27 Temmuz 2012 Cuma

nerede eski ramazanlar

Madem ramazandayız , milletin ağzından eksik etmediği nerede eski ramazanlar kalıbının baş sebebi üstada adanmış bir yazıyı burada paylaşalım. Hem Dümbüllü'ye hem de Gazanfer Özcan'a saygılar ve büyük sevgi ile.


25 Temmuz 2012 Çarşamba

dış kapının mandalı

sanal dünya malumunuz artık her anımızın tek hakimi olmaya başladı. Özellikle twitter ile gelen bu yoğun bilgi ve paylaşım akışı insanların her olaylarını,gülmelerini,yemelerini,içmelerini,sevmelerini,sevişmelerini canlı yayın kıvamında yayınlaması artık bu sanal medyanın haber alma ağımızın en başlangıcı olduğu konusunda uzun tezler yazdırabilecek kıvamına gelmesine sebep oldu. Misal ben artık gazetelerin sitelerinde gezinmektense bir çok köşe yazarını twitterda takip edip,haber sitesini takip edip günceli yakalamayı tercih ediyorum. Bu yeni birşey mi lan pezevenk diyenlere de evet haklısınız ama kaleme almak istedim iki dakika sabır diyorum.

Twitter olayı artık fotoğraf programları ile iyice aşmaya başladı ki ; yediğin yemeğin içindeki kılı görecek duruma geldik hacı. Bu platformda anlık paylaşmalar iyice ufka doğru çıkmaya başladığından da böyle bir anda aklına gelip yazdığın şey beğeni ve yönlendirmelerle sayısını bilemediğin insanlara kadar ulaşmak imkanı oluyor.
Sonra adını sanını bilmediğin birisi senin yazdığın iletiyi beğenip senin yazdıklarına göz gezdirip acaba ne yazmış diye merak ediyor. Sonra bu güzel yazıyor heralde diye seni takibe almaya başlıyor, akabinde senin yazdıklarına beğenisini iletiyor,sonra sen onun yazdıklarına beğenini iletiyorsun falan bir bakmışın ortak şeyler söylediğin bir insan ile aynı anda aynı düşünceleri ortalığa salıveriyorsun.
Farkında olmadan öyle hızlı bir iletişime kaptırıyorsun kendini resmen karşındaki insan senin beğenilerinden, çalıştığın işteki şikayetine,sabah hangi araç ile işe geldiğinden,güne hangi şarkı ile başladığına dahil günlük adımlarını öğrenmiş oluyor. Hayatımız resmen apaçık lan , herşey ortada bildiğin eğer hayatı temsil etsek birey olarak adımız ; donsuz hayat, çırılçıplak karşındayız herkesin.

Bu durumdan veya bu denli açıklıktan insanlar şikayetçi midir elbette değildir. Olayın başlangıcını düşünsenize ; facebook ile bu durumun içine girmeye başladık ardından bloglar olayın içine girdi ne düşündüğümüzü neye dair fikirlerimiz olduğunu ortay dökmeye başladık , tumblr falan girdi işin içine kendimizi resmetmeye veya düşüncelerimizi görsel anlatmaya başladık ardından daha sınırlı twitter girdi ufak tefek cümlelerle isyan ve özlü söz paylaşımı başladı ardından foursquare TT lere dahil olma isteği falan derken iş kopmuş , kayışımız kopmuş, apaçık ortadayız resmen. Ha elbette buna dahil olmayan kullanıcılar yok mudur , elbette vardır ama ben şahsen dahil değilim bu gruba ve etrafımdaki bir çok arkadaşım aynen benim gibi. Yediğimizden,gezdiğimize,giydiğimize,eğlencemize,takımımıza,umudumuza,beklentimize,siyasi görüşümüze dair bir kulvar bulup orada günümüzü geçirmeyi seviyoruz her türlü.

Şimdi mesela kurgulanmış bir hikaye yazıyorum size olur mu olur ; böyle TT de gördüğünüz bir hashtag'e binaen bi tweet atıyorsunuz. Tweetiniz birilerinin gözüne çarpıyor sizi takip ediyor , takip eden kişi sizin diğer tweetlerinizi de beğenip paylaşıyor siz allah allah diyorsunuz ne oluyo lan kim acaba bu ? siz takibe almaya başlıyorsunuz bu sefer aynı şeyi siz tekrarlıyorsunuz , atılan tweetlerden bir anlam çıkarıp sonra bu kişiye cevap veriyorsunuz falan derken bildiğin böyle şakalaşmalar falan muhabbet gırla. Sonra aradan 3.kişiye ait bir tweet görüyorsunuz, böyle imalı olanlardan, bakıyorsunuz tanımıyorsunuz bu kişiyi , biraz önce şakalaştığınız kişiyi de tanımıyorsunuz ama onunla paylaşmışsınız ya bişeyler o sizi takip eder siz onu takip edersiniz ya artık yakın sayılırsınız birbirinize. Siz otomatikman tanıdık sınıfındasınız yani , bakıyorsunuz o kişi giriyor birine ohooo kavgalar falan ama muhabbete inince sizden ortaya çıkan bir kavga belki de. Kim bilir kıskançlık tripleri belki başka türlü birşey falan derken ulan ne oluyorum diyorsunuz. Sonra siz işin içinden çıkıyorsunuz ama ortada kalan bildiğin ağır kavga siz de o kavganın içindesiniz lan. Dış kapının mandalı sayılırsınız ama daha yarım saat önce adını duymayacağınız 2 kişinin kavgasının ortasındasınız. Nasıl toparlayacaksınız,ne yapacaksınız bilemezsiniz ama bu kadar alenen ve sınırsız yaşadığımız sanal medyadan alacak çok dersimiz var. Bu güzeldir veya kötüdür bilemem kişisel fikrim bildiğin eğlencelidir :))

18 Temmuz 2012 Çarşamba

bi şarkıdan öte

yıllar yıllar önce park orman denilen o güzide yerde konserler üst üste verilirdi. Bir gün o lisede ufaktan duyduğum ama böyle uzun uzadıya sindire sindire dinleyemediğim bu muhteşem grup park ormana geliyordu. Abilerimizden biri bileti almış beni konsere götürüyordu. Kimilerinin hayatının en güzel günü idi, kimileri yanına çocuk getirmişti kesmek için sırf bu an yüzünden. Benim ise o kıt müzik bilgim ile en cahil halim ile o günden aklımda kalan bu şarkının performansı idi. Herşeyi kenara bırakayım yazım yayınlama anlamında sessiz kaldığım şu günlerde benim için bir şarkıdan öte olan şaheseri en canlı hali ile buraya özür manasında koyuyorum. Bu şarkıyı dinledikten sonra muhtemelen özrüm kabul edilecektir. Massive attack sen insanı cümlesiz bırakan tarifi için bir bonga ihtiyaç duyduğu başımıza gelen en güzel şeylerden birisisin. Resitale gelin efendiler akşam akşam ;

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Adres Soran Adam

Böyle Leyla ile Mecnun keyfine vardığım sıralarda Çalgı Çengi ekibi yeni yaptığı bir projeyi Kanal D'de Ara Güler'li falan bir tanıtımla Üsküdar'a Giderken olarak belirledikleri isimle Eylül ayında Kanal D'de yayınlayacağını duyurmuş idi. Ohaa lan acayip olacak derken sevgili Kanal D yani şu aptal dizi Yalan Dünya'yı her gün orada burada övmekten bir hal olan karakterlerini pohpohlayıp duran Kanal D ; Üsküdar'a Giderken'e yaptığı muamele gecenin bir vakti yayınlamak ve 13 bölüm sonunda diziyi yayından kaldırmak oldu. Bu saçma haberden sonra ulan dedik yazık oldu bu diziye. Özellikle Murat Cemcir'i dizide görmek ve böyle absürtlüğün dibinde bir rolde adamın tek kişilik şovuna şahit olmak efsane idi ama biz ne dersek diyelim sonuçta diziyi aptal kanal yayından kaldırdı !!! Her neyse dedik L&M ile idare ederken L&M sezon sonunun akabinde neşeli bir haber geldi sloganı ; Modern Muzip Yalanlar şeklinde olan.

İşler Güçler fragmanına ardından ekibine falan bakınca oha lan umarım bu sefer kaldırmazlar diziyi efsane olur bu diye iç geçirdik. İlk bölümde efsane yarattılar o kemik izleyicisine ve ben çok fena geliyorum dediler resmen. Ekipte elbette sevgili Murat Cemcir ve Ahmet Kural efsane ikili olduklarında olsa gerek öne çıkıverdi fakat benim gözüm ise Üsküdar'a Giderken dizisinden başlayıp sonra Burak Aksak transferi olarak L&M ekibine katılan ve daha sonra İşler Güçler ekibinde 3.kişi olarak ortaya çıkan yetenekli insan Sadi Celil Cengiz'deydi. Çerkezim ben abi , atın üstünde büyüdüm diyen 3.adam Sadi Celil Cengiz. Bu yüzden kendisinin bundan önce efsane olduğu işlerden burada bir kuble sunup, kendisine olan saygımı belirtmek istedim. İşler Güçler dizisinin ikinci bölümü yayınlanmadan evvel burada böyle üst üste kendisinin çektiği ve kısa film yazar,yönetmeni olarak efsaneleştiği yapımlarından birkaç adet buraya ekliyorum. Adres soran adamdan başlayıp , kayzer soze var mıydı, yok muydu ile biten kısa bir film serüveni işte ;

Buyrun buradan yakın :







3 Temmuz 2012 Salı

feda

Ön Not: Bu yazı BJK basketbol takımının şampiyonluğunun hemen akabinde sevgili kardeşim Adem Çiftçi için kaleme alınmış fakat daha sonrasında yaşanan sağlıksal problemlerden ötürü taslak formatında bırakılmıştır. Bu yazının geç yayınından dolayı başta Adem olmak üzere okuyan herkesten özür diler ayrıca bu süre zarfında yaşanan transfer ve sponsor hareketlenmelerinden doğan yazılık aktiviteleri de BJK şampiyonluğuna duyduğum saygımdan dolayı pas geçiyorum.





Öncelikle şunu belirteyim ; ben son derece Ergin Ataman antipatisi besleyen (bu yıllar öncesinde Efes Pilsen antrenörü olduğu zamana dayanır) ayrıca basketbolu yaklaşık 17 yıldır izleyen birisi olarak bu sene Euro Challenge maçları hariç Beşiktaş Basketbol takımına herhangi sempatisi veya yakınlığı olmayan bir basketbol orospusu olarak bu yazıyı yazıyorum ;

Aslında şampiyonluğa bakarsanız her spor dalında olduğu gibi hikaye oluşturacak parçaların 1-2 yıl öncesinden oluştuğunu iddia edip , işte buradan bir takım kuruldu ve bugünlere gelindi diye klasik laflar etmek işin doğasında vardır ama ben bunu yapmıyacam. Bundan önce var olan Beşiktaş macerasında son derece başarılı zamanlarını harcayan Ergin Ataman'ın bu takıma ikinci dönüşü basketbol anlamında kredisi bol ama yine play-off yarı finali sınırında kalacağı benziyordu. Ergin Ataman geçen sene ortasında takıma katıldıktan sonra yaptığı hamle Marcelus Kemp olarak sınırlıydı ve geçen seneden bu sezon başına kadar elinde kalan tek oyuncusu aynı zamanda Kemp idi. Herneyse malum lokavttan sonra aç kurt gibi sağa sola saldıran BJK takımı Ergin Ataman'ın her zaman sevdiği yıldız kategorisinde bu sefer işi abartmış ve gelen ismin büyüklüğü Türkiye Basketbol Ligleri tarihinin üstünde idi. Dünyanın en önemli 3-4 oyun kurucusundan birisine BJK imza attırmış aynı hafta Hawkins ile anlaşıldığı açıklanmış akabinde Erwin Dudley ve Semih Erden türk kontenjanından takıma katılmış idi. Petravicius ismi ortaya atılmış ama sakatlık sonrası vazgeçildikten sonra tam o sıralarda James Gist'in marijuana suçundan gelecek cezayı bekleyen Fenerbahçe Ülker'in cezanın uzun olmadığını düşünerek Zoran Erceg transferinden vazgeçmesi üzerine Erceg Ergin Ataman'ın takımında kendini bulmuş idi. Bununla beraber biraz uğraşılmasına rağmen Serkan Erdoğan ve Cevher Özer takımdan ayrılmış yerlerine Beşiktaş'ın kendi çocucğu Mehmet Yağmur Türk Telekom'dan geri çağrılmış yanına da hala basketbol otoritelerin umut beklediği geçmiş yılların wonder kidi Barış Hersek takıma eklenmişti. Bu süre zarfında aslında en ilginç ve radikal olan karar verilmiş ve yıllardır takımın en önemli silahı ve aynı zamanda seyircinin en güvendiği isim olan Mire Chatman ile yollar ayrılmıştı. Oyun kurucusu yedekleme olayını da Can Akın ile çözen Beşiktaş'ın artık sezon başında kadrosu gidenler ve kalanlar ile beraber şekilenmişti.

Sezon başında şöyle takımlara bakarken ; Bir sezon önce Euroleague'de çok önemli işler başaran FB Ülker takımdan Greer,Lavrinovic ve Kinsey'i gönderip yerine Euroleague sayı kralı ve muhtemelen Avrupa'nın en önemli sayı makinelerinden biri Bojan'ı , Curtis Jerrels'i,James Gist'i ve son anlarda da Sefolasha'yı kadrosuna katarak geçen yıl olan formunu düşündüğümüzde bildiğimiz korku salan bir akım haline gelmişti. Anadolu Efes keza bu yılın en pahalı takımlarından biri olarak kadrosunu yapılandırmış ve Vujacic,Barac,Dusko Savanovic ve Ersan İlyasova gibi çok ama çok önemli adamları kadrosuna katıp yerli alternatifi ve aynı zamanda pahalı yabancıları ile geçen sene finale çıkamamanın hesabını sormaya geliyorum der gibi sezona başlamıştı. GS Medical Park ise sezon başı Euro League elemelerinde kadrosuna kattığı Lakovic,Songalia,Furkan Aldemir,Cevher Özer,Ender Arslan,Gordon gibi oyuncuların katkısını alıp FB , Efes'ten sonra final ve akabinde gelen Euro League başarısı ve Cumhurbaşkanlığı kupası ile sezona sağlam adımlarla girmişti. Biraz arka planda kalsa da Türk Telekom Mehmet Okur , Jasaitis , Kambala ve Michael Wright transferleri ile iddialı başlayan bir diğer ekip olarak sivrilmişti.

Şu yukarıda saydığım tabloya bakan ben sezonu FB'nin domine edeceğini ama Efes ve GS'nin onu zorlayacağını ama lokavtın bitme ihtimali yüksek görerek Banvit,Telekom ve Beşiktaş üçlüsünden birisinin Play Off yarı finalinde 4.takım olacağını buna da en yakın olarak Telekom'u gördüğümü söylüyordum. Elbette oyun sahada oynanır ve kazanılır , nitekim Beşiktaş'ta bunu yaparak şampiyonluğu en önemli rakiplerini tek tek yenerek , hatta ve hatta yenildiği maçları sadece son saniyelerde kaybedip,kazandığı maçları da 3. ve 4. periyotlarda rakiplerini ezerek gerçekleştirdi.



Bu sene BJK açısından her maçı kazandığında veya önemli bir maçtan galip ayrıldığında çevremdeki herkese bu tek maçlarda olabilir ama iş seriye gelince BJK bir seriyi kaldıramaz tezimi savundum durdum. Özellikle Can Akın sonrası rotasyona zorla dahil edilen Serhat beklenenden daha fazla katkı vermese BJK bildiğin bir seneyi sadece pasaportunda Türk yazan Dudley ile kapattı denebilir. Bu açıdan bakınca takımda var olan yabancıların aslında ne kadar büyük iş yaptıkları daha fazla ortaya çıkıyor. Bu kadar sorumluluğun altına girip bunun üstesinden üst seviye turnuvalarda gelmek takımda daha birinci senesini geçiren yabancı oyuncuların yapmakta zorlanacağı iştir. Üzerine birde Hawkins harici diğer oyuncuların Avrupada çok az üst düzey deneyim yaşamaması bu oyuncuların hepsinin bir noktadan sonra aşağıya doğru iniş göstereceğinin açıkça göstergesiydi. Aslında GS ilk maçında özellikle Bonsu bu durumu alenen yaşamaya başlamıştı ama tüm takım onu ayağa kaldırmak için neredeyse periyodu feda etmeye razıydılar. Bu denli bir yabancı paylaşımı bu ülkede uzun süredir bir şampiyon takımın yaşadığı bir durum değildi. En son Efes şampiyonluğunda Thornton,Charles Smith benzeri katkıyı vermeye çalışmışlardı ama orada lider Keremlerin katkısı ile iş aslında bundan daha farklı bir durumda idi.

Bu serüvene bakınca GS ile yapılan kupa maçında Serhat'ın son saniyede sol dipten attığı üçlük aslından sezonun en kırılgan noktası idi. O üçlük aynı zamanda birçok paylaşımı üst seviyeye taşıyıp önce kupayı getirdi ardından Euro Challenge çeyrek finalini. Çeyrek finali rahat geçtikten sonra BJk için 2.kupa temennisi ve hedefi aslında çok zor gözüken bir durumda değildi ve kimilerine göre hafife alınan o kupanın 2 finalisti kendi liglerini şampiyon tamamlayarak 2012-2013 sezonunu Euro Leagu'te geçirmeye hak kazandılar. Bu bakımdan bakılınca aslında BJK nin kupa 3 diye adlandırdığı bir turnuvada çok sağlam bir ekibi finalde yenerek bu ülkeye yıllardan sonra bir kupa kazandırdığı düşünülebilir. Bu kupayı hafife alanlara da söyleyecek lafım , oğlum bak gitten öte bişey değildir zaten.

2.kupa güveni aslında BJK nin ilk turda FB yi rahat eleyeceğinin göstergesiydi ki zaten öyle oldu. Rahat sayılmasa bile önemli bir karakter ile ilk turu geçen BJK ile GS mücadelesinde açıkçası GS daha favori takımdı. Fakat hala idrak edemediğim 3. ve 4. periyot performansları ile BJK açık ve net bir şekilde GS yi sürklase etti ve finale yükseldi. İşte burada hala anlayamadığım BJK kondisyonu ve iştahı devreye giriyor. Şut atıcak hali kalmayan Hawkins'in yılmadan savunmada en aktif olması , Arroyo'nun saha içinde kendini inanılmaz şekilde dinlendirebilmesi , Erceg'in hiç oynamadığı dakikalardan sonra girip 3-5 dakikada 8-10 sayı atması ve bir daha uzun süre kenarda beklemesi daha sonra oyuna girip aynı tarifeyi uygulaması ciddi anlamda Ergin hocanın başarısıdır ben bunu söylemekten imtina etsemde. Bu kadro GS serisinde ciddi anlamda derslik bir basketbol oynadı ve zaten finale geldiğinde Efes'i her şekilde yeneceğini herkes biliyordu. Efes serisine değinmeye gerek bile duymuyorum işte bu yüzden ama işin özü bu takım olağanüstü bir atmosfer ile Sinan Erdem'de başlattığı Play Off masalını Abdi İpekçi'de muhteşem bir peri masalının sonuyla bitirip alnının akıyla,gerçekten ama gerçekten savaşarak ve ter akıtarak 3.kupasına ulaştı. Bir GS taraftarı olarak Feda kelimesini sonuna kadar sahada uygulayan BJK takımı teknik ekibi,basketbolcuları ve muhteşem atmosfer yaratarak bu şampiyonlukta önemli bir itici güç olan BJK taraftarını saygıyla selamlıyor ve tebrik ediyorum.