5 Ocak 2012 Perşembe

biutiful

bazı filmler bende şöyle bir duyguyu hissettirir ; "gösterime girdiğinde sinemada izlemeyi çok istemiş olmama rağmen izleyemediğimde mutlaka internetten downloadını yaparım vakti geldiğinde ve her boşluğumda bir bakarım filme ama öteleye öteleye izlemek için bayağı bir süreyi göze almam gerekir." 
Biutiful filmi sinemaya ilk geldiğinde ben koşa koşa gitmeyi planlamış ama garip iş hayatı engel olmuştu buna. sonra 1-2 ay sonra netten download edip bakmayı denemiş ama o zaman var olan ortam engel olmuştu buna ve nihayetinde günlerden pazartesi dediğimde filmi baştan sona kesintisiz demesem bile keyifli bir ortamda izlemeyi başardım. şimdi öncelikle filme başlamadan önce benim için en önemli kıssas olan yönetmen - oyuncu ilişkisi konusunda dreams come true denecek şekilde bir buluşma beraber olma vardı bu filmde. Inarritu yönetecek,bardem gösteri sunacak. Düşünün bardem'i o kadar severim ki filmlerini geçtim adamın çektiği belgeseli izlemek için günübirlik ankara'da film festivaline cepa denilen lanet yeri bulma riskini alarak gitmişliğim vardır. adam benim için başkadır kısacası ve bardem o suratını hangi role uydurursa uydursun saatler de sürsün izlemekten hiç sıkılmam. Inarritu kısmına gelince zaten yıllardır anlattığımız kült filmlerin bir çoğunda ismiyle,yazımıyla,müziğiyle katkıda bulunmuş fena bir adam. kıssadan hisse daha ne ibrahim bu filmi izlemek için neden bu kadar bekledin sorusuna vereceğim tek cevap ; eşşekliğimdir olacaktır. 

Film anlatımı yapacam biraz şimdi böyle garip garip ; filmin başında var olan baba-oğul ve kız-baba diyalogları sonunda karşınızda tekrar çıktığında aslında biutiful kelimesinin filmin ortasında babasının vurgusu ile öğrenen kızdan değil genel anlamda bu ikili diyalog , özlem ve ayrılık korkusundan mütevellit doğan bir ironi olduğunu anlayabilirsiniz benim zihnimden bakınca. ben böyle düşündüm arkadaş, çok da mutluyum bu eleştiriyi yapmaktan dolayı. Tekrar baba-oğul arasında o gerçekleşen sahneye gelirsek aslında bize film boyunca Javier Bardem'in bütün duygularını gözleri ve yakın çekim ile yapılan mimikleri sonucu anlayacağımızı ufaktan ifade etmiş yönetmen. Orada babaya olan özlem ve çocuksu bakış, okyanus sesinden doğan mutluluğun gözlerde yansıması ; film boyunca bardem tarafından oynanan uxbal karakterinin o pislik içerisinde tutunmaya çalıştığı hayatta her ruh halini anlatan bir girizgah. Orada o gözler ne kadar parladıysa ; depoda çinli bakıcıya yapılan veda sahnesi , karısını abisinin yanında yakalamasından sonra onun hayatında var olduğu duruma sebep olma ve kurtaramama aciziyetinin ifadesi,siyah bakıcı ile çocuklarının hayatı üzerine yaptığı konuşmada parayı uzattığında hafif beliren umut bakışı , şu kesin inarritu bu filmi javier bardem in suratında çekmiş ve bardem de öyle bir göz performansı sergilemişki arkadaş otur ağla,gül,mahvol,üzül veya ne hissediyorsan hisset. 

Biutiful Inarritu'nun klasik çakışan hikayelerinden farklı olarak aynı hikaye üzerinden anlatılmaya çalışılmış ve bu deneme bence Inarritu açısından daha başarılı olmuş. Özellikle 3'lü hikayenin sınır tanımazlığını Babel'de anlattıktan sonra yabancıları tek şehre toplayıp tekrar Ameros Perros tadında bir çakışma bence daha makul seviyede ve insanı yormadan devam etmiş. Çinli insanlar ile varolan sahneler hem duygusal hem de crash filminde var olan o göçmenlik ve hiç birşey olamamanın verdiği derin düşünceyi saha sağlam anlatmış. Zehirlendikten sonra insanları denize atmak ancak vatansız,izinsiz ve çaresiz insanlara yapılacak bir zülumdur ve al sana demiş inarritu avrupa'nın ortasında olsan bile sen bir hiçsin ve böyle bir kapitalist düzende bedenin balıklara atılacak kadar değersizdir demiş ve bunu kıvamında muhteşem anlatmış. sonrasında özellikle köprü üzerinde bardem'in kuşlar ve seçim arabası ile insanın içine işleyen sahnesi ise zaten göçmen hayatların neyle karşı karşıya olduklarını en derin şekliyle anlatmış. Paran varsa araba ile dolaşan bir siyasi güç , yoksa memleketine dönmeye çalışan bir kuş , bu kadar basit bir anlatım işte yapılan filmde ve çok da başarılı. 

Filmin bütününde dönüp baktığımda bir çok detayı anlatmış olabilirim ama bu filmin anlatılmasından problem çıkacağından ziyade ikinci defa izlenerek bardem'in gözlerinden hangi ifadeleri çıkacağı fikrine kapıldığımdan rahatça ve fütursuzca detaya inebiliyorum çünkü bir daha izlediğimde başka bir yazı çıkacak. 

Sonuç olarak film boyunca hayata sadece çocuklarının ve kendisine emanet eden insanlara saygısı için tutunan bir adamın yüzünden 2 saat boyunca çaresizlik,ölüm,acı,duygusuzluk,kapitalizm izliyorsunuz. Psikolojiniz ve zihniniz amann çok sıradan diyorsa ve sadece bu Bardem Vicky Christina Barcelona'da çok yakışıklıydı bir daha izleyeyim diyecekseniz bulaşmayın. Inarritu her filmde parçalanan hayatlar üzerine bir kurgu kurmaktan imtina etmez , bu sefer bunu Bardem'in gözlerinde ifade etmek istemiş , buna sadık kalarak izleyin derim ben. Kısacası içinde zerre kadar güzel bir hikaye barındırmayan adı güzel olan iç burkan bir film , izleyin , sonra bir daha izleyin.


meoezcan, 04.01.2012

1 yorum:

Bekir GÖGCE dedi ki...

diskodaki kadına halini anlatması da muhteşemdi.