçı


2 Gece - 3 Gün 129 €

TUR PROGRAMI


01.12 İSTANBUL - SOFYA
İnönü stadının önünden saat 23.00 de Sofya’ya hareket ve gece yolculuğu. Ortalama 560 km.

02.12 SOFYA
Sabah 08.30 saatlerinde Sofya’ya varış,odalarımıza yerleşme.Öğlen ve Akşam yemeği Princess Casino içinde alınacaktır.Maç saatine kadar serbest zaman.Akşamüzeri maçın oynanacağı stadyuma transfer(10 Euro).BEŞİKTAŞ’IMIZA BAŞARILAR DİLERİZ.Maç bitimi otele transfer ve serbest zaman.Gece saatlerinde özel show gösterilerini seyredebilirsiniz. Dileyen misafirlerimiz Sofya’nın gece hayatından faydalanabilirler.

03.12 SOFYA - İSTANBUL
Sabah kahvaltı sonrası odalarımızın boşaltılmasndan sonra saat 11:30 gibi otelimizden İstanbul’a geri dönüş yolcuğu için hareket ve sabah İstanbul’a varış

259.29 TL
Fiyatlara tur programı, havalimanı vergisi ve sigorta bedeli dahildir.Gün içindeki kur değişimi TL fiyatlara yansıtılmaktadır. Ödeme anındaki kurlar geçerlidir.


ÜCRETE DAHİL OLAN HİZMETLER

• Lux otobus ile İstanbul/Sofya/ İstanbul arası otobüs yolculuğu
• 4*Dedeman Princess Sofya Hotel 1 gece oda kahvaltı konaklama
• Öğlen ve Akşam yemekleri Princess Casino’da alınacaktır.
• PRONTOTOUR Profesyonel rehberlik hizmetleri
• Zorunlu Seyahat Sigortası
* Kişi başı 20 Euro casino bonus (4 Ekime kadar yapılan kayıtlarda geçerlidir)
www.dedeman.com/Sofia_TR.aspx


ÜCRETE DAHİL OLMAYAN HİZMETLER
• Maça transfer 10 Euro
• Vize ücret Normal 10 gün 90 EURO , Express 4 gün 150 Euro
• Yurtdışı çıkış fonu 15 TL
• Maç bileti ( Maç bileti tarafımızdan temin edilecek olup ,ücreti belli değildir.)

BULGARİSTAN VİZESİ
Turistik Bulgaristan Vizesi Alacak Olan 18 Yaş Üzeri Misafirlerimizin Tur Başlangıç tarihi itibariyle en az 6 aylık geçerlilik süresi olan TC pasaportları
2 adet Biometrik Beyaz zeminli Fotoğraf
Asgari geçmiş 6 ayı içeren Banka Hesap Dökümlerini tarafımıza yollamaları gerekmektedir.
Bulgaristan Yeşil Pasaporta da vize istemektedir.

18 Yaş Altı çocukları ile Turumuza katılacak olan misafirlerimizin ise Yukarıdaki evraklara ilave olarak İlgili Nufus Müdürlüklerinden vukuatlı nüfus kayıt örneği ( Aile İçin ) ve Noterden çocuklarının Yurtdışına çıkabilmesi ve Vize alınabilmesi için vize muvafakatnamesi ( Anne, Baba ve Çocukların isimleri Mutlaka geçmeli ve Vize alımı ibaresi Mutlaka olmalı )

Vize alım süresi ortalama 10 iş günü olup belirtilen sürelerde Pasaportlarını teslim etmeyen Misafirlerimize Express Vize alınacak olup süresi 4 gündür.

12 Eylül 2010 Pazar

feysbukumdan referandum ağıtları

fosforun zihni açtığı bir kez daha ispatlandı...kutsal topraklar kutsaliyetini yine gösterdi %80 yurdunu seven %20 hain,yobaz,bölücü,işbirlikçi

"Bu ülkenin %60'ı aptaldır." Aziz Nesin

Şak şakçıları toplanmış konuşuyor.. ıyykkk

Aziz NESİN'e saygılar...

 Turk milletinin %60 İ Aptaldir.(Aziz NEsin).

Söylenecek söz çok ama heves kalmadı.. %58 lik aşağıladığımız kesim, oy kullanmayan
milyonlarca seçmenden daha bilinçli hareket ediyor.. Kuru laf karın
doyurmaz millet,sebep olan herkes utansın!!!

artık elden bir şey gelmez dimi...

aziz nesinin dediği gib türklerin % 60'ı....

 evet diyerek beni ve benzer düşünenleri bir çok saçmalığa mahkum eden "insan"lar ! hiç bişeyinize SAygı duymuyorum ! bu kadar kör-bu kadar akılsız olunmaz ki!

AZİZ NESİN NE KADAR HAKLIYMIS :(

Aziz Nesin'i bir kez daha haklı çıkaran yurdum insanına göndermedir;
deveye diken..insanı xiken yaranır..

Herkes mi kör, aptal, bulanmış, kirlenmiş...

Ey Türk Halkı, yarın öbürgün ananı ağlattıklarında oturup sen de ağlama. Çocukların senden hesap sorduğunda da ağızlarındaki bokları kendin sıçtığını da sakın unutma..

Cakma Gandhi Kilictaroglu artik bir kosede Gandhim ettim kendim buldum sarkisini soyluyordur :)

 evet çıktı ne yazıkki ..... bundan soraki cümleler etik değil :(

ya da geleneksel aziz nesin anma günleri..

son güncelleme 20:56 

vay anasını vatanımız bölündü :S:S:S

Devletimizin geldiği hale bak :((

Bu ulke de Evet oyu kullanarak bu ulkeye HAYIR sizlik yapanlari tebrik ediyorum.Bizleri bol AMPULLU gunler bekliyor!!!!

kİMSE YIKAMAZ O HEYKELLERİ ... KENDİNİZE GELİN ... (yazılıcak bişey varsa oda gençliğe hitabedir.)

‎''Cahil toplumla seçim yapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!”...

HAYIR 'lısı mı oldu ne :)

kız: ''yarın ne giysem ki''
diğer kız: ''Peçeeee''

yarın çarşaf işine giriyorum kızlar bütün çarşaflarınızı benden alın lütfen :)

(güncelleme:00:27 13/09)

yes/no

o nasıl bir mühürdü be kardeşim zar zor belli oluyor "evet"i. kabine cep telefonu sokmanın da yasak olduğunu duyunca önceki fotoğraf çekme planım altüst olmuştu. girişte kimse telefon sormadı, buna rağmen kabin, paravan ya da her neyse sadece sıra üstüne koyulmuş bir kartondan ibaret ve sandık görevlileriyle içiçe konuşlandırılmıştı. neyse. tık tık tık. kim o:)

maraton kebapçısı

şansala armağanım olsun:) bilmemkaç milyon yuroluk marka değerli ligimize benden ufak bir hediye olmuş olur. beğenmezse aşağıdakinden bir adette marcusa olmak üzere 3 adet gönderiyim hemen. aklıma takılan konu neden sineklerin şansalla haşır neşir olduğu? pastırma mı yoksa:)

10 Eylül 2010 Cuma

yassah kardeşim

neden? neden? neden?
yukarıda bahsedilen alkol yasağının sebebini anlamış değilim. hemen altındaki maddeyi de beraber değerlendirelim. referandum, genel seçim ya da yerel, hiç farketmez. bundan önce oy kullanmamanın 20 TL gibi bir cezası olduğunu öğrenmiştim! sandıkla haşır neşir olan Tv ekranlarındaki abi, abla bilimum çok bilmişleri gördükçe geçirdiğimiz şu günlere binlerce lanet eden biri olarak sandık lafından tiksiniyor, o sıraya girmekten zerre haz almıyor ve a sından z sine hiç bir partiye haz duymayan birisi olarak oy kullanmak istemememinde hakkım olduğunu düşünüyorum. duyarsızlığım konusunda dem vurulabilir, ki her şeye rağmen o sıraya girecek yine bir şeyler karalayarak tv ekranlarından uzak durmaya devam edeceğim. yine de o seçim günü bu hengamenin içine girmek istememeyi insanların en doğal hakkım olarak düşünüyorum. bu arada oy pusulasına bir tribün sloganı karalayıp üzerine evet basmak da en büyük hayalim. tabi bunu fotoğrafa dökmek, dahası yayınlamak ne kadar akıl karı bilemedim şimdi:) 
bu haberi "habersizce" okumanın en güzel yanı gereken stochu* önceden halletmemi sağladı. teşekkürler YSK!

*imagine effect of a bottle of saturday

6 Eylül 2010 Pazartesi

kapesese

farklı bir işim var şu anda. hani küçükken, ya da okulda tarif edilen işlerden biraz farklı; gelişen ve yoğunlaşan dönemlerde zamanın önemini de ön planda tutularak bu azlığı bireyin kendisine hediye edecek marjinal bir hizmet kuruluşu da diyebiliriz.

İş gereği çoğunlukla tempolu, neşeli olmak gerekiyor – ya da ben öyleyim -. Ama bazı zamanlar bu tempoya ilerleyen zamanlarda nasıl ayak uyduracağım, yaşın da ilerleyecek olmasıyla aynı havayı koruyamayacak olma ihtimalinin düşüncesiyle yeni arayışlar içerisine girmiyor değilim. Burada kişisel gelişimin dışında gelmek istediğim nokta daha önce 2007 yılında denemek için girdiğim, şimdilerde ise hazırlanmayı düşündüğüm KPSS. Adlığım 80 puanı olabilecek muhtemel konumun ve birkaç arkadaşın aldığı örnek puanlarla kıyaslarak pek kaale almadım açıkçası. Önce kendimi bu bir iki ay deneyerek ihtiyaçlarımı görmek ve gerekirse kursa gitmeyi bile göze alacak kadar da düşündüm üstelik. Bu hazırlık döneminde önüme çıkacak en büyük engeli kendimin şu güne kadar dem vurduğum ve yinelemesinden koktuğum istikrarsızlık olarak görmekteydim. Sonrası malum. Kendimi önceden hazırladığım vazgeçiş bahanesini bile unuttturdu, başlıbaşına vereceğim çabayı sorgulatır oldu. Sadece hazırlık dönemi değil, kazandığımı varsayarak gireceğim çalışma ortamına kadar sorgulamak ve kaçınılmaz olarak başlama kararımı henüz vermişken bütün süreçten soğumak zorunda kaldım. Geç kaldığım “kariyer plan”lamamda kolay yolu seçtiğimi sanarak ara sıra kendimi de sorgulamadığım değil ama o kadar da kolay olmadığını görmek zaman almadı. Gelecekle ilgili bu planları yeniden gözden geçirme, daha doğrusu hesaba katılmayan bu katakülleyle bambaşka bir bakış açısından bakmak, umut anlamında hissettiklerimi suya düşmekten kurtarsada filizlenmesine bile izin vermeyen bir hale büründü. Bu kararları geçen sene alıp bu sene aptal yerine koyulmak mı, yoksa olan bitene rağmen yine de devam edip seneye aptal yerine koyulmak mı iyidir? Bambaşka bir yol izleyerek parti binalarında arkadaş edinmeye mi başlamalı?

Durumun vehameti öyleki sadece hadi yeniden yapıyoruz denilse bile hakkı yenen bir sürü insan olacaktır. Bir yanda yine de “ulan insan bikaç tane yanlış yapar be!” diyerek sırıtan kendine demokrat, olan biteni müstehak ve hakkı gören tabiri caizse badem bıyıklıları görmedim değil, bak caiz dedim dikkat edersen

4 Eylül 2010 Cumartesi

durmayan top

önce dönelim almanyaya 3-2 yenilerek finalin eşiğinden döndüğümüz yarı final maçına: son dakikalar, gole ihtiyacımız var. almanya ceza yayı önünde faul kazanıyoruz. maçı izlediğim yerde haydi be hamit diye ayaklanıyor insanlar. ama topu eline henüz birkaç dakika önce giren tümer alıyor, kimseye vermeden geçiyor toğun başına..

şimdi de biraz daha geriye norveç maçına dönelim; 2-0 geride olduğumuz maçta iki duran topta, biraz şans, biraz mhrye ve iki adet en sertinden hamit vuruşuyla dengeyi sağlamıştık. Böyle bir geri dönüş maçında, ilk ikisini skora çeviren bir oyuncunuz varken, üçüncü defa, hatta daha tehlikeli olabilecek bir yerden frikik kazanılırsa kim kullanır? Soruyu tekrar kendime sorunca cevabın evrenselliği karşısında şaşırdım. Bu sefer de topu eline kendine milli emre belözoğlu alıyor, kulübede terimin bütün bağırışlarını bile duymazdan gelerek alelacele kullanıyordu bu vuruşu.

Dün akşamki olayla birebir kıyaslamak çok doğru olmaz bunları. Nihat topu elleriyle vuruş noktasına dikerken skor avantajının yanımızda olması, kazanabileceği özgüven ihtimaliyle birlikte (ee biraz da geçmişin rüzgarı) kabul görülebilir düzeyde tutabiliyor.
Milli takımı seçtiği günden bu yana fark yaratan bu özelliği hem saha içindeki dominant takım arkadaşları hem de bu sorunları idare edemeyen, söz geçiremeyen kenar yönetimleri sayesinde minimum seviyede tutuldu hep. Hep değişeceğini ümit ettiğim, önceki postta da belirttiğim kadro seçimlerinin düzeleceği umudu, fazla hayalperest mi bilmiyorum ama, kendisini gözümde takım kaptanlığına kadar yükseltecek bir değişim süreci özlemi içinde oldu.

3 Eylül 2010 Cuma

system failure

"taktik anlaşıyış"ına göre oyuncu seçtiğini söyleyen hiddink'in seçimleri:
gökhan gönül ve sabri sarığlu sakat, ki sabri sakatlıktan dolayı henüz forma bile giyeyememiş takımında.
gökhan zan. bu konuya hiç giresim gelmiyor, ağız dolusu küfür birikiyor ağzımda. korkuyorum bu adam takım bulamasa da oynayacak, kahveden çağıracaklar maçlara. kimin nesisin, nasıl bir bağlılık yaratıyorsun arkadaşım sen böyle. beşiktaştayken de şaşırtıyordu beni, ama en azından 3-5 oynamışlığı vardı. galatasarayda daha da şaşıtıyor beni, ki milli forma sayısı gsdekinden fazladır kanımca. en çok merak ettiğimdir kendisi.
nihat kahveci. neden bu ısrar hala anlayamıyorum. bu kadar çok anlamamazlığı gidermek için takıma seçilme kriterlerini bir yerlerden edinmeliyim. zira ortada adil bir seçim olmadığı aşikar.
Peki, bu forma bizim mi?  

1 Eylül 2010 Çarşamba

bir 2010 fiba world cup yazısı

28 ağustos itibari ile yıllardır beklenen organizasyon başladı ve benim gibi 2001 avrupa şampiyonasını yakınen ve yerinde yaşayan bünyeler için aslında farklı bir tat beklentisi yine seyirci gazı ile bir final gibi garip hayaller zihnin ana başlığını oluşturdu. dün itibari ile 3. maçlar geride kaldı ve artık az çok ne olup olmayacağı konusunda fikirler oluşmaya başladı. ben ise 99 yılından itibaren olimpiyat , dünya basketbol şampiyonası , avrupa basketbol şampiyonası ve elemeler dahil olmak üzere her milli takımı izleyen bir bünye olarak dün akşam gözlerimin şahitlik ettiği en oturmuş milli takımı izledim. bunun maç galibiyeti ile alakası falan yok , 2001 avrupa şampiyonası finalini izleyenler aslında fibanin yazılı olmayan kuralları ve ezilen takımlar ile ilgili ruh halini düşündüğünde ne demek isteyeceğimi anlayacaklardır. bu kadar sakin kalan ve herhangi bir şekilde tepki vermeyen bir takımı ve fiba baskısını 2005 avrupa şampiyonasında ispanya - hırvatistan maçını izleyenler hatırlayabilir. hırvatlara neler edilmişti fiba tarafından velakin adamlar uzatmanın sonuna kadar kazanmak için ne gerekiyorsa yapmışlardı fakat olmamıştı. 2001 de ise biz ilk yarının sonunda menajerimizin ifadesi ile bu maçı bize vermezler diyerek maçtan kopacak kadar kırılgandık. tanjevic ten ne kadar nefret etsemde sanırım sağladığı en önemli katkı bu takıma takım sporlarında alışık olduğumuzun tam tersi sakin kalma durumu idi. yoksa dün akşam 2-3 teknik faul almamız için bir çok sebep ve durum oluşmuştu. bir taraftan da menajer farkı da olabilir. sporculuk ahlakı denildiğinde basketbol tarihimizin en önemli admlarından biri olan harun erdenay'ın orada olması bence çok acayip bir kazanç.bu milli takım muhtemelen 2.turda istanbulda 5 eylül pazar günü yeni zelanda ile oynayacak. daha sonrasında eğer turu geçer ise b grubu 2.si ile a grubu 3.sü galibi ile yoluna devam edecek. buradan yola çıkarsak brezilya - avustralya galibi ki muhtemelen brezilya ile çeyrek finalde karşılacak ki kim ne derse desin şu turnuvada abd den sonra istemeyeceğim tek tamım brezilya. turnuvada en iyi pota altına sahip takımlardan biri biziz diğeri brezilya. ama onların bir farkı var , bu sakinliği bile çileden çıkarabilecek varejao , huertas , giovannoni gibi gıcık herifler. ama her ne olursa olsun dün akşam gösterdi ki biz yarı final için acayip bir adım attık şimdi geride kalan tek temennim ise slovenya nın allem edip kullem edip brezilya yı yenmesini beklemek ki işte o zaman yarı final bizim için harbiden gerçekten ulaşılması rahat bir olay olsun. diğer takımlara bakınca söyleyeceklerim var elbette. madde halinde sıralarsak;

1- sevgili kaan kural litvanya hiç bir zaman en zayıf kadro ve iddiasız tabirleri ile tanımlanamaz çünkü rudy t ne demiş ; " don t never ever estimate the heart of champion" kısacası ccc kleiza reyis ccc

2- ispanya, yunanistan; bu halleri ile ki bu kadar sayı yiyen 2 tane büyük takım olamaz 2.turda birbirleri ile karşılaştıktan sonra 1 adım ötede güle güle kelimesini hakederler ve böylece fiba da artık abd karşısında 8 hakemle de yönetse bu iki lobiyi yarı finale çıkaramaz. bu yüzdendir ki yunanistanın ikinci olmaması için dün akşam bu kadar uğraş verildi veya litvanya 18 sayı gerideyken öyle bir evire çevire ispanyayı bozguna uğrattı ki kimse gıkını çıkarıp ispanyayı galip getirebilmek için ellerinden geleni yapamadılar.

3- fibanın elinde sırbistan kaldı geriye onlarda muhtemelen türkiye - abd yarı finalinin galibi ile finalde karşılacaklar ve hangisi ile oynarlarsa oynasın geçen senki hezimetin aynısını yaşayacaklardır. lanet olsun sana ey fiba krstic ve teodosice verdiğin cezaların aynısı bir kavga çıksa da o zaman da versen da anlasak ne yapmak istediğini.

4- biz en iyi halimiz ile yarı finalde abd ile oynayacağız ve bir mucize olmazsa kaybedeceğiz ama bana turnuva öncesinde bunu bir kişi bile söyletemezdi buna da kalıbımı basarım. çünkü bu takım o kadar bıçak sırtı bir hale sahip ki abd den yarı finalde 40 sayı da yiyebilir veya geçmişte yunanistanın abd ye yaptığı bir sürprizi de yapabilir. ama her ne olursa olsun milli takımımız için söylenecek sözü dün akşam ender arslan söyledi; " ersan gibi bir oyuncuya sahip olduğumuz için çok şanslıyız" eğer bunu hidayet te kendisine söyletebilirse neden olmasın bir final veya şampiyonluk diye aklımdan geçmiyor değil herkes gibi.

5- sevgili abd takımı için ise fazla kelam etmeyeceğim ama şunu anladım ki sevgili koç mike (soy ismini hayatta yazamayacağım için böyle yazmakta bir sıkıntı yok sanırım) danny granger i oynatmama sebebi sanırım kokuya karşı fazla duyarlı olmasıymış veya harbiden eşşek olduğundandır bilemedim. bu cümle ile ilgili ne demek istediğimi anlamayanlar için ; kendisi twitter de istanbul için "smellin like dead donkeys... no joke " diyebilmiş insan.

6- sevgili ntv ve ntvspor yayınladığınız maçlar için söyleyecek cümle bile bulmakta zorlandığımı bilin. siz devam edin fildişi sahili maçını yayınlamaya veya bir tarafta litvanya - ispanya oynarken gol programında joseph yobo , misimovic , insua ne yapacak tartışmalarını yapmaya , yazıklar olsundan başka bir şey gelmiyor içimden. günde 3 maç o da c grubunda güzel ülkemin güzel grubu , aralara da abd maçlarını serpiştirip olayı bitirmek. yazık vallahi yazık.

dumur

farklıdır, severiz vs de abartı olmadı mı biraz bu :) di mi güntekin!