27 Nisan 2012 Cuma

ab-ı hayat başlangıç

Bir altta belirttiğim gibi , bundan sonra blogda bir hikayeye başlıyorum ve bölüm bölüm buradan yayınlamaya devam edicem. Benim için mühim olan ilk bölümden sonra yapacağınız yorumlar sonrasında ne kadar devam edip etmeyeceğim konusunda karar kılmak. Yaklaşık 15 sayfasını hazır ettiğim hikayenin ilk 2 sayfası aşağıda yer almakta zaten yani cepten yiyebileceğim 7 bölüm var , o yüzden erken başlamakta fayda var ;



Yalnız kalmaya başladığında aklına hep sevdiği filmlerden bir tanesini alıp tekrar tekrar izlemek gelirdi . Bu sefer cesarete ihtiyacı vardı , bişeyleri başarabilmek için kendi kendine vereceği gaza kısacası. Bilgisayarını açtı ve filmler klasöründen mahremiyeti seçti ardından filmlere baktı ve forrest gump izlemeye karar kıldı. Garip bir amerikan rüyası içerse de , gaz verici yanını severdi filmin. Hem alttan alta gülümserdi ohh ne ala daha ne istesin ki. Aklında oyunculuk,yönetmen o bu hiç bişey yoktu sadece bi film izleyip kendini iyi hissetmek istiyordu. Forrest Gump koştukça belki kendisine de koşacak alan doğacağına dair umudu yeşerecekti veya forrest gump pinpon topuna başarı ile vurdukça yarın çıkacağı maçta daha iyi oynamak için kendine bir motivasyon bulabilirdi. Gerçi altı üstü üniversitede fakülteler arası basketbol maçıydı ama olsun ne olacak ki ortada güzel bir performans umudu vardı en nihayetinde. Yine mezar başında forrest ile ağlayıp sevgilisini de hatırlardı, onunla yaşlanacağı ümidini korurdu içinde az da olsa. Deli gibi aşıktı sonuçta. Sevgilisini de daha doğrusu uzakta olan sevgilisini de Jenny'ye benzetirdi zaten. Jenny gibi hippi olmasını severdi , gitmesini sevmezdi , uzaklaşmasını sevmezdi ama en nihayetinde filmi izlediğinde Jenny diye hayıflandığında Forrest Gump aklına gelen oydu. Gözünde oluşan ufacık nemlenmenin sebebi oydu. Sigaraya derinden abanırken onun bu lanet şeyi bırak demesi aklına gelirdi. Onun yanında forrest gump gibi saf,çaresiz kaldığı anlar aklına gelirdi. En nihayetinde bu çaresizliği bilim adamları yıllardır adlandırmaya çalışıyordu , nasıl olduğunu bir anda düşünmeni,hareket etmeni nasıl engellediğini anlatmaya çalışıyorlardı. O aşk deyip geçiyordu zaten fazlaca uzatmaya da gerek yoktu. Filmini açtı , sigarasını yaktı , şirince şarabından bir kadeh doldurdu ve yalnız kalmanın verdiği keyifle kendi dünyasında yaşamak isteyeceği tüm duygulara hazırdı artık.

Filme kaptırıp gerektiğinde gazını aldı , gerektiğinde özlediği sevgilisinin ismini dillendirip şarabı dikti kafaya. Kendi kendine yaşadığı anların keyfini sürüp ne kadar keyifsiz olsa da uyumaya niyetlendi. Uyumak zor olacaktı en nihayetinde, bir hayal gelecekti gözünün önü yollara düşmek isteyecekti yine ama bir taraftan da bu yolu bundan önce de sürekli teptiğini ama bişey elde edemediği aklına gelecek daha da mutsuz uyuyacaktı. Fazla düşünmek bir kazanç sağlamayacaktı en nihayetinde sevgilisi Jenny gibi çıkıp gelecek bir gün umudu ile uyumak en güzeli idi , hem daha az zararsız hem çok daha umut vaad eden cinsten. Uykuya daldı bir şekilde uyudu artık yarın var olacak maçı düşünüp uyudu bu sefer , muhtemelen yorgun ve keyifsiz uyanacaktı ama olsun uyudu işte bir şekilde.

Bir basket maçı birbirini takip eden aynı günlerinde değişik bir durumdu sadece ama olsun akşam eve yorgun gelip televizyon karşısında yorgunluktan uyuya kalabilirim fikri keyifliydi en nihayetinde. Eve geldi duşa attı kendini ve sonrasında televizyonun karşısında koltuğa. Önünde küllüğü , winston box sigarası , litrelik uludağ limonatası yeterdi nasılsa. Biraz tv karşısında kestirip kalkması gerekti , kalkıp güzelce bir yazı yazıp peşinden koşturduğu dergisi için elinde bir kaç not olması gerekiyordu. Biraz şiir karıştırıp ,okuyup bunlardan kendine notlar çıkarıp dergi için elinde sıraadan ve yetersiz notları ile dergi toplantısına gidecek ama yetersiz beyinlerin hep bir ağızdan bu yazı olmuş kandırmacalarında kendini edebiyat gurusu ilan edecekti. Gerçi üç-beş arkadaş toplanıp dergi çıkartıyordu kim birisine lan götlek bu yazı ne yazabildiğin bu mu diyecekti. Diyen birisi olsa belki birşeyleri geliştirebilirdi ama en nihayetinde iç anadolunun saçma sapan bir ilinde çıkardıkları dergi ile kendini edebiyat dünyasının parlayan yıldızı ilan etmekte ne gibi bir sakıncısı olabilirdi ki? Zaten topu topu 15-20 tane satabiliyorlardı ve alan kişilerde rakı sofrasında muhabbet yapmak için bahane üretiyorlardı dergi sayesinde. 3-5 yazardan alıntı yapıp bu cahil-cühela ilde entellektüel sohbet imajı vermek için bi nevi kullan-at kıvamındaydı günlerce uğraşılan dergi. Biraz okumuş gibi gözüküp bir kişinin saatlerce uğraştığı boktan notlardan 2-3 cümle alıp muhabbetin sonu nasılsa olum bu karı bana verirmiye bağlanırdı ama ayık kafada rakı başlangıcında gerekli idi işte bu cümleler.

Tv karşısında uyuma eylemini nihayete erdirip bişeyler karalamaya karar verdi. Önünde var olan şiir kitaplarını karıştırmaya başladı. Kaç zamandır köşede duran sahaftan düşürdüğü kırmızı kapaklı Mayakovski gözüne ilişti. Mayakovski idi be çok zor olurdu şimdi ondan bir iki şiir çıkarıp neler söylemiş adam demek. Karıştırmaya başladı kitabı nasılsa bir cümle yakalarım onun üzerine bir kaç kelam karalarım umudu ile. Kafa ne kadar almasa da oturup mikroekonomi çalışacak hali yoktu ya böylesi daha keyifliydi. Fakat karıştırdıkça cümleler bulanmaya başlamıştı , ulan vay kodumun adamı sen bunları hangi kafayla yazdın cümlesi sık çıkmaya başlamıştı ağızdan. En sonunda bir dizeyi çekip çıkarmıştı koskoca kitaptan ;


"hepinize..! ölüyorum, ama kimseyi, suçlamayın bu yüzden...
yaşamaktan alacağım ne kaldı ki?
artık anımsamak boşuna
acıları, felaketleri, karşılıklı haksızlıkları.
sizler mutlu yaşayın yeter."

Cümle vurucuydu , hem de adamın son cümlesiydi , intihar etmeden önce yazdığı son cümlesi. Off bunun üzerine şairin ruh hali , hayat beklentisi , yaşadığı dönemin siyasi eleştirisi falan hepsini küçücük beynimle yapabilir , havalı tartışmalara güzel malzeme verirdim düşüncesi parlayıverdi . Hem bundan ala hayattan bıktığını söyleyen , sisteme söven insaların yorumlamaları için malzeme mi olurdu. Tamam eleştirinin sonuna bir kaç böyle sistem,hayat olmaz olsun 1930'lardan bugüne değişen ne var dünyada , hep mutsuzluk , adaletsiz ve insanların kendinden vazgeçmesini sağlayan hayat şartları filan ekledi mi olmuştu bu iş. Bir hafta daha küçücük beyniyle insanları etkilemeyi başarmış ve hayata dair derin düşünceleri olduğunu ispatlamıştı. Hemencecik küçük beyniyle çok büyük düşünceleri karalayıp her boka çare bulan zeki adam olarak yine en büyük çaresizliğine yani sevgilisinin yüzünün hayalini kapanıp uyumaya niyetlendi tekrardan. Niyetlendiği uyku değildi zaten tv karşısında uyuduktan sonra , özlediği o güzel yüzü hayal de olsa görüp nefesini içerek çektiği anları yaşatarak yalandan gülümsemeyi delicesine hissetmekti. Ne de olsa hayal onun hayaliydi ve giden-kalan denklemi beynin,kalbin otoritesine göre sağlanıyordu. Gözler kapandıktan sonra karşısında beliren oydu. Görür görmez hasretle öptü onu. Öyle bir ab-ı hayatım diyerek sarıldı ki özlemine, öylesine derin çekti ki kokusunu içine doğru ondan sonra hatırladığı tek şey sabah telefonuna gelen çağrıydı :

- Ertan naber abi ?

- İyi Orkun sen ne yapıyon ?

- Ne yapıyım abi okula geldim de uğradın mı diye aramıştım , buralardaysan gel beraber öğleden sonra Makro dersine beraber girelim diyecektim.

- Yok abi gelmedim , bugün uğramıycam zaten muhtemelen haftaya uğrarım.

- Tamam abi eyvallah o zaman , akşam belki size gelirim , balkonda 2 bira içeriz erciyese karşı , sıkıldım oğlum kaç gündür görüşemedik.

- Tamam abi saat 5 gibi sahafta buluşalım , dergi için yazı bırakıcam halim abiye , sonra bize geçer birşeyler hazırlar otururuz , hem kubrick akşamı yapalım lan bu akşam kaç zamandır konuşuyorduk yapamamıştık , iyi olur ne dersin ?

- Olur başkan , görüşürüz sahafta.

- Tamam abi , görüşürüz sahafta.

Güzel olan çoğu şey gibi kurduğu hayal de kısa sürmüştü işte. Uyandı ve yataktan doğrulur doğrulmaz sigarasını yaktı derince çekip o kısa süren hayalden akılda kalanları ile mutlu oldu , kahvesini yaptı ve balkona çıkıp havayı derin bir şekilde içine çekti. Sonra kendi kendine mırıldandı :

- Bugün yine sağlıklı ve bir o kadar eksik nefes aldığım için iyiyim heralde , en azından kavuşma hayali ile attığım adımların sayesinde güçlüyüm. Hadi zaman iyi davran bugün bana.

Hiç yorum yok: