19 Kasım 2011 Cumartesi

Yugovik İroni


Milenyuma 9 kala cadı kazanı kaynamaktan sıkılmış,taşmış bir hale gelmişti.Halklar mozaiği, bratstvo i jedinstvo(birlik ve kardeşlik) ilkesi üzerine kurulu Yugoslavya'da artık ne pesniler ne sevdalinkalar söylenir olmuştu,nede omuz omuza şen şakrak oro yada kololar oynanır olmuştu.Camdan küreye Tito'dan sonra üfleyecek nefes kalmamıştı.O nefes artık kanlı tarihi! hikaylere( antik dönemde bile duyanları ha siktir len,yalancıyı...! dedirtecek şekildeki hikayelerdi bunlar),öldürmek için coşkulu nutuklara hizmet etmeye başlamıştı.Yaşı tutanların canlı yayında pazar yerine atılan havan toplarını,toplu katliamları izlediğinden dolayı kısa kesiyorum bu kısmı.Bu olaylar sonucunda Yugoslavya dağıldı,bitti,gitti,tarihin tozlu sayfalarına girdi vb.Kimi tarihçiler için ise tarih sayfalarına bile giremeyecek kadar kısa yaşadı o yüzden tarihi değeri yok(sizi okutan hocalar kimse adresini verin yüz yüze görüşelim) Tarihi değeri olmayan Yugoslavya'ya amatör bir tarihçi olarak benim baktığımda bulduklarım ise ;

1- 1984 sarajevo kış olimpiyatları
2-1976 avrupa futbol şampiyonası ev sahipliği
3-kendi otomobil markası (bkz: yugo) hernekadar üstsınıf otomobiller olmasada kendi markaları vardı ve a.b.d'ye kadar ihraç ediyorlardı. o döneme göre normal araçlardı.
4- %100 yerli sermayeli yugoslav tankı (bkz: m-84)
5-kendi uçak endistürisi utva lasta , ikarus s-49 , ikarus 451
6- %100 yerli sermayeli yugoslav otobüs endütirisi. (bkz: ikarbus)

bunların dışında kültür sanat ve sporda da başarılıydı;

basketbolda dünya ve avrupa şampiyonlukları ve ev sahiplikleri.

futbolda Kızılyıldız'ın şampiyon kulüpler kupasını (bugünki adıyla şampiyonlar ligini ) alması

1989 eurovision 1.liği v.s

Bu listeyi daha farklı şekilde de uzatmak mümkün.Velhasılı şu an için 7 devletçik durumundaki eski Yugoslavya içinde hala daha kendini Yugoslav olarak niteleyen kişiler azımsanmayacak kadar çok.Sadece 7 devletçik içinde değil diaspora diyebileceğimiz (ki bu diaspora içinde Türkiye'de sayılabilir).Yeni nesilden çok sayıda insanda kendini Yugoslav göçmeni olarak tanıtmaktan rahatsızlık duymuyor.Bu insanlar Tv de bir filmde bir replik duyduklarında farklı bir şehire gittiklerinde bildik o şiveyi yakaladıklarında kanları çekerek,yüzleri gülerek;''sizde mi ?'' aa evet bizde'' yada ''ben değil ama ailem Yugoslavya'dan'' gibi diyaloglarla sohbeti açıyorlar.Demem o ki Yugoslavya'yı siyasi haritalardan sildiler,sanal alemde .yu uzantısını bitirdiler yada malum tarihçiler gibi tarih sayfalarına bile almak istemeyenler var ama Yugoslavya'dan göç ettik,Yugoslavca biliyorum diyenleri bitirmek geceden sabaha olmuyor.Kök saldığımız coğrafyadan olsa gerek inadımızdan geri dönmeyi pek beceremediğimizden daha uzun bir süre bu nostaljinin içinde yaşamaya devam edeceğiz.Nostalji sözü ne kadar geçmiş ile ilintili olsada bu konuda ben ve ben gibiler için nefes aldığımız şu an kadar gerçekliğin içinde yaşıyoruz bu duyguları.Şimdiki haritalar üzerinden gidersek bir Makedon çok rahat Boşnak mahallesinde hiç yabancılık çekmeden dolanabiliyor.Yada Boşnak bir diva Belgrad'ta Ekim 2011 de tıklım tıklım dolu bir spor salonunda verdiği konserde sahneye başka bir Boşnak sanatçı ile çıkarak yaptıkları düette ''Ruhunun Sloven,kendinin Yugoslav''olduğunu haykırırcasına söylerken alkış kıyamet kopartabiliyor.Başka bir konserde Sırp bir müzisyen Bosna'da ''Raçunajte na nas (bizide hesaba katın)'' yada Mareşal Tito için gürleyen seslerle şarkılar söyleyebiliyor.Fakat gelin görün ki 91-95 arası akan kan...Sanırım yeryüzünde başka hiçbir toplum kendine hem bu kadar yakın,hem bu kadar uzak değildir.Coğrafyamızın isminden belli ne kadar anlamı Sık ormanlık alan da olsa Bal-Kan-lar olarak daha açıklayıcı olduğunu düşünüyorum.Şarkılarında hızlı ritim içinde gözyaşı,hem kardeş hem en büyük düşman her türlü zıtlığın uzakta değil yanı başında olduğu bir coğrafya e haliyle insanıda ister istemez böyle oluyor.Nostaljiyi gerçeklikte yaşıyor.

Hiç yorum yok: