29 Aralık 2010 Çarşamba

ohh ghosts always watching

müzik anlamında yeni keşifler yapmak çok keyifli. özellikle balkan tadında bir lezzet bırakıyorsa bende defalarca dinlemekten,sıkılmadan dinlemekten alamıyorum kendimi. bu şarkı da aslında twitter da alakasız bir yerde karşılaştığım oi va voi grubunun en acayip şarkısı. every time ile tanıştım bu grupla , sonrasında foggy day dedim vayy diye tepkiler vermeye başlarken , balkanik ile tanıştım ama en acayip şarkısını en son tanıdım. şarkının adı gypsy , ama yok böyle bi şey. bu şarkıyı dinleyipte yerinde durabilen varsa kesin ya kulağı duymuyordur ya da huysuz şirindir. başka ihtimal olamaz bu şarkıda hoplamamak , zıplamamak için. şarkı sözleri de acayip ; oo see them watching diye başlayan nakaratta ghosts always watching diye çığırırken şişeleri havaya zıplatmak,atlamak,hoplamak çok acayip oluyor. ha bir de çingene doğmam gerekiğini anlatan bir ifade daha var; climb the stairs where you are from , there is a room at the top of the heart of the ghetto where the gypsy's been and gone. izle , dinle ,izlettir, yaşattır. bu arada canlı performansa kanmayın şarkının orjinalinde o arada üsküdara giderken nağmelerini duyamazsınız. olsun ama bu da canlı performans videosu;

28 Aralık 2010 Salı

Orta

Hayatın hep bir dengesi vardır. Bu dengeye “orta” derler sanırım. Hani bir “şeyin” hepsine sahip olamazsınız ama aslında hiç yok da değildir, biraz da olsa mevcuttur. Hayatı hep ortalarda yaşamak zorundayızdır. Ne çok mutlusundur, ne de mutsuz bir insansındır. Üst seviyelerde başarılı bir insan değilsindir ama başarısız hiç değilsindir. E haliyle çok paran da yoktur ama cüzdanın da boş değildir aslında. “ben özgürüm, kanatlanacağım” dersin ama birisi tutar ayağından. Ne göktesindir, ne yerde..

Orta halli insanlarız bizler. Amacımız suya sabuna dokunmadan yaşamak. Her ileri bir adımın bir ilerisi de var olduğundan, bulunduğumuz çukurdan daha derine gömmemeye çalışırız kendimizi, nefes alabildiğimiz yerdeyiz en azından deriz. Trafikteki dolmuş bile orta şeritten gider, işe giderken koridorda ortadan yürürsün, kahve ile şekeri eşitlersin, ne kahvesi fazla olsun ne şekeri az olsun.. “orta” olmanın bu kadar “ortak” olduğu bir şehirde kendimize sanırsam “normal” diyebiliriz ama sokaktaki herhangi birinden farkı olmayan. Onlar da bilirler. Sen de, ben de sadece onların yanından yürüyüp geçen birilerinden farksızız, her detayına kadar ayrı ama sonunda aynıyız...

aşağıdaki arkadaşa da gönderimizi başlıkla yapalım:)

uzun

geceler de günler de. uzun ve yorgun, ardı arkası kesilmeyen yoğun çalışma günlerinin götürdüklerinden biri oldu mecram benim için. bırak tek satır yazmayı, klavyede herhangi bir tuşa basmaya katlanamadığım akşamlar geçiriyorum. tak, tıkla ve izle, daha izlemeye başlarken uyumaya başlayacağımın garantisi altındayım hem de. 5 günde 1 film bitirebildiğim günlerde, gom playerda önceki gün nerede kaldığımı bulabiliyor olmak bile ayrı bir sevinç. 

şimdi tek düşüncem yeni bir yılın yine yeniden anlamsız telaşı. saat 00:00 da yine bir cnbc-e klasiği victoria's secret'la, sultan ahmetten maslak'a uzanan manzaramla avrupa yakasının ışıklarına karşı "zuum" olmak. keşke teknoloji özürlü olmasam da, şu çek-yayınla telefonlardan birini kullanabilip manzaramı da ekleyebilseydim posta.

aşağıdaki arkadaşa da gönderimizi başlıkla yapalım:) 

24 Aralık 2010 Cuma

Kısa

Özlem duyuyorsun birşeylere. Birşeyler canını sıkıyor, daraltıyor.. “Yeter!” diyorsun, yetmiyor. Kaçıyorsun bazen ama sonunda hala orda olduğunu biliyorsun. “Yakaladım” derken balık suya geri düşüyor.. En çok da neyi özlediğini bilememek fenaymış. Bir boşluk var içinde, hissediyorsun, nedendir dolmuyor ama. Kararmış sanki dünya, gündüzler çok kısa. Herşeye kızıyorsun. Ota boka yaramaz şeyleri kafaya takıyorsun. Arada bir sorgulamayı bırakıp unutuyorsun, hafif bir gülümseme yayılmışken yüzüne, seni bozan bazen telefondaki tanımadığın ses bile olabiliyor. Sonra kafayı çevirip bildik yüzlere bakarsın, hepsi aynıdır. Az önce görmediğin sestir onlar. Çantan hazır değil ama bir yolculuk telaşı var. Keşke içine o güzel insanları da doldurup gidebilsem diyorsun. Ama gelmiyorlar seninle.. Eğer bu isyansa, tez zamanda kendi kellemi kesmeliyim buna son vermek için..

17 Aralık 2010 Cuma

geçmişli zaman



tarih; 30 mart 2008
kişiler; ben,erdem(siyah akordeon),enis(gitar),furkan(üzgün çocuk),suzan(kameraman)otepanka özge(siyah saçlı kız),nana(balkondan bakan yaşlı kadın)
yer;bizim evin bahçesi
eski bir hatıra oldu şimdi kayıttaki görüntüler.ne artık yüzümde o güzelim sakallarım var,ne evimizin bahçesi kaldı.istanbula yerleşip işe girdikten sonra 3 günden fazla sakal bırakamıyorum.bahçenin olduğu yerde şimdi 5 katlı bir apartman ailem artık o apartmanın 1.katında oturuyor.Özge almanya da,Suzan istanbul da öğretmenlik yapıyor,Erdem müziği bıraktı aşçı oldu..Enis askerden yeni geldi kafayı resetlemeye çalışıyor.Furkan pınar dan tamamen ayrıldı ordaki gibi artık üzgün günler yaşamıyor ve nana. o bilinmeyene gitti,geri gelemiyor belki bi yerleden bizi izliyor(izliyosan,duyuyosan; te sakam be nana).
bazı filmlerin sonunda böyle anlatımlar olur ya ondan etkilendim sanırım.artık ne kuzenlerle ne de dostlarla böyle ortam yapamıyoruz büyüdük mü ne ? çok eski de zamanlardan bir anı değil ama içimde çok uzak bir hayal gibi artık.hayatımında en çok yaşanmışlıkların olduğu o bahçe artık yok. suzan nana nın cam dan artık emine teyzeeeee kadri evde mi diye de seslenmiyor,telefon açıyor kuzi evde misin diyor.nana hiç yok. o olmayınca o eve giden bir kadri de yok,komat yok,valangija yok,sarajlija yok,geçmişe dönüş yok.hayat yetişemiyeceğim bir hızla dönüyor. geriye hayatı durdurduğumu sandığım kareler kalıyor. üzerinden zaman geçince o karelere bakıyorum dokunamıyorum.ben galiba kendimi biraz fazla kandırıyorum

7 Aralık 2010 Salı

yamore



bazen bir arkadaşınız size eski günlerde çok sevdiğiniz ve dinlemekten keyif aldığınız birisini hatırlatır başka bir şarkısıyla , siz de o sayede o dinlediğiniz kişinin en sevdiğiniz şarkısını kaç zamandır dinlemediğinizi ve bununla beraber özlem duyduğunuzu farkedersiniz. sonra tekrar başlar yamore diye. mali nin muhteşem sesi salif keita , isme bakıp aldanmayın topçu değildir fakat sert bir top gelmiş gibi çarpar adamı. keyifli dinlemeler.

every little drop


ben küçükken cep telefonu yoktu, çocuk aklımla annem dışarı çıkıp da hava karardıktan sonra eve geldiğinde endişelenirdim. içimden "annecim, ne olur gel, bak bir daha yaramazlık yapmayacağım" diye içimden kendisiyle konuşarak.

biraz önce açık pencereden hışırtılı birtakım sesler duydum yağmur sanarak, umutla pencereye koştum, rüzgarmış -peeee-. annemle ilgili bahsettiğim duyguyu hissederek "yağmur ne olur yağ, bak, 3 ay boyunca yağ, tüm yıl yağ, hiç şikayet etmeyeceğim, güneşli günler istemeyeceğim" dedim içimden.

şehir


hatıra mıknatısı.

iyiler iyi de, kötüler sokağa çıkmayı bile yasaklar bazen insana. şehrin insana yapabileceği en büyük kalleşliktir bu.

parfümüm kötü hatıraları çeker değiştiririm, saçlarımdan sakalımdan atarım kötü hatıraları kırparak, içimdeki boşluğu yemek yiyerek de doldururum, işkence haneye dönerse evimi de bırakırım çare yoksa..ama şehrim..benim gücüm yetmez ki sana..sev beni..ne olur...

sigara


hiç bir şeye karşı isteğim yok, şu an bana bakan sigaralarım hariç.
onları hiç bir erkeği sevemeyeceğim kadar çok seviyorum.
yanan tütünü içime çekmek benim için ölümle dil dile , dudak dudağa öpüşmek gibi...
totaliter zihniyetinizi, kapitalist beklentilerinizi bir tarafınıza sokun.
ben ölümü şehvetle arıyorum,
fani varlığımı söndürüyorum ucunda.

3 Aralık 2010 Cuma

Sinir Krizi


Bugün anladım ki aslında kimse kimseyi takmıyormuş. Herkes başını önüne eğip işini yapacakmış, konuşmayacakmış. Ne kadar çabalarsan çabala, karşındakiler bir şekilde aklındakileri okuyup sana tam tersini vermek için elinden geleni yapıyorlarmış. Bundan sonra onlar için ter dökmeye gerek yokmuş. Artık vakti gelmiş yeni limanlara yelken açmanın...

tutti frutti te khelas



bu aralar eski günlerimi yad etmeye ve gatlif i hatırlamaya başladım. ulan benim cenazemde bunu yapmazsanız valla küserim. huzura ermişim işte bağırın arkamdan tutti frutti te khelas , hajde bajce , hajde , hajde

1 Aralık 2010 Çarşamba


Buz gibi bir neşter darbesi
Senin bu ihanetin,
Sımsıcak kanayan yaramı,
Yarar da diri diri,
Deşer de geçer...

Gözlerim sanki patlamış kan çıbanları
Akan gözyaşlarım değil asla,
Kanlı bir irin gibidir,
Ellerimden kopan eller,
Senin ellerin ise...
Ellerimden kopan eller,senin ellerin ise..
Gittiğin o gecenin,
O korkunç ıssızlığında,
İhanetin,etimin çırılçıplağında
Sinsice dolaşan,kapkara bir akrep gibidir...