30 Nisan 2011 Cumartesi

kızlar için ofsayt dersi


Kızlar sizin için üşenmedik ofsaytı anlattık :) 

Şöyle ki : Mango'ya girdiğini düşün. Yanında bir arkadaşın var. O kişi seninle a...ynı takımda yer alıyor. Karşı takımda da sevmediğin kızlar var. Lakin Mango öylesine kalabalık, öylesine kalabalık ki anlatamam. Sende takım arkadaşınla beraber bir bluzu beğendin. Karşı takımdaki sevmediğin kişilerde aynı bluzu beğendiler. Ama siz bu bahsedilen bluzu onlardan daha önce kaptınız.Kasanın kale olduğunu düşünelim. Karşı takımdaki kızlar da kasaya ulaşmamanız için savunma yapıyorlar ve kasanın önünde dikilmiş bekliyorlar. Senin de şöyle bir planın var. Takım arkadaşına diyorsun ki; "Sen kasanın arka tarafına geç, ben sana bluzu atayım, ödemeyi yap ve bluzu alalım." Arkadaşın kasanın arkasına yani kızların arka tarafına geçiyor ve sen bluzu ona fırlatıyorsun. Bu durumda ofsayta düşersiniz. He ama böyle yapmazsanız, sevmediğin o kızlarla yüzyüze, tartışarak, çirkefleşerek aralarından sıyrılıp kasaya ulaşır, ödemeyi yaparsanız ofsayta düşmezsiniz. Ama şöyle bir şansınız da var. Sen tam bluzu fırlatacağın sırada arkadaşın kasa önünde savunma yapan kızların yanında durur ve sen fırlattığın anda koşmaya başlarsa ofsayta düşmeme ihtimaliniz var. Fakat zamanlamayı çok iyi ayarlamanız lazım. Çelişkili bir durumda gözler yan hakeme (bu durumda yan hakem kasiyer oluyor) çevrilir. Yan hakem devam etmenize izin verirse ve sizde bluzun ödemesini yapabilirseniz hem gol olur, hemde ofsayta düşmemiş olursunuz. İşte ofsayt böyle birşeydir ve Mango'da işe yarayabilir.:)

not: bir arkadaşımın facebook profilinden, kim yazmış bilmiyorum.

26 Nisan 2011 Salı

tanrılar çıldırmış olmalı

dubai için söylenecek tek söz budur. bir similasyon oyunu düşünün,bellli bir bütçeniz olur ve oyuna başladıktan bir süre sonra eğer doğru yoldaysanız geliriniz artar.

işte dubai de bunun gibi hatta bu oyunun hilelisi. bazen oyun dergilerinde bilgiler olur ctrl+m dediğinizde paranız devamlı artar...çünkü kralın mal varlığı burada böyledir. insanoğlunun yapabileceği herşey yapılmış. dubai 1971 de sadece çöldü. okyanus var bir tarafında ve şehrin %80 i çölmüş(büyük ihtimalle okyanustan uzak taraflar)bu çölün üzerine düzenli olarak sokaklar caddeler binalar dikilmiş. ama dikilen gökdelenlerin hepsi birbirinden farklı mimariye sahip .emirates mall(avm) içinde kar pisti var inanabiliyormusunuz.çölün üzerine önce avm yapılmış ve onun da içine kar pisti.
bazen insanlar piramitlerin hala sırrı olduğunu, yapılamayıcağını çünkü onu uzaylıların yaptığını düşünürler.ilk piramitin yapımı günümüzden 4000 yıl öncesine dayanıyor. bu süre içinde mimaride insanlığın geldiği aşama burj el khalifa dir.828 metre. yanındayken asıl bunu uzaylıların yaptığını düşündüm. biraz da aklıma cahilce sorular geliyor. ya arkdaşım demiri,camı nasıl taşıdın 828 metre,dostum hadi taşıdın bunun tuvaleti nerde,asansör 1günde çıkar ,bunun camlarını kim temizliyor...en yukarıda dubai emiri el maktumun(dubai kralı) ofisi.heralde ofisinine çıktığında dünyaya hükmettiğiini düşünüyordur.bunların yanında yapay göl şehrin içinden geçiyor.5 şeritli otobanlar,kare kare caddeler,klimalı otobüs durakları,lüks arabalar.bir de bunların tersi bir durum okyanusa adama yapmak. palmiye şeklinde ve dünya şeklinde.yedi yıldızlı dediğimiz ihtişamın son noktası burj el arab.kalmak belki mümkün değil ama burada 200-300 tl ye öğlen yemeği yemek mümkün. zaten adaya geçmenin başka bir yolu yok güvenlikten geçiyorsunuz. atlantis hotel de aynı şekildedir. bunlara ek olarak burj khalifanın yanında havuzda dans gösterisi var. 18:00-22:00 arası her 30 dk a bir farklı şarkılar ile fısküyeler şarkıya göre püskürüyor. ama inanın bana kulağa bu kadar basit gelmesinin sebebi benim bunu açıklayacak kelimelir bulamamdır. bunun yanında dubai mall(avm) var.dünyanın en büyük alışveriş merkezi.içinde akvaryum ve buz hokeyi sahası var.dünya nın bütün lüks markaları burada.yalnız dubai de elektronik,giyisi ve cep telefonun kesinlikle ucuz değil. örneğin 1000 tl lik bir ürünü 875 veya 900 e alabilirsiniz ama taksit seçeneğiniz yok ki büyük elektronik firmaları da kampanyalarında bu şekilde düşebiliyor.
tavsiye olarak söyleyebileceğim 4-5 gün kalmak idealdir.şeriat diye birşey yok gece klupleri var alkol serbest. sigara yarı yarıya ucuz. yakıt tabiki çok ucuz.benzilinin litresi 80 kuruş civarı. bütün arabalar klimalı ve otomatik vites.taksiler de çok ucuz her yere taksiyle ulaşımı sağlayabilirsiniz.her yerde klimalar açık.şöförler araçtan indiğinde bile kontağı kapamıyorlar.bütün taksi şöförleri pakistanlı.arap mutfağı diye birşey yok. lübnan,iran veya hint mutfağı yaygın. akvaryuma değinmeden geçemceğim turkuazoo daha güzel diyebilirim ama bunun farkını anlamak için çölde olduğununzu hayal etmeniz gerekir(duba mall un içindedir)burası 2008 de en büyük tek parça akvaryum olarak guiness rekorlar kitabına girmiştir.bunları dışında halk plajları,balon turu, helikopter turu,paraşütlü atlama,golf sahası mevcut. resturantlarda tayvanlı filipinliler çalışıyor zengin araplar ise öğlene kadar uyuyor. , bu sebeten halkın durumu iyi ki zaten dışraıdan kesinlikle vatandaşlık almıyorlar. vatandaşlık için başvurabileceğin bir yer bile yok.zaten çevre de arap da göremedim her yer turist dolu. yerel kıyafetli insan ları sadece havalimanında 

gördüm.bu arada bir önemli nokta ülkeye girişte göz taramasından geçiyorsunuz.
çöl düzenlenen safari turları da harika, son model chevrolet jiplerle otelinde alınıp çölün ortasına geliyorsun,dans şovu,açık büfe yemek,çölde atv ve jeeplerle çölde yolculuk mükemmel. kısaca turzim burada zirvede. çölü bile nakite çevrebiliyorlar.

tanrılar çıldırmış olmalı dedim başlarken. çünkü araplar tanrı gibi, her istediklerini yapabiliyorlar çölde aqua park,kayak pisti,828 m lik bina. insalıkla oyun oynuyorlar. zevklerine göre dubai diye bir şehir kurdular. sadece 40 yıllık bir şehir yani tarihi yok . bir insan ömründen kısa.burada tabiki marifet araplarda değil mimarlar işçiler herkes ithal. ama zevk ve fikir onların . hatta bir iddia burj el arabın mimarı kasıtlı olarak burj el arabı haç şeklinde yaptım demiştir. denizden bakıldığı zaman bu şekilde gözükmektedir. tek kelimeyle herşey mükemmel, yalnız nisan olmasına rağmen hava 35 derece.doğru zamanda gitmelisiniz.



emir ergin 26/04/2011 - bir yıllık izin sonrası bronz teniyle şezlongunda uzanırken yazmıştır diye tahmin ediyorum:) (adam geziyor arkadaş:)

12 Nisan 2011 Salı

atlıkarınca dan kaybedenler kulübüne

bir vatandaş olarak yasak algım devletin dediği ile paralel muhtemelen. bugün don kişot ile konuşmasaydım bloguma bile giremeyecektim , kendisi uyardı da sağolsun ben de bir iki kelam birşeyler paylaşabilecek fırsat buldum en azından.

istanbul semalarında seyreldiğim şu bir kaç gündür elbette gündelik hayattan ve şehir değişikliği tecrübelerinden çıkarıp ortaya laak diye koyacağım dersler,çıkarmışlıklar,heyecanlar olabilir ama benim bu seferki yazı hakkım 2 adet türk filmi değerlendirmesi ve hayranlığı üzerine olsun.

öncelikle şunu söyliyeyim bu kadınlarda var olan nejat işler hayranlığı bende de yavaştan var olmakta kendisini alıp bir italya turuna gidesim oralarda venedikte dolaşasım geliyor fakat bir anda gelip geçici bir istek ciddiye alınacak veya itiraf edilecek bir durum yok sonra rusya ya gideriz beraber diyip değiştiriyorum algımı zaten düşünsenize italya ya 2 erkek fena bir hayal olurdu zaten. kaybedenler kulübü için de seçilebilecek en doğru seçim kendisiymiş bunu da filmi izlerken görmek mümkün. zaten kendisi de cast ta isminin geçtiğini görmeseymiş eğer kavga ederdim diye buyurmuş pek de haklı valla. lise yıllarımın sonu üniversite heyecanının başında bir kaç kez kaybedenler kulübüne canlı olarak radyıda şahit olan bir adam olarak ciddi anlamda kıymetsizliğime,akılsızlığıma yandım ben bu filmi izlerken. ulan nasıl bir seçicilikmiş ki bendeki de başka radyo programlarına takılıp zaman öldürmüşüm. bir de ergen aklımla bu adamlar howard stern çakması diye asılsız iddialar uydurmuştum ama şimdi kendilerinden binlerce defa özür diliyorum. aptalın tekiymişim cidden. böyle bir düşünce daha sonraları kaybedenler kulübünün bir kaç kaydına ulaştığımda oluşmuştu ama madem filmi yazıyoruz itirafımız da şeffaf olsun. bu filmi aman radyo programını hiç dinlemedim nasıl izleyeyeyim diye soru sormayın sakın kendinize , montana çetesi ve kadıköy sokaklarına haksızlık etmiş olursunuz. seattle için iftar vakti diye bir kavramın nasıl doğduğuna şahit olamamanın verdiği pişmanlığı yaşarsınız. angut kuşuna yazılmış şiirden mahrum kalırsınız ve cumaları kalabalık olduğu için cuma namazına salı günü giden bir adamın vurdumduymazlığının ne kadar büyük bir ciddiyet olduğunu anlayamazsınız. efsane bir programdan doğan cidden farklı,türk sineması için biraz fazla cüretkar sayılabilecek bir denemeyi kaçırmayın , gidin , izleyin ve keyfini çıkarın mutlaka.........

nejat işlere olan fiziksel hayranlıktan sonra bu ülkede mert fırat adında bir adamın varlığına nasıl bir övgüde bulunsam cidden bilemedim. adam dilsiz bir adamın aşkını anlattı ki bence bu ülkede yapılmış en muhteşem 5-6 filmden birisine imza attı şimdi de insanların teğet geçtiği,doğusunda , batısında yaşanılan ve gözlerinin önünde olan bir sapkınlığa karşı bir çomak soktu. ensest ilişkiyi içinde sadece ama sadece isyan ve haykırışla anlatmak hem kendisinin hem de o muhteşem yönetmenin başarısıdır elbette. öyle bir film yapmışlarki gerçekten dizinin bağının çözülmemesi,tüylerinin diken diken olmaması imkansız , ağlamamak ve insanlardan nefret etmek cidden çok zor. ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; mustafa hakkında herşey filminde şerif sezer ve fikret kuşkan ın oynadığı bir yakarış,isyan sahnesi vardı filmin sonuna doğru hatırlayanlara ondan daha etkileyici bir kare bir efsane var bu filmde. bir küçük kızın başına gelenleri anneannesine hem de felçli anneannesine haykırışı. bu sahneyi yapanlara sadece şunu söylemek isterim ki yıllar sonra bana sorsalar türk sinemasından unutamadığınız kareler diye aklıma gelecek ilk sahne bu olacaktır ötesi olamaz inanmıyorum. bu kadar derin bir konuyu öyle güzel anlatıp yine de olayın vehametini bu şekilde özetlemek yönetmen işi , oyuncu işi ve bu film bu konuda ciddi anlamda türk sinemasının yüzakıdır. bu filmi eğer isveç sinemasından birisi yapsaydı ve festivallerde yayınlasalardı bizim festival seyircimiz koşa koşa bu filme gider ve üstünden aylar geçse de konuşurdu ve umarım aynı saygınlığı adı türk sineması diye bu filme göstermekten imtina etmezler.

kıssadan hisse; sinemamdan keyif alıyorum ben arkadaş , hem de çok keyif alıyorum . bu sinema o kadar düzgün ve sağlam filmler çıkarıyor ki kaç yıldır öle kolpaçinodan şeylerle uğraşmaya gerek yok , seçin ve bu ülkede yapıldığı için daha da keyif alacağınız filmler izleyin. işte size 2 örnek , ben ikisini aynı günde peşpeşe izledim ve kendi kendime de ne kadar doğru bir şey yaptım diye övündüm işin açıkçası.

10 Nisan 2011 Pazar

ALGI

Gece midir insanın üstünü kapatan? Yoksa insan mıdır tüm kederlerini geceye saklayan? Karanlık ile hüzün arasındaki bu sıkı bağ nedir, nereden gelmiştir kesin olarak bilmek mümkün değildir ama tahmin etmek o kadar da güç değildir. Gecenin karanlığıdır aslında insana cesaret veren içerisini dışarı çıkarmaya imkan veren. Gözün en az görebildiği mesafe kadar yakındır yalınlık bize, kalabalıktan kaçmaya çalıştıkça İstiklal’de insan seline kapılmaktır yalnızlık. Her yolun bir sonu vardır ama senin yolun asla bitmez, yürümekle yükümlüsündür, cezandır o senin. Ve insanoğlunun en eski icatlarından olan bir su eşlik eder sana bu yolda, içtikçe kanamaz ama bir o kadar da kendinden geçersin. Bir sebebi vardır gecenin sana belli özellikleri hatırlatmasının. Karanlığa sığındıkça yüzüne vurmaktır büyüklüğünü acıların ve bir o kadar da göstermektir sadece kalabalık içerisinde biri olduğunun.


Neyse ki Hayyam’ın mirası elimizde, uyuyamayan, unutamayan insanların imdadına yetişmekte. Unutulmayanlardan da bahsetmek isterdim ama herhalde bu son yazım olurdu o vakit. Her Hayyam’ın kalbindeki bir Cihan gibi, cennet mi sende cehennem mi bilemedim. Hiç bahsini açmamak üzere blog ahalisine gelsin;


“Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?