28 Şubat 2012 Salı

Boş Koltuk

Bu akşam hafif bir hüzün var bende. Ağabeylerini uzak diyarlara yollayan ufak kardeşin hüznü diyelim. Her eve geldiğimde, her birini salonun farklı bir köşesinde görür, tek tek yanlarına gider sarılırdım. Artık o alıştığımız köşelerinizi boş yada başkalarının varlığı ile görmek aynı tadı vermeyecek, üçünüzün de. Çok yakında aynı kervanda buluşmak üzere. Sizi seven bütün "ajanlarınız", "bajçeleriniz", "başkanlarınız" adına.

Ömür.

nao me toca


havalar malumunuz. işe gelene kadar içliği bile hiçe sayacak bir soğukla karşıladı gün. geri git, çıkma der gibi. ama bir de böyle birşey var. daha fazla konuşamayacağım, içim kıpırdadı arkadaş.
şarkının adını da verelim. çok bildiğimden değil videonun altındaki yorumlardan buldum:
Não me toca" by Anselmo Ralph. An Angolan singer.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Hrant Dink olayı üzerinden uzun zaman geçti. Fakat her geçen gün yeni tetikçiler doğuruyor. Şahıs olarak kendisi hakkında hiçbir bilgim yok. Cinayetten önce okur-yazar biri olarak yazı, konuşma ve röportaj içeriği hakkında daha doğrusu varlığı hakkında en ufak bilgim yoktu. Agos gazetesini de hiç duymamıştım. Çünkü sürekli basında olan biri değildi. Şu anda dahi kendisinin hiçbir yazısını okumadım. Bir insan ölmeyi haketmek için ne yazmış olabilirki...

Anlayamadığım bugün bile bazı kişiler 'Ama o bölücüydü.' diyebiliyor. Türkiye' de sadece eylemler suç teşkil etmeli. Suçluların cezasını ise mahkemeler vermelidir. Tepki verenler ellerine kalem alıp söyklediklerine cevap yazmak yerine ellerine silah alıyorlar. Keşke vurmak yerine yazarak cevap verilmiş olsaydı. Zaman makinesi henüz icat edilmedi. Maalesef zaman makinası olsaydı da geri dönüp 'Dur' demezdim diyenlerin çoğunluğu beni ürkütüyor. Hepimiz Ermeni değiliz ama hepimiz insanız!

İnsan gibi yaşamak ve insan gibi hayata gözlerini yummak hepimizin hakkıdır. Kılıç yine kalemi ortadan ikiye ayırdı. Türkiye vatandaşını tanıştığı birine ilk sorusu ' Nerelisin' oldukça hiçbir insanoğlunun tükenmez kalemi olamıyacak. Kim hakaret içermeden fikirlerini kağıda dökerse kendisine cevap vermeye hazır binlerce vatandaşımız kaleme sarılmaya hazırdır. Gelecekte tüm dünya vatandaşlarının Gandhi' nin insanlığa hediye tükenmez kalemlere sahip olacağını hayal ediyorum.

Bu yazıyı sadece birkaç gün evvel yazmıştım. Yazarken de aklıma nerden geldi diye düşünürken dün akşam Hocalı katliamının 20.yılı olması sebebiyle yapılan mitinge denk geldim. Başta İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu' nun katılımı ile çok kalabalık bir grup Taksim' de toplandı. Hepimiz katlima karşıyız. Dönemin Ermenistan Hükümeti suçlanmalı. Her devlet gibi Ermenistan' ın da hataları oldu. Aynı Osmanlı'nın olduğu gibi.Bu tüm Ermenilerin p....ç olduğu sonucuna mı ulaştırıyor bizi? Osmanlı Devleti diğer Müslüman devletlerini egemnliği altına aldığında hatta diğer Türk Devletlrini fethettiğinde Azerbaycan'ı düşündüğünüz kadar onları neden düşünmediniz?  Haklıyken haksız duruma geçmek bu olsa gerek.  Tüm halkın ve devletin üst düzey yöneticilerinin bu pankartta yazanı desteklediğine inanmıyorum! İnanamıyoum! İnanmak istemiyorum! Kötü millet, kötü din yoktur. Kötü hükümet ve kötü insanlar vardır. Ne zaman insana insan olduğu için değer verecek, ne zaman insanlığıyla onu değerlendirecek ümitle bekliyorum.



http://www.emirergin.blogspot.com/
http://blog.milliyet.com.tr/emirergin2000

24 Şubat 2012 Cuma

ASLA YALNIZ YÜRÜTMEYENLERE KİTAP ÖNERİSİ




      Geçtiğimiz sene Taksim’de gezinirken aldığım ‘’Asla Yalnız Yürümeyeceksin’’ kitabı,bugün tekrar elime geçtiğinde kafadan şöyle bir gözatayım derken,yine Karşıyaka üzerine olan tüm hikayeyi okudum.Bi’ yandan gülerkene bi’yandan anladım ki yaşlanıyoruz be abi.Özellikle kitapta geçen hikayelerin olduğu dönem hala en berrak haliyle zihnimde lakin 16 sene olmuş hala en üst ligte değiliz JSadece Karşıyaka olayı da değil,kitaptaki 12 hikayeden biride Crvena Zvezda(Kızılyıldız)’nın hikayesi.Karşıyaka’nın ve Zvezda’nın bi’arada olduğu kitap/dizi/film v.s ne varsa direk ben olaya müdahilim arkadaş.
     Kitaptaki diğer hikayelerde oldukça iyi ama benim için tabiki önce Karşıyaka.Aşağıda kitaptan kendimce makaslayarak kolajladığım yazı var.Futbolda elle tutulur neredeyse hiç bir başarısı olmayan bir takımın nasıl bu kadar tutku ile sevildiğine  dair merak edenlere bir nebze açıklık getireceğine umuyorum.Yazının tamamını okumak isteyenlere zevkle kitabımı ödünç veririm J

KARŞIYAKA KOMPLE TERSTİR

...İstanbul’un iki yakası da ‘’karşı’’ olmayı yediremezken kendine,Karşıyakalı yüzbinlerce çılgın karşının çocuğu olma sıfatını bile isteye,seve seve taşırlar üzerlerinde.’’Hasta mısınız lan bize görede  siz karşı yakada yaşıyorsunuz !’’ demezler.Karşı kelimesi bir dışlama,bir ötekileştirme efekti taşırken kendi içinde,Karşıyakalılar karşıda olma sıfatından haz duyan tuhaf ve tatlı delilerdir.Karşıdaki olmak kolay iş değil.Öteki olmak,onlar olmak demektir normalde.Beşiktaş’ın Çarşı’sı kendine muhtelif karşı olma sıfatları yükleye dursun,buradaki çocuklar doğuştan karşıdır,karşılı olmaya alışıktır.Karşıda durup karşıyaka bakarlar,aynaları kendi hayatlarıdır.
.....Karşıyaka’ya karşı kayıtsız kalamazsın.Fenerbahçe gibidir,ya seversin ya nefret edersin tüm gücünle.Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksındır.Karşıyaka çemberin kendisidir,hayatın nirengi noktasıdır.Bir kendimize takmışızdır kafayı bir de göztepe’ye.Fener için Cimbom neyse,Karşıyaka için göztepe odur.Derdimiz başımızdır göztepe,söylemesekte  başımızın hiç hazzetmeiğimiz tacıdır.Yapamayız göztepesiz.Karşıyaka’yı tek yapan bin  elli tane sebep vardır.Size yoksa da bize vardır.Terstir,arızadır,delidir.En güzel tezahüratında,’’Karşıyalı olmak deliliktir’’ diye buyururuz.Kendi semtine kutsal topraklar der Karşıyakalılar.Her semt güzeldir sahibine elbet ama bir tek Karşıyakalılar vardır semtinin ışıkları karşıdan güzel görünüyor diye götünü kestirme pahasına göztepe sahilinde piizlenip Kaf-Kaf çeken.
.....91’de nefis bir küme düşme yaşadıktan sonra eve dönmüş gibi hissettik.Bir sonraki sene B grubundayız,Antalya-Denizli-göztepe falan var,iddialılar da ama kendi çöplüğümüzdeyiz rahatımız yerinde.Bir de kadro var ki akıllara zarar.Taygun eski Fenerli,Ülgen sonra gidecek Fener’e;Yusuf-Cihat ikisi birden Galatasaray’a gidecek.Hatta Cihat bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk golünü atacak.Kalede Juriçeviç,ileride Erhan,orta saha Recep.Çok sıkıntılı geçmeyen bir sezonun son 3 haftası.Yedi puan öndeyiz.Manisa’yla evde oynayacağız,yendik mi 7 puan fark son iki hafta derken şampiyonluğu garantiliyoruz.Yönetim stadı bir süslemiş ki,sabahlar olmasın.Balonlar konfetiler meşaleler.Dakika başı vapurlar,otobüsler Alsancak’a Karşıyakalı taşıyor.Akşama Yalı’da fener alayı,çarşıda tören geçidi,Bostanlı’da havai fişek gösterisi,her şey hazır.Takımın otobüsü çiçeklerle süslenmiş..............Peki dostlarım ne olduğunu söylemeye gerek var mı?Manisa,iddiasız Manisa,çıktı evimizde çaktı bize...........Bir sonraki hafta yendi Karşıyaka Altınordu’yu ve şampiyon oldu resmen,hemde 8-2 gibi şuursuz bir sonuçla.Ama bahtsızlık işte bir kere kanımıza işlemiş.Ne kutlamadan ne şampiyonluktan bir halt anladık.............
......Bir üst lige çıkmaz olaydık.Yönetim, birisi göbekli kaleci Valov  olmak üzere tuhaf Bulgar yabancılar aldı......Düşelim de rahatlayalım diyoruz,ama tam olarak düşme potasına da yerleşemiyoruz.Ligin onuncu haftasında en dibe demir atsak,daha eğlenceli bir hal alacak işler,o da yok.Tam ligin ortaları yavan geçiyor derken,camia bir haberle galeyana geldi.Sembol  isimlerden Ülken’i Fener aldı.Hem seviniyoruz,hemde üzülüyoruz.Tesadüfte nasıl tesadüf,Ülken sözleşmeyi imzaladı ertesi gün Kadıköy’de Fenerbahçe-Karşıyaka maçı var.Hepimizde bir güven,Ülken bizim eleman,12 kişi çıkacağız maça.Ülken bize yamuk yapacak değil ya.Arkadaş futbolla ilgili elimizde olan ilk rekorumuzu o hafta ele geçirdik(diğerinden bahsetmiştim en çok küme düşme  rekoru).Fener bizi 7-1 yenerken,Tanju 6 gol attı.Bir oyuncudan en çok gol yiyen takım olduk.Hala da bizdedir bu rekor.Tanju nasıl bir gaza geldiyse patlayan Hülya Avşar olaylarından,devamlı gol atıyor.....Ülke’nin ve bizim düştüğümüz zor durumu,rekorumuzu geçtim,diğer golü de Gerson attı.O gün Tanju’yla Gerson’un o tuhaf gol sevincini yedi kere gördü bu gözler.Sonra gel anlat Karşıyakalı olmanın ıstıraplarını.
...........Uzaktan bir serinliktir yaz günü.Semtin ve anılarındır.Hepiniz bir başınıza kaldığınızda,bok gibi özleyip hüzünlendiğinizde,hatta eşşek kadar adamlığınıza bakmayıp iki damla gözyaşı döktüğünüzde sevgilinizin adını mırıldanırsınız ya,biz Kaf-Kaf çekeriz işte.

Erdem AKSAKAL

23 Şubat 2012 Perşembe

kısa günün kuponu

Uzun zaman oldu Su lanete sarmayali, günün boşluğu iyi bir fırsat oldu, ayıptır söylemesi sıcak bir dus -tamam lan yalnızdım evet- ardından bol ntvspor ve yoğun bir maç ozetlerine maruz kalma saatleri. Ee haliyle elin gazeteye gidiyor, "bugün hangi maç var lan" diye soruyorsun. Bjk maçı hariç tabi, tamam uzağız, küskünuz ama o kadar da değil. Velhasıl paranın peşindeyim insanoglunun çoğu gibi, azı da zaten para problemi çekmediği içindir, değil mi?


Valencia - Stoke City hn1 2.05

Shalke - Plzen hn1 1.65

Lisbon - Legia Varşova hn1 2.05


Toplam Oran: 6.93


Hadi hayırlı tiraslar bana, mecaz değil gerçekten.


Published with Blogger-droid v2.0.4

all star dan bir kesit



işte aklına gelen all star maçı yaparsa olacağı bu işte ne yapalım :) Bu arada maç çin liginin kıymetli basketbolcuları arasında , varolsunlar , yaşasınlar

21 Şubat 2012 Salı

3.yıl yazısı

bu blog ile blog aleminde ; bir kış günü soğuktan titrediğimiz günlerde sevgili arkadaşım Bekir Gögce ile beraber çeliktepe cengizhan lisesi'ne yakın bir mekanda bir hevesle buralarda yer edineli tam 3 yıl olmuş.

Ben aslına bakarsanız ilk başlarken ne yazarız ne ederiz diye düşündüğümde böyle arkaya dönüp baktığımda ruhsal hikayelerimin hiyerarşisini oluşturacağını hiç tahmin etmezdim. Buraya yazılanlar aslına bakarsanız zihinsel mastürbasyondur genel anlamda ama içinde faideli notlar,yazılar,bilgiler ve bir sürü kıvrak fikirler de oluşmuş. Neredeyse 1000 e yakın yazı ve bir çok konu hakkında fikir beyan etmişiz.

Televizyonda,dergide,işyerinde,sokakta,otobüste gördüğümüz şeyleri burada paylaşmak bir bakıma görev oluyor belli bir süreden sonra. Burada belki 5-10 kişinin okuduğu bir yazıyı yazmak resmen bir heyecan ve içinin kıpraşmasına sebebiyet veren bir kıvılcım ciddi anlamda.

Daha sonraları büyüyüp bu kadar yazar kazanmak , bir sürü arkadaşımızın içinde var olan duygularına blog aleminde görmek ve onlara vesile olmak ne güzel bir duyguymuş aslına bakarsanız.

Ben blogda yazmaya başladığım ilk günden bugüne kadar o kadar çeşitli konularda fikir beyan etmişim ki yazılarma dönüp baktığımda sen kimsin la pezevenk diyorum kendi kendime. Eğer yazdığım bir yazının altına birisi sövmediyse tamamen bu büyük bir hoşgörüdür blogu takip edenler tarafından. o yüzden okuyan,okumayan,göz gezdiren,göz ucuyla bakan,sadece sayfayı açıp bu ne la diyip kapatan herkese çok teşekkür ederim kendim ve sevgili editörüm,blogumuzun kurucusu,yaşatıcısı,emekçisi Don Kişot adına. Bu blogda bugüne kadar yazı yayımlayan ve yayımlamaya devam eden tüm yazar arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler,iyi ki varsınız hepiniz.

Neçe senelerde bu notu yazmak üzere...

18 Şubat 2012 Cumartesi

ERKEK BEŞİKTAŞ BASKETOL TAKIMI 2012 TÜRKİYE KUPASI ZAFERİ

Her branşta başarı bekleyen beşiktaş taraftarı en sonunda erkekler basketbolda Türkiye Kupası sahibi oldu. İverson ile başlayıp D.Williams ile devam eden süreç ilk meyvelerini verdi. 1975' de lig şampiyonluğu kazanan Beşiktaş tarihinde ilk defa Türkiye Kupası' nı aldı. Eczacıbaşı ve Efes Pilsen' le devam eden devir Ülker-Fenerbahçe birleşmesiyle farklı bir yön almıştı. En son Galatasayar' ın basketbolun Barcelona' sı CSKA' yı devirmesinden sonra Beşiktaş' ın kupa zaferi ile artık 3 büyüklerin basketbolda da büyüğüdüğünü gösterdi. Gençliğinde futbolda Beşiktaş basketbolda ise Ülker/ Efes Pilsen' i destekliyorum diyenlerin pişman olduğu günler geldi. Her zaman söylenen söz, eğer 3 büyükler bütçe ayırsa ve ağırlığını koyarsa hem basketbola renk gelecek hem de taraftar desteği ile başarıya ulaşacaklar, doğruluğunu kanıtladı. Bugünden sonra beklenti Türkiye Kupası' nı Euro Lig takımlarının arasından alma başarısını gösteren bir takımın Fiba Eurochallenge' da da kupa sahibi olması yönündedir.

www.emirergin.blogspot.com

16 Şubat 2012 Perşembe

hiç



Kanye seni hiç sevmem aslında, etrafımdakilerden de sevmemeye başladıklarım oluyor, zaman zaman. korkum onlar için de bir hiclik olması sonunda. Hiç olur mu dediğim şeyler oluyorken hiç ihtimal vermemek olmaz buna. Kayıp giden uykusuz bir mesainin sonunda en güzeli servisin dar koltuğunda solundan gelen buz gibi hava, hiç değil en azından, Hiç olmazsa. Olur da hiç bitmeyen arayislarim bir son bulursa, korkarım sonrası yine hiç. Bugün burada en acayip inancın, anlayış olarak olmasa da isim olarak, iş çıkışında -yine bir en garip- kulaklarımda boktan bir siyahi müzik varken kuruluşunu ilan ediyorum: Hiçizm. Kabemiz bir de değil üstelik, bütün plazalar bizimdir, bütün agentlari davet ediyorum, bütün afili kıyafetli securityleri, bilisimini, sistemini, askerliğini tecil ettireni, plazaların hemen altlarındaki hazır kahvecilerin bim peyniri kokulu baristalari, siz de gelin. Hasan sen de gel.
Bir tek cc gelmesin yeter:)
Iyi akşamlar ben bekowsky, kendime yardımcı olamıyorken sizlere hiç sanmıyorum..

11 Şubat 2012 Cumartesi

Yurdumun Bendeki İmgesi

   Okuduğum çok az şey(Savaş ve Kadın oyununda) ne hissediyorum yada daha doğru bir tanımlamayla hissetmiştime aşağıdaki yazı kadar cuk oturmuştur.Oyunu Şehir Tiyatrolarında izleme şansım olmadı,ben Şehir Tiyatroları'ndan çok önce Ajtenka'mın tezinde izlemiştim.Hatta oyunun bi' yerinde ''naşe novu kuçu sunce grije aaaa veçe mjeseçina'' şeklinde replikle dahil olmuştum.Söylemesi ayıp sahne tozu yutmuşluğumda vardır hani :-)




   Yurdumun bendeki imgesi, suratında şaşkın bir ifadeyle hançerini pantolonuna silip, kılıfına sokan sarhoş bir asker. Sonrada gırtlağını kestiği adamın cesedinin üstüne tükürür.
   Yurdumun bendeki imgesi sıra sıra dizilmiş mğltecilerin arasından ayrılıp dinlenmek isteyen yaşlı bir adam. Çimenlerin arasında bir mayın gizlidir.
   Yurdum, ölü oğlunun üniformasında bir düğme eksik olduğunu fark eden bir anne gibi.
   Yurdum, üçyüzkırkaltı gün önce ölmüş olan yedi yaşındaki kızı için hergün bebek yapan bir baba gibi.
   Yurdum; konyak, rakı, şarap, viski ve daha ne bulursa karıştırıp içen asker gibi: buna fighting coctail diyorlar. Kafaya diktiği gibi kendini siperlere atıyor.
   Yurdum, yaklaşan çatışmalardan kaçmak zorunda kalıp evini terk etmeden önce eşeğini öpen nine gibi.
   Yurdum, köyüne giren askerlere bakıp '' siz bizimkiler misiniz?'' diye soran yaşlı köylü gibi.
   Yurdum, Müslüman mezarlığı bulunmayan Macar köyünde ölen Müslüman bir mülteci gibi. Kimse onu ne yapacağını bilemez. Müslümanların nasıl gömüldüğünü bilmezlerki...
   Yurdumun imgesi en çok kullanılan küfür gibi: Anasını, avradını, dinini, imanını...
   Yurdum, Vukovar da adı değiştirilen cadde gibi : YANIK TANKLAR BULVARI
   Yurdum, Sarajevo nun her köşesinde gördüğümüz yazılar: PAZİ SNAJPER. Yine Sarajevo dan bir şey; Kızılhaç ın verdiği çorba işte yurdumun tadıda bu.
   Yurdumun daha keskin hatlı bir imgesi de; henüz yakıp yıktıkları evin damının tüten harabelerine işeyen üç asker. Yada bir kapının üstüne kırmızı boyayla ''BURASI SIRBİSTAN'' yazan başka bir asker. İki hafta sonra bu yazının üzerine yeni bir yazı gelecektir '' BURASI HIRVATİSTAN''.
  
   İşte benim yurdum; şaka yapmayı seven onsekiz yaşındaki bir askerin boynuna yaptırdığı, hazır çorba paketlerini anımsatan bir dövme: BURADAN KESİNİZ. Yada Sarajevo daki bir ağacın üstünedeki yazı'' HELLO! I M STİLL A LİVE''Yada Mostar bir yandan Sırplar diğer taraftan Hırvatlar tarafından kuşatılmışken Yalan Rüzgarı nı kaçırmamaya çalışan Mostarlılar...İşte benim yurdum...

   Böyle işte benim yurdum. Keskin nişancı olmaya hevesli Karlova lı gence günde üç kurşundan fazla verilmez.Yada köyüne Çetnikler, Ustaşalar yada Müslüman mücahitler gelince ormana saklanan köylü. Üç gün sonra öldürüldü, zira açlıktan ölmek üzere olan ineklerininin böğürtüsüne dayanamayıp onları doyurmak için evine dönmüştü.

MATÉI VISNIEC



İzleme




Ana
işte
yerdeyim
ağzım açık
ve ana bile diyemiyorum
ve köpekler geçiyor yanımdan ve durup
taşıma işiyorlar, güneş yok
ve dün
sol kolumdan geriye
kalanlar gitmişti
çok az kalmıştı, her şey müziksiz
bir harp gibiydi.
hiç
bir
şey
yapamıyorum
.
Bukowski                                                            


                           


   Bukowski’nin kahramanı bir şey yapamıyor çünkü güneşi yok çünkü ölü. Ne taşına işeyen köpeklere müdahale edebiliyor ne de sol kolunun geriye kalanının çürümesine. Hayatta olmak, bir şeylere müdahale edebilme lüksünü tanır insana. Köpekleri kovalamak gibi. Fakat hem hayatta olup hem de hiç bir şeye müdahale etmeden yaşamak toprağın altında yatan Bukowski’nin kahramanına yapılmış bir haksızlıktır.

   Bosna savaşında güneşi göremeyen, sol kolunun geriye kalanının çürümesine engel olamayan insan çoktur. Burada önemli olan şey bu insanların çok  olması değil yapılabilecek çok şey varken insanları karanlığa terk etmektir. Bosna savaşında yaşanan vahşeti herkes televizyonunun başında canlı olarak izledi. Sorun ne? İnsanların bu savaşı sadece ‘’ izlemiş’’ olması. İzleme işini toprağın altındaki kahraman da yapıyor. Taşına işeyen köpekleri sadece izliyor, önemli olan buna müdahale edebilmek ve insanların yaşadığı yıkımları en aza indirgeyebilmek.

   Dünyada iki çeşit insan vardır. Savaşı görmüş ve görmemiş. Bu iki insan aynı olamaz. Fakat ortak olan bir noktaları var; izlemek. İkisi de bir şeyleri izleyebilir. ‘’ Biri gökyüzünden biri cehennemin dibinden.’’

   Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan, sanki bir tiyatro sahnesinde oynanan herhangi bir tiyatro oyunu gibi izlenen Bosna Savaşı... Tanıdığım, bildiğim, yaşadığım, çocukluğumu bırakıp geldiğim topraklarda izlediğim gözyaşı...

mert turak


istanbul a üniversite hayatımdan sonra döndüğüm 2008 yılından beri muhtemelen devlet ve şehir tiyatrolarında 40 oyun civarında izlemişliğim vardır. İstanbul'un muhtemelen hemen hemen her sahnesinde (bi gitmediğim muhsin ertuğrul vardı oraya teşrif ettik çok şükür) ödüllü,ödülsüz,işe yarar,beğenilmeyen bir sürü oyun izledim. Televizyonlardan gördüğümüz,sinemadan takip ettiğimiz bir sürü oyuncuyu tiyatro sahnesinde de görme fırsatı buldum fakat ne olursa olsun ne yapılırsa yapılsın kimse bu adam kadar tiyatro sahnesinde olamıyor arkadaş. Şehir tiyatrolarında var olduğu ve her sene 3-4 oyunda oynadığı için kendisine şükranlarımı sunuyorum buradan. Cabaret , Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Eskici Dükkanı dün akşam şahit olduğum Otobüs oyunu. Otobüs içlerinde en zayıfı ama ne olursa olsun ; sen ne muhteşem bir oyuncusun Mert Reyiz , hep oyna takip edelim seni şehrimin tiyatrolarında.

9 Şubat 2012 Perşembe

The Black Mirror

                                                           The  Black Mirror 

       Gelişen teknoloji insanların insanlığını elinden alırsa geriye etten bir yığın kalır. İnsanoğlu emin adımlarla bu yolda ilerlemekte ve kendi kendini yok etmeye mahkum etmekte. Bilgisayarsız, telefonsuz, bir hiçiz. Telefonumuzu olmazsa olmaz bir organımız gibi yanımızdan ayıramıyoruz. Sürekli internetteyiz, aktifiz, pasifiz ama oradayız. Sürekli takip halindeyiz, ya da ne kadar takip ediliyoruz diye merak halindeyiz.  Bu durum sosyal medyayı günden güne besleyerek patron koltuğuna oturtacak. Oturtsun da.  Diyelim ki öyle bir zaman dilimindeyiz ya da demiyelim öyle bir zaman diliminde geçen bir işe göz atalım...

         The Black Mirror.  3 bölümlük 3 bölümü de ayrı yönetmenler tarafından çekilmiş, bölümler arası  devamlılığı olmayan İngiliz yapımı uyku kaçıran cinsten bir mini dizi. Derdini çok net ortaya koyan bir iş.

          İlk bölümde Kraliyet Ailesinden Prenses Susannah kaçırılır. Kaçıranlar Başbakan Michael Challow'u şok edici bir ikilemle karşı karşıya bırakır. Başbakan, prensesi kurtarmak için canlı yayında bir domuz ile cinsel ilişkiye girmek zorundadır. Burada ikilemi yaratan sosyal medyadır. Haber bir virüs gibi yayılmakta karar verme ya da tercih etme yetkisi kişinin elinden alınarak kişiyi aşan bir durum haline gelmektedir. İngiltere’nin başbakanıysanız  televizyon patronlarına çok rahatlıkla hükmedebilir istediğiniz haberi yayınlatır ya da istemediğiniz  görüntüyü yayından men edebilirsiniz. Peki sosyal medyanın patronlarına nasıl hükmedeceksiniz. Cevabı çok basit. Yapamazsınız. Başbakan da olsanız bunu yapamazsınız.

       İkinci bölümde insanlar bilgisayar oyununun bir parçası gibi, tek yaptıkları şey pedal çevirmek. Pedal çevirmedikleri zamanda da dört tarafı ekranla çevrili hücrelerinde reklamları izlemek zaten mallığın dibine vurmuşken daha da mallaşmak. Pedal çevirmek onlara avatarlarına saç baş almalarını ve pedal çeviremeyen ezikleri daha da ezme hakkı sağlıyor. Bu bölümü oyunculuk birinci sınıfta olan arkadaşlara şiddetle tavsiye ediyorum. ‘’Olmayan nesne çalışması’’nın dibine vurmuşlar.

           Üçüncü bölümde paronayak insan modelimiz var. Evimizde yeterince korunaklı mıyız,  yeterince seviliyor muyuz, sevdiğimiz kişiye güvenebilir miyiz, aldatılıyor muyuz, korkularımız etrafımızı  kuşatır ve o alan git gide küçülür. Git gide özgür alanımız daralır ve bir süre sonra yok olur. Kendimizi huzurlu hissedeceğimiz bir yer kalmaz ne içimizde ne etrafımızda. Bu paronayak insan teknoloji ile donatılırsa ne yapar?

          Kimseye güvenmiyoruz ne kendimize ne sevdiğimize. Eger kulağımızın arkasına bir çip yerleştirilirse ve bu çip sayesinde yaşadığımız her anı kaydedebilirsek istediğimzde ileri geri sarabilir  hatta istersek bir ekrana yansıtıp yanımızdakilere bile izletme lüksüne sahip olursak ve aymı zamanda da eşimize güvenmiyorsak ne yaparz?  Hayatımızı cehennem çecirecek olan anahtarı elimizde tutuyor olurduk. Üçüncü bölümde o anahtar herkesin elinde tek yapmaları gereken ileri geri tuşuna basmak.

       Her şe dokunmatik. Telefonumuz neredeyse her ihtiyacımızı karşılıyor. Tüh be keşke bi de bize sarılabilseydi.:)

sitemkar ve içten


ben yıllardır hep tekrar kavuşulma hayali kurulan ayrılıklar zor değildir derim sevdiceklerime. Yola çıkmak ne kadar zor ve hüzünlü ise kavuşmak bir o kadar içten ve samimi olduğu için tanımlamışımdır bunu belki de. Ayrılık ve ayrılırken 2 elin birbirine veda etmesi, uzaklara gidileceğini bile bile ellerden birbirine geçen gitme kal sözcüğü , özlemimsin ifadesi , gözyaşının ıslaklığından ele geçen o heyecan ve zorluk terlemesi ne kadar zor bir anın doğacağına işarettir bilirim aslında. Ama bir taraftan da güçlü kalması gereken bir akıl ortaya çıkması lazımdır. O dakika itibari ile belki akıldan ziyade kalpten beyne doğru giden emirlerle dilinin ucuna gelen kelimeler bir isyan,bir sitem,içten bir sevgi ifade eder ama ne olursa olsun güçlü durmak gerek bazen o ayrılıklarda, birbirinden uzaklaşan ellerde. Ne olursa olsun , ne kadar uzak olursa olsun; özlem zaten sahiplenmenin ve aitliğin en belirgin,en keskin ifadesidir.

Ben bu fotoğraf üzerine ilk aklıma gelen cümleleri ifade ettim mesela biraz önce. Biraz hüzün , biraz ikilem dolu cümleler sarfetmiş olabilirim ama ne olursa olsun , ne kadar zor olursa olsun ; ellerin birbirini sarması bu yukarıda bahsettiğim tüm genel-geçer duyguların oluşturan güzelliktir. Eller kavuşsun ve sadece özlemin doğduğu anlarda birbirinden kopmak istemezcesine ayrılsın....

1 Şubat 2012 Çarşamba

ÖZLEDİĞİMİZ DERBİ

Biraz geç oldu ama yazmak  şimdiye nasipmiş
Aslında öncesinide yazmak lazım gelirdi lakin olmadı.Yıllardır böyle güzel bir futbol atmosferi için beklemekteydik.Biz’de Gö?tepe’de. Ne de olsa biz onlarsız,onlar bizsiz olamıyor...

  
Hiç bir galibiyet Gö?tepe galibiyetinden daha kıymetli olamaz.Ha şimdi bazı arkadaşlar ''ulan birbirinizle didişmekten sürünüyosunuz Bank Asya’da v.s'' diyebilir.Ne mutlu bize ki bizim açımızdan sürünme falan yok.Mücadelemize onurlu bir şekilde  devam ediyoruz.Gönlümüz elbetteki Süper Ligte.Ama bu amaç için ne olmadık insanlara  100 yıllık tarihimizi satarız ne de ışıklı panolar için kırmızı çizgilerimizden vazgeçeriz.Bu kadar girişten sonra gelelim 29.01.2012’ye.Taraf biri olarak maçı,tribünü ne kadar objektif anlatırım bilemiyorum J
Benim için maç 10-15 gün öncesinden başlamıştı.İş yerinden haftalık izinleri ayarlama,kardeşim Hacı ile görüşüp maç biletini ayarlama ilk önceliklerdi.Bunlar tamamlanır tamamlanmaz uçak biletinide aldıktan sonra geriye beklemek kalmıştı.Bekledikçe adrenalin hep yükseklerde seyretti.Cumartesi gecesi İzmir’e indiğimde havayı derince içime çektiğimde fark ettim ki güzeller güzeli şehrimde maçın havasına girmişti.Maçın olduğu hafta sitelerden hazırlanan pankartlara aşinalık başlamıştı.Özellikle Özgür SOYLU’nun portresinin olduğu bayrakları görünce gerçekten çok duygulandım.Yine Gö?tepe için özel hazırlanan pankartlarda yok değildi.



Gelelim maça; aldığımız ilk duyum İzmir Emniyet’indeki tüm izinlerin iptal olduğu yönündeydi,anladık ki gittiğimiz heryerde polis ile karşı karşıya kalacaktık(oysa biz Gö?tepe ile karşı karşıya gelmeyi isteriz)Maçtan önce Atatürk Stadı’nın yakınlarındaki 1.sanayide toplanıp bi’yandan içip bi’yandan maçın iyice havasına girme temennimize Çevik darbesi söz konusuydu.Bizlerde her Karşıyakalı gibi içkimizi semtimizin güzide Tekel bayilerinden alarak araçlarla oluşturduğumuz kortejlerde araba içinde güzelce içtik ve Sanayi ye geldiğimizde -en azından- nefsimiz körelmiş olarak hazır hale geldik.Stad çevresinde her adım attığımız noktada polisler içki sattırmamak için pür dikkat faaliyetteydi.Hatta Sanayide bulunan Petrol Ofisi’nin WC girişinde bile polisler vardı!
 2500 Gö?tepe taraftarı saat :15:00’de Mersinli tarafındaki kale arkasına yerleştirilmişlerdi.İzmir’in çok afedersiniz ama götkesen soğuğunda garipler 23:30’a kadar mahsur kaldılar.Hani yaktıkları koltuklar ve meşaller varya işte yakılma sebepleri tamamen ısınma amaçlıdır J İtiraf ediyorum hiç kimse 35dk.da böyle bir çıkış beklemiyodu.35 dakika demişken golün dakikasıda ilginçti 12.dk da yani saat : 19:12’de geldi golümüz(Biri Devlet Reyis’e haber eylesin bu rakamlardan çok pis bir hesap çıkarır)




Her maçımız sıkıntılarla dolu olduğundan bu kadar erken gelen gol kimseyi rahat bir maç izleyeceğiz düşüncesine gark edemedi.Ne de olsa Gö?tepe karşı kazandığımız 5-2 maç bile gitti gitti geldi.Zor olmasada kolay geçen bir maç elbette değildi.Futbol’a İstanbuldan bakan insanların bile değinemeden geçemeyeceği bir maçtı.Ama ne gariptirki İstanbul basını p.tesi günü 35 dk.meşalelere gönderme yapmayı tercih etti.E hani futbol terörüne karşıydınız ? amaç rayting mi yoksa ? Sahada olduğu gibi Tribündede son sözü biz söyledik nasıl mı ? (Satılık İstanbul basını bile anca Salı günü  durumun farkına vardı) Telefonunuza kodu okutun bakalım ne diyecek ;) +18 dir bilginize.


Çok uzun zamandır  yaşamadığım bir keyif bütün hücrelerime yayıldı çocuklar gibi sevinçli,barbarlar gibi vahşi oldum.Kapalı tribünde herkes kopmuştu,hele ki Gö?tepe taraftarları tellere saldırınca 5-2 yendiğimiz maçtaki kale arkası olaylar geldi aklıma o maçtada oradaydım ve Allah biliyorki o polisler aşılsaydı kapalının tamamı gelenlerin üzerine çökmüştü ve idda ediyorum Dünya Futbol tarihi böyle bir  olayı/facia yı asla unutamazdı.Neyse ki korkulan olmadı...Maç sonu İzmir’in tek yolu diyebileceğim Altınyol,Bayraklı’dan Alaybey’e girişte araçlarca kapatıldı meşalelerle,marşlarla Kutsal Topraklara giriş yapıldı.Balkonlardan insanlar bu sevince ortak olmak için Kaf Kaf çekiyordu.Bütün Karşıyaka bu keyfi doyasıya yaşadık.

Çarşıda herkes sevinç yumağı olmuş, futbolcularımızın gelişini bekliyordu.Yıllardır beklenen maç,beklediğimiz şekilde son bulmuştu.Bize o güzel akşamdan geriye kalan sevinç ve mutluluktu...
    
Son olarak İzmir’in Ağası Her Zaman Biziz . İtirazı olan ?