Kızlar sizin için üşenmedik ofsaytı anlattık :)
bir şeyleri yürütmek ilgimi çekmiyor. başlangıçtaki heyecanı seviyorum,sonra sıkılıyorum. bir süre boyunca bir şeyde karar kılıyorum,yürümesini sağlıyorum -sonra dışarıdayım. Öyle girişimciyimki hiç bir şeyde başarılı olamıyorum, kendi hayatım dahil. Bunun sırrı bunu biliyor olmamda yatıyor.
30 Nisan 2011 Cumartesi
kızlar için ofsayt dersi
Kızlar sizin için üşenmedik ofsaytı anlattık :)
26 Nisan 2011 Salı
tanrılar çıldırmış olmalı
tavsiye olarak söyleyebileceğim 4-5 gün kalmak idealdir.şeriat diye birşey yok gece klupleri var alkol serbest. sigara yarı yarıya ucuz. yakıt tabiki çok ucuz.benzilinin litresi 80 kuruş civarı. bütün arabalar klimalı ve otomatik vites.taksiler de çok ucuz her yere taksiyle ulaşımı sağlayabilirsiniz.her yerde klimalar açık.şöförler araçtan indiğinde bile kontağı kapamıyorlar.bütün taksi şöförleri pakistanlı.arap mutfağı diye birşey yok. lübnan,iran veya hint mutfağı yaygın. akvaryuma değinmeden geçemceğim turkuazoo daha güzel diyebilirim ama bunun farkını anlamak için çölde olduğununzu hayal etmeniz gerekir(duba mall un içindedir)burası 2008 de en büyük tek parça akvaryum olarak guiness rekorlar kitabına girmiştir.bunları dışında halk plajları,balon turu, helikopter turu,paraşütlü atlama,golf sahası mevcut. resturantlarda tayvanlı filipinliler çalışıyor zengin araplar ise öğlene kadar uyuyor. , bu sebeten halkın durumu iyi ki zaten dışraıdan kesinlikle vatandaşlık almıyorlar. vatandaşlık için başvurabileceğin bir yer bile yok.zaten çevre de arap da göremedim her yer turist dolu. yerel kıyafetli insan ları sadece havalimanında
tanrılar çıldırmış olmalı dedim başlarken. çünkü araplar tanrı gibi, her istediklerini yapabiliyorlar çölde aqua park,kayak pisti,828 m lik bina. insalıkla oyun oynuyorlar. zevklerine göre dubai diye bir şehir kurdular. sadece 40 yıllık bir şehir yani tarihi yok . bir insan ömründen kısa.burada tabiki marifet araplarda değil mimarlar işçiler herkes ithal. ama zevk ve fikir onların . hatta bir iddia burj el arabın mimarı kasıtlı olarak burj el arabı haç şeklinde yaptım demiştir. denizden bakıldığı zaman bu şekilde gözükmektedir. tek kelimeyle herşey mükemmel, yalnız nisan olmasına rağmen hava 35 derece.doğru zamanda gitmelisiniz.
emir ergin 26/04/2011 - bir yıllık izin sonrası bronz teniyle şezlongunda uzanırken yazmıştır diye tahmin ediyorum:) (adam geziyor arkadaş:)
12 Nisan 2011 Salı
atlıkarınca dan kaybedenler kulübüne
istanbul semalarında seyreldiğim şu bir kaç gündür elbette gündelik hayattan ve şehir değişikliği tecrübelerinden çıkarıp ortaya laak diye koyacağım dersler,çıkarmışlıklar,heyecanlar olabilir ama benim bu seferki yazı hakkım 2 adet türk filmi değerlendirmesi ve hayranlığı üzerine olsun.
öncelikle şunu söyliyeyim bu kadınlarda var olan nejat işler hayranlığı bende de yavaştan var olmakta kendisini alıp bir italya turuna gidesim oralarda venedikte dolaşasım geliyor fakat bir anda gelip geçici bir istek ciddiye alınacak veya itiraf edilecek bir durum yok sonra rusya ya gideriz beraber diyip değiştiriyorum algımı zaten düşünsenize italya ya 2 erkek fena bir hayal olurdu zaten. kaybedenler kulübü için de seçilebilecek en doğru seçim kendisiymiş bunu da filmi izlerken görmek mümkün. zaten kendisi de cast ta isminin geçtiğini görmeseymiş eğer kavga ederdim diye buyurmuş pek de haklı valla. lise yıllarımın sonu üniversite heyecanının başında bir kaç kez kaybedenler kulübüne canlı olarak radyıda şahit olan bir adam olarak ciddi anlamda kıymetsizliğime,akılsızlığıma yandım ben bu filmi izlerken. ulan nasıl bir seçicilikmiş ki bendeki de başka radyo programlarına takılıp zaman öldürmüşüm. bir de ergen aklımla bu adamlar howard stern çakması diye asılsız iddialar uydurmuştum ama şimdi kendilerinden binlerce defa özür diliyorum. aptalın tekiymişim cidden. böyle bir düşünce daha sonraları kaybedenler kulübünün bir kaç kaydına ulaştığımda oluşmuştu ama madem filmi yazıyoruz itirafımız da şeffaf olsun. bu filmi aman radyo programını hiç dinlemedim nasıl izleyeyeyim diye soru sormayın sakın kendinize , montana çetesi ve kadıköy sokaklarına haksızlık etmiş olursunuz. seattle için iftar vakti diye bir kavramın nasıl doğduğuna şahit olamamanın verdiği pişmanlığı yaşarsınız. angut kuşuna yazılmış şiirden mahrum kalırsınız ve cumaları kalabalık olduğu için cuma namazına salı günü giden bir adamın vurdumduymazlığının ne kadar büyük bir ciddiyet olduğunu anlayamazsınız. efsane bir programdan doğan cidden farklı,türk sineması için biraz fazla cüretkar sayılabilecek bir denemeyi kaçırmayın , gidin , izleyin ve keyfini çıkarın mutlaka.........
nejat işlere olan fiziksel hayranlıktan sonra bu ülkede mert fırat adında bir adamın varlığına nasıl bir övgüde bulunsam cidden bilemedim. adam dilsiz bir adamın aşkını anlattı ki bence bu ülkede yapılmış en muhteşem 5-6 filmden birisine imza attı şimdi de insanların teğet geçtiği,doğusunda , batısında yaşanılan ve gözlerinin önünde olan bir sapkınlığa karşı bir çomak soktu. ensest ilişkiyi içinde sadece ama sadece isyan ve haykırışla anlatmak hem kendisinin hem de o muhteşem yönetmenin başarısıdır elbette. öyle bir film yapmışlarki gerçekten dizinin bağının çözülmemesi,tüylerinin diken diken olmaması imkansız , ağlamamak ve insanlardan nefret etmek cidden çok zor. ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; mustafa hakkında herşey filminde şerif sezer ve fikret kuşkan ın oynadığı bir yakarış,isyan sahnesi vardı filmin sonuna doğru hatırlayanlara ondan daha etkileyici bir kare bir efsane var bu filmde. bir küçük kızın başına gelenleri anneannesine hem de felçli anneannesine haykırışı. bu sahneyi yapanlara sadece şunu söylemek isterim ki yıllar sonra bana sorsalar türk sinemasından unutamadığınız kareler diye aklıma gelecek ilk sahne bu olacaktır ötesi olamaz inanmıyorum. bu kadar derin bir konuyu öyle güzel anlatıp yine de olayın vehametini bu şekilde özetlemek yönetmen işi , oyuncu işi ve bu film bu konuda ciddi anlamda türk sinemasının yüzakıdır. bu filmi eğer isveç sinemasından birisi yapsaydı ve festivallerde yayınlasalardı bizim festival seyircimiz koşa koşa bu filme gider ve üstünden aylar geçse de konuşurdu ve umarım aynı saygınlığı adı türk sineması diye bu filme göstermekten imtina etmezler.
kıssadan hisse; sinemamdan keyif alıyorum ben arkadaş , hem de çok keyif alıyorum . bu sinema o kadar düzgün ve sağlam filmler çıkarıyor ki kaç yıldır öle kolpaçinodan şeylerle uğraşmaya gerek yok , seçin ve bu ülkede yapıldığı için daha da keyif alacağınız filmler izleyin. işte size 2 örnek , ben ikisini aynı günde peşpeşe izledim ve kendi kendime de ne kadar doğru bir şey yaptım diye övündüm işin açıkçası.
10 Nisan 2011 Pazar
ALGI

Gece midir insanın üstünü kapatan? Yoksa insan mıdır tüm kederlerini geceye saklayan? Karanlık ile hüzün arasındaki bu sıkı bağ nedir, nereden gelmiştir kesin olarak bilmek mümkün değildir ama tahmin etmek o kadar da güç değildir. Gecenin karanlığıdır aslında insana cesaret veren içerisini dışarı çıkarmaya imkan veren. Gözün en az görebildiği mesafe kadar yakındır yalınlık bize, kalabalıktan kaçmaya çalıştıkça İstiklal’de insan seline kapılmaktır yalnızlık. Her yolun bir sonu vardır ama senin yolun asla bitmez, yürümekle yükümlüsündür, cezandır o senin. Ve insanoğlunun en eski icatlarından olan bir su eşlik eder sana bu yolda, içtikçe kanamaz ama bir o kadar da kendinden geçersin. Bir sebebi vardır gecenin sana belli özellikleri hatırlatmasının. Karanlığa sığındıkça yüzüne vurmaktır büyüklüğünü acıların ve bir o kadar da göstermektir sadece kalabalık içerisinde biri olduğunun.
Neyse ki Hayyam’ın mirası elimizde, uyuyamayan, unutamayan insanların imdadına yetişmekte. Unutulmayanlardan da bahsetmek isterdim ama herhalde bu son yazım olurdu o vakit. Her Hayyam’ın kalbindeki bir Cihan gibi, cennet mi sende cehennem mi bilemedim. Hiç bahsini açmamak üzere blog ahalisine gelsin;
“Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?”

