bir şeyleri yürütmek ilgimi çekmiyor. başlangıçtaki heyecanı seviyorum,sonra sıkılıyorum. bir süre boyunca bir şeyde karar kılıyorum,yürümesini sağlıyorum -sonra dışarıdayım. Öyle girişimciyimki hiç bir şeyde başarılı olamıyorum, kendi hayatım dahil. Bunun sırrı bunu biliyor olmamda yatıyor.
27 Mart 2011 Pazar
GELİYORUM
20 Mart 2011 Pazar
Yüksek Gerilim
Blogger’ı siyasetten uzak tutmak gerek, zaten kapalı kendisi kanunlarca. Ama bir kere kalemi kırılmış birine ikinci cezayı kessen ne olur ki? O zaman gelsin;
Al işte yine aynısı oldu. Yine “barış” dediler, kelime manşetlere düşmeden bombalar düştü. Bu aralar çok Banu Avar okuduğumdan mıdır nedir bilmem ama bu “devrimlere” bakış açım daha geniş bir perspektif kazandı. Ben ilk defa bir ülkenin Cuma namazlarıyla devrildiğini gördüm. Önce wikileaks dediler, Tunus’a saldırdılar. Polis kalkanları indirdi, asker kışlasından çıkmadı, biri kendini yaktı (belki de delinin biriydi), vatandaş bakanlıkları yağmaladı hükümet kaçtı. Adını Yasemin koydular “devrimin”. Şimdi keyifleri yerinde, havalimanlarına günde kaç tane ABD uçağı iniyordur sayamam inanın ki.
Sonra Tahrir Meydanı diye bir yer varmış Kahire’de, oranın varlığını keşfetti birileri. Haftalar boyunca insanlar orada yattı kalktı ve sonunda 25 yıllık Man Utd teknik direktörü Alex Fergusonun bile tüylerini ürperten olay gerçekleşti ve Mübarek onlarca yıl sonra istifa etti. Tabi bu da “halkın iradesi” ile gerçekleşti.
Şimdi aynı dalganın bir yandan yemişi Libya’da oluyor. Milis güçler tıkandığı yerde kendileri bile farkına varmadan Avrupanın ittifakı oldular. Ben oradan dalganın domino taşı misali yıkılarak Suriyeden sonra Diyarbakıra ulaşacağını düşünmekteyim. Acaba o zaman “halkına zulüm eden Kaddafi” sıfatını bizlerden kime giydirecekler? Ama eminim ki sınırları çizdiklerinde duvarın diğer tarafından bizleri “kötü adam” olarak gösterecek birileri olacaktır.
17 Mart 2011 Perşembe
gol @ntv
15 Mart 2011 Salı
ölü var
sinan engin, gökmen özdenak, ziya şengül, serhat ulueren, selim soydan, adnan aybaba, selçuk yula, ahmet çakar, hakanlardan şükür ve ünsal, ömer üründül, erman toroğlu, gürcan bilgiç, ercan saatçi, ali sami, bülent tulun, hıncal uluç, yıldırım demirören, serdar bilgili, sinan vardar, adnan polat, adnan sezgin, aziz yıldırım, nihat özdemir, şekip monst.., bülent yavuz, emre belözoğlu, sabri sarıoğlu, yılmaz vural, samet aybaba, bülent uygun, george hagi, fatih terim, rıza çalımbay, ertuğrul sağlam, erhan güven, şansal büyüka... uzar bu liste.. sanırım ben bu adamların tekelliklerinden, provakatörlüklerinden, ahkamlarından sıkıldım. sıkıldım ulan işte. patlattınız sevdiğim topumu sonunda
hele sen, sen yok mu pascal; git kendinden bıktırmadan artık.
3 Mart 2011 Perşembe
bir kültür karmaşası
artık her gün bir şarkıya odaklaşmak ve onun versiyonlarını , yorumlarını gün boyunca dinlemek gibi bir geleneğim oluşmaya başladı. bugün sabah itibari ile fuat saka konserine hazırlık amacı ile fuat saka yorumlarından seçtiğim ve sonra muhtelif yerlerde muhtelif kişilerde yorumlanan bir türküye sabitledim kendimi. şarkının adı romana diye geçse de başka kişiler yorumladıklarında "Ela Ela Leose" şeklinde de söylediler bu güzel yüzyıllık türküyü.
türkünün sözleri pek mergelce veya hemşinceye uymadığı için biraz bakayım dedim orjinali nedir ne değildir diye ve karşıma çıkan sonuç pontusça olduğuna dair idi. yani karadenizde rumların kendi özgün yorumları ile konuştukları bir dil ve trabzon rumlarına ait bir türkü olduğunu öğrendim.
kültür karmaşası başlığı da oradan sonra çıktı zaten; memleketim o kadar derin bir büyüye sahip ki burada yakılan ağıtların dillendirilmesi mesafeler uzadıkça da değişmiyor ve aynı özgünlüğü taşıyor. keşfettiğim kişi Nikos Michailidis ve onun yorumladığı albüm de horon ke troğadiya albümü. kemençe aynı hüzünde eşlik ediyor insana, ağıt aynı ağıt ve şarkıyı dinlediğiniz de aklınıza gelen ilk detay da bu türkü sadece bir trabzon akşamında belki de boztepe de akşam vakti güneş batışı rakıyı yudumlayan insanların hep beraber söyledikleri bir şarkıdır diye.
kim bilir o toplulukta rum,türk,gürcü,mergel bir sürü insan aynı anda kemençe eşliğinde fakat pontusça söylediler bu şarkıyı. işte adamı şarkıyı dinlerken veya bu memlekette bir anı yorumlarken kafa yormaya iten detay da bu. bu yüzden çok seviyorum ben bu memleketi , bu karmaşık kültür yapısında kimse bu benim diye sahiplenmediği anları düşünerek ve bunları paylaştığını hissederek bir romantizme girdiğimi düşünerek seviyorum. klasik tabir ile işte eski beraberlikler ve paylaşımları mı özlüyorum sanki hiç görmesemde , yaşamasamda onun yorumu da size kalmış.
Ama aynı zamanda yanınıza sokulan bir rumun ne güzel bir türküdür demesi de hoşunuza gitmiyor değil tabii. bu da sürpriz olarak motive ediyor sizi bu kültür karmaşasından bir kararlılık çıkarmanızı. karmaşıklık veya dağınıklık artık ne derseniz deyin korkutur ya insanları ben bu müziklerde karmaşalık yaşadığım her an kendimi çok daha iyi hissediyorum anlıyacağınız.
sadece ama sadece bu karmaşıklık beni çok yönlü bir etkileşimin içine sokacağı için olsa bile yeter bana. seviyorum işte kısacası ben bu topraklardan çıkan her kesimin ağıtını ve sessizce,paylaşarak dile getirmesini. şövenist olamamak ve bazı kültürlerin bu topraklarda yaşadığına inanmak da işin ana fikri sanırım. asıl iyi hissettiren detay da bu sanırım. o yüzden yazının başında bir rumdan , sonunda bir türkten yorumunu koydum bu ortak paylaşımın.
1 Mart 2011 Salı
bira
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!
yaşasın octoberfest:)


